gul_muhammed[1]

Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun

Peygamber efendimizin dünyayı şereflendirmesinin yıl dönümü olan MEVLİD KANDİLİNİZİ tebrik eder; Size, ailenize, tüm Türk ve İslam alemine barış, hu...

sadi_somuncuoglu

AB: Hem Suçlu, Hem Güçlü

 AB: Hem Suçlu, Hem Güçlü Sadi Somuncuoğlu Türkiye, katılım için 1959'da Yunanistan'dan on beş gün sonra AET'ye müracaat etti ve 1963'...

necdetozkaya

” Bakan iyot gibi açıkta kald...

"Bakan iyot gibi açıkta kaldı"                                                                                               Necdet Özkaya         ...

mevlana-1

Gönüller Sultanı: MEVLÂNÂ

743. Şeb-i Arûs törenine doğru¹…             Anadolu’yu aydınlatanlar - Gönüller Sultanı: MEVLÂNÂ   Ölümünden bu yana yediyüzkırküç yıl geç...

Editörün Seçtikleri

mevlana-1

Gönüller Sultanı: MEVLÂNÂ

743. Şeb-i Arûs törenine doğru¹…             Anadolu’yu aydınlatanlar - Gönüller Sultanı: MEVLÂNÂ   Ölümünden bu yana yediyüzkırk...

Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun

gul_muhammed[1]

Peygamber efendimizin dünyayı şereflendirmesinin yıl dönümü olan MEVLİD KANDİLİNİZİ tebrik eder; Size, ailenize, tüm Türk ve İslam alemine barış, huzur, bereket, rahmet getirmesini temenni eder, sevgi ve saygılar sunarız.          

    ÇUKUROVALILAR DERNEĞİ

            YÖNETİM KURULU

AB: Hem Suçlu, Hem Güçlü

 AB: Hem Suçlu, Hem Güçlü

Sadi Somuncuoğlu

sadi_somuncuogluTürkiye, katılım için 1959’da Yunanistan’dan on beş gün sonra AET’ye müracaat etti ve 1963’te “Ankara Anlaşması”nı imzaladı. Ekonomisi Türkiye’den çok geri olan Yunanistan 1981’de tam üye oldu, legal ve illegal yolardan akıl almaz mali ve siyasi destekler aldı. AT, (1993’te AB olmuştur) 1990’da Sovyetler Birliği dağılana kadar Türkiye’yi idare etti; bu tarihten sonra kendi hukukunu da çiğneyen ve yetkili olmadığı alanlarda(dış politika gibi) baskıcı bir yolu benimsedi. Helsinki’de 1999’da adaylık statüsü verilirken hedefi; Türkiye’yi AB’den ümitsizliğe düşürmemek, Kıbrıs’ı Rumlara, Ege Denizi’ni Yunanistan’a vermek ve teröristbaşı APO’yu idamdan kurtarıp ülkemizde yeni bir azınlık yaratmak idi. 2002’de teröristbaşı kurtarılmış, diğer hedeflerde gelinen nokta da ortadadır. Bütün bunlar 10 Aralık 1999’da Bakanlar Kurulu’nda adaylık statüsü konuşulurken dile getirilmiş ve 2002’de yayımlanan “Avrupa Birliği Bitmeyen Yol” kitabımızda kayda geçirilmiştir. Bitmeyen yolun gelinen bugünkü noktasında ise AP, Türkiye ile ilişkileri dondurma kararı almıştır. Bu blöfe pabuç çıkaracak ahmak kaldıysa.

Görülüyor ki, AB, Türkiye’ye muhtemel ortak gibi değil, dağıtılacak ve sömürülecek hedef ülke gibi bakıyor. Bu tespit önemli olduğu için 2004’te önümüze konan zirve kararlarından bazı örnekler vermek isteriz:

Devamını oku →

” Bakan iyot gibi açıkta kaldı”

necdetozkaya“Bakan iyot gibi açıkta kaldı”necdetozkaya_anilar

                                         

                                                    Necdet Özkaya

                                                                30 Haziran 2009- Dörtyol

 On beş gün oldu. Ama yazmaya henüz zaman buldum. Daha doğrusu yazabilecek havayı bugün yakalayabildim. Bu iki haftalık süreyi boş mu geçirdim? Kendime haksızlık yapmayayım. Öteberiyi tamir ettirmekten, suda elektrikte çıkan arızaları gidermek; Buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon vb. elektrikli eşyaları normal çalışır hale getirmek ne kadar zor ve zaman alıcı işler olduğunu ancak bizim gibi yazlıkçılar bilir.

