Özelleştirme yoksullaştırıyor

Esfender Korkmaz Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, 14 adet şeker fabrikasını, Dinar 2 hidrolik santralini, Çine hidroelektrik sant...

Rusya neden böyle yapıyor?

Doç. Dr. Kürşad Zorlu Suriye’deki denklem ve gelecek beklentisi çok hızlı değişiyor. Bölgenin kaygan zemini ve vekaletler savaşında kul...

Mahallenin Delisi

Ayça ÖZTORUN Mahallenin Delisi- Hikâye   Çukurova her bahar benim için törendi. Bu nedenle bahar aylarını Çukurova’da geçirmeye gayret ederdim. Sırt...

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Bizim Elit...

Pervin Kaplan'ın Prof. Dr. İlber Ortaylı ile röportajı: Türk maarifinin en önemli özelliği kitlenin nabzına göre şerbet vermek. Kitlenin isteği ile...

Editörün Seçtikleri

Mahallenin Delisi

Ayça ÖZTORUN Mahallenin Delisi- Hikâye   Çukurova her bahar benim için törendi. Bu nedenle bahar aylarını Çukurova’da geçirmeye gayret ede...

6. Altın Turaç Ödülleri Anket Oylaması Devam Ediyor

Oylamaya Siz de Katılabilirsiniz

 

Derneğimizin aylık, süreli yayını olan “Çukurova Lobisi” dergisi her yıl “Altın Turaç Ödülleri” düzenlemektedir. Dört yıl aradan sonra;

Bu yıl ki törenimiz: “6. Altın Turaç Ödülleri” için web sitemizde açılan elektronik anket oylaması devam etmektedir.

Memleketimizin en iyilerini, en başarılılarını birlikte seçelim. İnsanımızı, yaptıkları iş, görev ve hizmetlerde teşvik edelim.

Oylamaya siz de katılabilirsiniz.

Sizce 2017 yılının en başarılısı kim ise; 31 Mart 2018 tarihine kadar lobi@cukurovader.org.tr veya cukurovader@cukurovader.org.tr e-posta adreslerine girerek, oylamaya katılınız… 

Çukurova Lobisi Dergisi

Yayın Kurulu

Özelleştirme yoksullaştırıyor

Esfender Korkmaz

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, 14 adet şeker fabrikasını, Dinar 2 hidrolik santralini, Çine hidroelektrik santralini satışa çıkardı.

AKP kendi felsefesini özelleştirme felsefesi olarak görüyor… Özelleştirme idaresi web sayfasında ”Özelleştirmenin ana felsefesi, devletin asli görevleri olan adalet ve güvenliğin sağlanması ile özel sektör tarafından yüklenilmeyecek altyapı yatırımlarına yönelmesi, ekonominin ise pazar mekanizmaları tarafından yönlendirilmesidir.”

Teorilerde, yasalarda ve dünyadaki uygulamada özelleştirme için öne sürülen  gerekçelerden biri şöyledir:

Devamını oku →

Rusya neden böyle yapıyor?

Doç. Dr. Kürşad Zorlu

Suriye’deki denklem ve gelecek beklentisi çok hızlı değişiyor. Bölgenin kaygan zemini ve vekaletler savaşında kullanılan araçların yeni kullanım alanlarına açık olması bir tarafa, siyasi ve hukuki sürece adım adım yaklaşırken herkes oturduğu yeri sağlama almaya çalışıyor. Özellikle ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un ziyaretinden önce Rusya Dışişleri Bakanlığının “onlara güvenmeyin” şeklindeki yaklaşımı bir tavsiyeden ziyade uyarı niteliği taşıyordu. Çünkü Astana süreci, S-400 savunma sistemleri, İdlib’de askeri işbirliği ve Afrin’de hava sahasının  Türkiye’ye açılmasının ardından  Türkiye-ABD ilişkilerini uçurumun kenarından alma girişimi Rusya’yı yeni hamlelere sevk etmiş görünüyor.

Devamını oku →

Mahallenin Delisi

Ayça ÖZTORUN

Mahallenin Delisi- Hikâye  

Çukurova her bahar benim için törendi. Bu nedenle bahar aylarını Çukurova’da geçirmeye gayret ederdim. Sırt çantamı alıp limon çiçeklerini solumak, köy kasaba dolaşıp bahar gezgini olmak için hazırlıklar yaparken telefonumun sesiyle irkildim. Arayan annemdi. Sesinden kaygılı olduğunu anladım.

“Allah aşkına gel yavrum! Yanımızdaki kiralık eve tuhaf bir adam taşındı. Adamın kahkaha seslerinden yatamaz oldum. Neyin nesi öğrensek iyi olur. İmza mı toplarsınız ne yaparsanız yapın. Bu adam gitsin burnumun dibinden!” diye söylendi.