Birini tamir ettirip iş bitti derken, bulaşık makinesinin ardından buzdolabının teklediğini görünce ister istemez asabınız bozulur, huzurumuz kaçar. Derdinizi paylaşacak bir insan ararsınız. Uzağa gitmenize gerek yok. Yanı başınızdaki komşuya dert yanmaya kalkarsınız. Onun da sizden farklı bir ortamda olmadığını görürsünüz. Karşılıklı yakınmaların bir tek yararı vardır. “Arıza belasının” tamir gailesi”nin sadece kendi başınızda olmadığını anlarsınız. Bunun üzerine “oh”mu dersiniz, “vah vah”mı edersiniz duruma bağlı.

Tatilde okumak, üzerinde inceleme yapmak için birkaç kitap almıştım. Bunlardan biri 27 Mayıs askeri müdahalesinin kahramanlarından biri olan Ahmet Er’in “Hatıralarım ve Hayatım 27 Mayıstan 12 Eylüle” adlı kitabıydı.

Kitap, gündemdeki olaylara da denk düştü. “Genel Kurmay’da bir Albay tarafından hazırlandığı iddia edilen bir darbe planın varlığı” tartışılıp duruyor.

Devamını oku →

Gönüller Sultanı: MEVLÂNÂ

mevlana-1743. Şeb-i Arûs törenine doğru¹…            

Anadolu’yu aydınlatanlar – Gönüller Sultanı: MEVLÂNÂ

 

Ölümünden bu yana yediyüzkırküç yıl geçtiği halde, her devirde yeni, her devirde eserleri okunan, sevilen, ilâhî aşkın doruğu, büyük Türk mutasavvıfı Mevlânâ Celâleddin’le söze başlıyor, makaleye onunla giriyoruz.

Üç sözden artık değil,

Bütün ömrüm şu üç söz:

Hamdım, piştim, yandım…

diyerek hayatını üç kelimeyle özetleyen, ölümüne yakın günlerde de: (Ömrümde elde ettiğimi anlatırsam, söz şu üç kelimeyi aşmaz: Yandım, yandım, yandım…) diyen bu feryadla bütün cihanı, ilâhî aşk cezbesiyle çevresinde toplayan, gönüllerin huzuru, umutsuzların umudu, sevgi durağı, büyük insan Mevlânâ’dan söz edelim önce…

Devamını oku →

Güvenlik Konsepti ve Büyümemiz!

sadi_somuncuoglu                                               Sadi Somuncuoğlu

Türkiye’nin “Yeni Güvenlik Konsepti” konferansında Polis Akademisi yönetici ve öğrencilerine hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yeni Güvenlik Konseptinde sorunları kaynağında çözeceğiz” dedi. Gerçekten de mücadele buna göre yapılıyor. Büyüme konusuna döneceğiz, ancak ikide bir tekrarlanan bazı tehlikeli yanlışları düzeltmek isteriz. Meselâ: konuşmadaki; “Biz 22 milyon kilometrekarelik dünya ölçeğinde toprağı görmüş bir devletin varisleriyiz.” tespiti yerindedir, doğrudur. Ama; “Lozan’da da işte o 3 milyon kilometrekareden maalesef bir yerler yine tırmıklandı, 780 bin kilometrekareye kaldık. Burnumuzun dibindeki yerler bizden alındı. Nasıl oluyor? Elindekini veriyorsun, hâlâ başarılı çıktık diyorsun?” yorumu doğru değildir.

Devamını oku →

Hassa’nın Kurtuluşunun 95. Yılı Kutlu Olsun (15 Kasım 1921)

cemil_gökFransızlar Hassa’yı Bırakmak İstemiyordu
Ankara İtilafnamesine Giden Süreç…

 

Birinci Dünya Harbi devam ederken, Fransız ve İngilizler, Osmanlı İmparatorluğunu paylaşmak üzere, 3 Ocak 1916 tarihli gizli Sykes-Picot Anlaşmasını imzaladılar. Bu anlaşmayı, İngilizler adına Mark Sykes, Fransızlar adına François Georger Picot imzalamıştır. Buna göre Musul, Sivas ve Mersin üçgenin altında kalan vatan toprakları Fransızların payına bırakılıyordu. Fakat İngilizler, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesini gerekçe göstererek işgal ettiği “Musul Vilayetini” yaptıkları gizli paylaşım anlaşmalarına rağmen Fransızlara bırakmak istemiyordu.

mustafa-kemal-pasaBunun üzerine, Fransa uzlaşmak zorunda kalan İngiltere ile 15 Eylül 1919’de “Suriye İtilafnamesi”ni imzaladı. Bu anlaşmayla; Fransa, Musul bölgesindeki haklarını İngiltere’ye bırakıyordu. İngiltere ise; Kilikya, Orta Anadolu ile Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmını kapsayan Mersin, Adana, Hatay, Antep, Maraş, Urfa, Sivas, Harput ve Diyarbakır ile Suriye’de Halep, Hama, Humus ve Şam şehirleri hariç olmak üzere, bu şehirlerin hemen batısından başlayan hat ile İskenderun, Beyrut ve Akka şehirlerini kapsayan kıyı bölgesindeki yönetim haklarını Fransızlara bırakılıyordu.