Annemin sıkıntılı durumunu çözmek için Adana’dan ilçemize doğru düştüm yollara. Evimiz yan yana üç daireden oluşan bitişik nizam müstakil bahçeli şirin bir evdi. Ortadaki evin sahibi Almancıydı. Kendisi yurt dışında olduğundan evini kiraya veriyordu. İlk dairede annem oturuyordu. Üçüncü dairede de elli, elli beş yaşlarında nazarıyla ün yapmış adeta komşuları tarafından lanetli olarak bilinen Fadik abla oturuyordu.

Devamını oku →

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Bizim Elit Çocuklar Simit Bile Alamaz

Pervin Kaplan’ın Prof. Dr. İlber Ortaylı ile röportajı:

Türk maarifinin en önemli özelliği kitlenin nabzına göre şerbet vermek. Kitlenin isteği ile eğitim sulandırılıyor. Latince’yi kaldırmaları da böyle oldu. Filolog dediğin adam Latince bilir, Türkolog Arapça ve Farsça. Türkiye’de eğitim inşaatçıların talebine göre yapılıyor. Bin kişilik sınıfta hukuk mu okunur? Ama bu nabza göre şerbet vermeyi her parti, her politikacı yapıyor.

Devamını oku →

Kür Şad vardır!

Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun

Birkaç gündür “Kür Şad var mı?” sorularına muhatap oluyorum. “Kür Şad diye biri yokmuş.” diyenler de var. Hatta “Kür Şad hainmiş.” diyenler de. Bu sebeple efsanelere sonra devam etmek üzere bu hafta Kür Şad konusunu ele alıyorum.

Atsız’ın, Türkçesini Kür Şad olarak tasarladığı bir kahraman Türk tarihinde vardır. Hem de canlı kanlı bir kahraman. Bozkurtların Ölümü romanında olduğu gibi, 40 (küsur) arkadaşıyla gerçekten Çin sarayını basmış, Vey ırmağı kıyılarında vuruşa vuruşa ölmüş bir Türk kahramanı.

Kür Şad’ın Çin kaynaklarındaki adı Cie-şı-şuay’dır. Çinliler, Türklere ve Çinli olmayan başka milletlere ait özel kelimeleri ve özel isimleri Çinceye uydurarak kaynaklarına almışlardır. Böylece bu kelime ve isimler tanınmayacak hâle gelmiştir. Bu tür kelime ve isimlerin, alındıkları dildeki asıllarının ne olduğu konusu özel bir ihtisas konusudur. Türkologlar ve Sinologlar (Çin bilimciler) bu tür kelimelerin asıllarını anlayabilmek için sürekli çaba harcamışlardır; bugün de harcamaktadırlar. Kelimelerin aslını tasarlama işine “rekonstrüksiyon (yeniden kurma) denir.

Devamını oku →

Afrin’den egemenliklere bakış

Sadi Somuncuoğlu

Cehennemin taşları, I. Dünya Savaşı sonunda, Sevr’de döşenmişti. Zebaniler, zamanı gelmiş olmalı ki, 1990 Birinci Körfez savaşıyla, yola devam dediler. Onlar devam dediler de, kanlı olayların bugünlere geleceğini düşünen pek olmadı. Üstelik niyetler ve hesaplar bilindiği halde. Malum; olaylar, Amerikan-İngiliz ikilisinin askerî işgal ve katliamlarıyla birdenbire alevlendi. “Arap Baharı” ile kuzeyden Afrika’yı dolaşarak Suriye’de düğümlenerek, emperyal güçlerin nüfuz hakimiyeti mücadelesine dönüştü. Başlangıçta işgalcilerin yanında veya karşısında yer alan bölge güçleri, gecikerek de olsa, aralarında yakınlaşma sağladı; direniş başladı. Buna rağmen, aralarındaki görüş ayrılıkları ve güven zafiyeti giderilemediği için istenen sonuca ulaşılamadı. Karşılaşılan felaketin boyutları tam kavranamadığı, hayalperest ve gündelik çıkar hesaplarından vazgeçilmediği sürece de durumun değişmeyeceği görülmektedir.

Devamını oku →

Yunus’un izinde bir tekke şairi: KAYGUSUZ ABDAL

Ali Alper ÇETİN

Ondördüncü yüzyılın başlarında Yunus; coşan, köpüren bir aşk çağlayanıdır. Sebil sebil Anadolu’ya dökülür. Yunus’un sesi, renk olur gönülleri süsler, ışık olur düşünceleri aydınlatır.

Yunus, sevgi doruğunda burcu burcu kokan bir aşktır. Yunus bu dünya’dan göçer ama, gerçek aşkı onu, ölümsüzlük tahtında, yılların yüzyılların Yunus’u yapar.

Yunus ölür, bir başka Yunus dünyaya gelir. Öyle ki, ondördüncü yüzyılın sonlarında onbeşinci yüzyılın başlarında yaşadığı, bazı araştırmacılar göre (1341-1444) yıllarında yaşadığı söylenen Kaygusuz Abdal adlı bir şair, Anadolu’da, kendi kişiliği içinde bir başka Yunus olur, açar gönül kitabını okur da okur…

1341 yılında Alaiye’de (Alanya) doğmuştur. Asıl adı Alaeddin Gaybi’dir. Babası Alaiye Beyi Hüsameddin Mahmud’dur. Padişah II. Murat döneminde yaşadığı söylenir. İyi bir öğrenim görmüştür. Döneminde geçerli bütün ilimleri öğrenmiştir. Hacı Bektaşi Veli‘den sonra Bektaşîlik tarikâtının başına geçen Abdal Musa’ya bağlanarak tasavvuf yoluna girdi. Genç yaşta Abdal Musa’ya derviş olarak Kaygusuz adını almıştır.

Devamını oku →

Türkiye için yeni bir fırsat…

Doç. Dr. Kürşad Zorlu

Afrin harekatının 22. gününde Türk ordusu ilerlemeye devam ediyor. Batıdaki bazı yayın organları askeri ilerleyiş kadar kullanılan askeri malzemelerin %75 oranında Türk malı oluşuyla ilgileniyorlar. Zira 1965’ten bu yana ABD menşeili silah sektörünün %66’sı Ortadoğu pastasını yiyor. Dolayısıyla Türkiye sınır ötesini güven altına alırken diplomasi ve güvenlik hattını daha yukarıda karşılamaya dönük stratejileri atlamamalı.

DEAŞ’ın Afganistan’da yeniden örgütlenerek Ortadoğu-Orta Asya bağlantısına yönelişi uluslararası çevrelerce de takip ediliyor. Bu kapsamda Türkiye’nin Ortadoğu’daki askeri ve diplomatik manevra alanını etkileyen iki gücün, Rusya ve ABD’nin yukarıda, Orta Asya’da başlayan mücadelesinde Türkiye’de yerini almalı.

Neden Orta Asya?

Devamını oku →

Türklerin türeyiş efsaneleri: Oğuz Kağan Destanı

Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun

Türklerin türeyişiyle ilgili en eski kayıtta ilk atalardan İ-çi-ni-şi-tu, yaz ve kış tanrılarının kızlarıyla evlenmişti. Konuyla ilgili ilk yazımın sonunda sormuştum: Acaba daha başka rivayetlerde buna benzer bir şey var mıydı? Sorunun cevabını, bu defa Çin veya Arap kaynaklarında değil, eski bir Türkçe metinde buluyoruz. Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı’nda.

13-15. yüzyıllarda yazıya geçirildiği tahmin edilen Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı’nda, gökten inen ışığın içinde güzel bir kız vardır; Oğuz onu görür ve evlenir. İkinci olarak göl ortasındaki bir ağaç kovuğunda güzel bir kız görür; Oğuz onunla da evlenir. Bunlardan birincisi yaz tanrısının, ikincisi kış tanrısının kızı olmalıdır. 629 yılına ait Çince kayıttaki yaz ve kış tanrılarının kızlarının, sekiz dokuz yüzyıl sonraki bir kayıtta bu kadar değişikliğe uğraması tabiidir.

Devamını oku →

Kuruluşlardan Türk adı çıkarılamaz

Sadi Somuncuoğlu

Türk Tabipleri Birliği’nin “Savaşa hayır” bildirisi, bakın neleri açığa çıkardı? TTB yönetimini yakından tanıyoruz. Bunlar; vatanımızı bölmek için her türlü cinayeti işleyen; şehirleri yakıp yıkan, masum insanları katleden teröristleri kınamazlar. Mecbur kalırlarsa da, bunu kerhen yaparlar. Emperyalistlerin maşası teröristlerin saldırılarına değil, güvenlik güçlerimizin meşru savunma hakkına, şu veya bu bahane ile karşı çıkarlar. Şimdi olduğu gibi… Kendilerinden olmayanların, katliam ve etnik temizlikle yurduna yuvasına el koyan, PKK/PYD/YPG’nin vahşetini görmezler.

Neymiş, efendim; savaş insan sağlığına zararlıymış.” Bunu bilmek için tabip olmaya gerek var mı? Tam da, askerlerimizin cephede can verdiği bir sırada, acaba bu fetva neyin nesi? Bu psikolojik saldırı, askerimize mi, yoksa teröristlere mi yarar? Belli değil mi? Ayrıca, savaş tıbbî değil, öncelikle siyasi bir olaydır. Büyük Atatürk‘ün dediği gibi “Harp zorunlu ve hayati olmadıkça, millet hayatı tehlikeye düşmedikçe bir cinayettir. Geç de olsa Türkiye, bu hayati tehlikeye karşı harekete geçti.

Devamını oku →