Suriye İtilafnamesini imzalayan Fransızlar, Musul’un elinden çıkmasına ve İngilizlerin bölgede yayılmasını bir türlü içlerine sindiremiyor, uygun zaman ve fırsat kolluyorlardı. Birde, İngilizlerin “Truva atı” gibi kullandığı Yunanlılar tarafından “Anadolu’nun tamamen ele geçirilmesi”nden büsbütün rahatsız oluyorlardı. 21 Kasım 1919’da Beyrut’ta Fransız Yüksek Komiserlik görevini General Gouraud’a devreden François Georger Picot, 8 Aralı 1919’da Sivas’a gelerek Mustafa Kemal Paşa ile görüştü. Devamını oku →

Anadolu’da ilk Türkçeci: AHMED FAKİH

 

ali_alper_cetinAnadolu’yu aydınlatanlar…

Anadolu’da ilk Türkçeci: AHMED FAKİH

Büyük Selçuklu Devleti’nin ünlü sultanı Alp Arslan’ın Anadolu’da hüküm süren Bizans’ı, 1071 Malazgirt Zaferi’yle dize getirmesi, Anadolu Türklüğü’ nün başlangıç noktasıydı. Kilit açılmış, Anadolu’ya yol görünmüştü. Türk akıncıları şehirler, kasabalar fethediyor, Anadolu’da yeni bir Türk Devletini hızla kurabilmek için çalışıyorlardı. Sonunda bu da oldu. Konya’da nüveleşen Anadolu Selçuklu Devleti, kısa süre içinde büyüdü, genişledi, güçlü, siyasi bir birlik oldu.

Orta Asya Horasan Türk bölgesi, Moğol akınlarının da etkisiyle Anadolu’ya akıyordu. Oğuz Boyları küme küme Anadolu’ya geliyor, şehirler, kasabalar kuruyorlardı. Bunlarla birlikte dervişler, bilginler, şeyhler de kendi fikirlerini yaymak için Anadolu’da elverişli bir ortam bulmuşlardı. Bunlara “Horasan Erenleri” deniyor, gittikleri her yerde, halktan saygı ve sevgi görüyorlardı.

Hoca Ahmed Fakih

Hoca Ahmed Fakih

Daha çok Anadolu Türkmenleri arasında dolaşan, onlarla görüşüp konuşan Horasan Erenleri, devletin dilini Arapça, Farsça olmasına karşılık, Türkçe söylüyor, Türkçe yazıyorlardı. Bu devirde ( Çarhnâme) adlı, Anadolu’da Türkçe ile ilk manzum eserini yazan Ahmed Fakih de Horasan’dan Anadolu’ya gelen ve Konya’da yerleşen Horasan erenlerindendi.

Hoca Ahmed Fakih ya da Sultan Hoca Fakih adıyla tanınan mutasavvıf, Türkçeci bu şairin doğum yılı kesin olarak bilinemiyor. Onüçüncü yüzyılın başlarında Konya’ya geldiği, ünlü bir hukukçu iken sonraları çoşkun bir sofi olduğu söylenir. Şehir içinde şöhreti artınca, bakmış olacak gibi değil, başını alıp dağlara çıkmış, yıllarca kendini bilmez halde dağlarda, ormanlarda yaşamış. Sonra bulup şehre getirmişler. Söylentilere göre Horasan illerinde, tanınmış bir velî, eline bir çam meş’alesi alarak Anadolu’ya fırlatmış:

Devamını oku →

MUHSİN BAŞKAN

Necdet Özkaya                                          8.4.2009- Ankara

muhsinbaskan1Dün hava çok yağmurluydu. İkindi namazını  Tacettin Sultan’da kılmak için arkadaşımızla Mescite gittik. Bu arada Muhsin Başkan’ı da ziyaret ettik. Defnedildiğinin üzerinden bir hafta geçmesine ve hava muhalefetine rağmen ziyaretçileri eksilmemişti. Kimisi fatiha okuyor, kimisi Yasin’i Şerif okuyordu.

Tacettin Dergahı ve M. Akif’in müze haline getirilen evi Muhsin Başkanın, Dergah Haziresine gömülmesi bana göre müthiş ve çok önemli bir ilâhi tecellidir.

Tacettin Hazretleri 16. Yüzyılda yaşamış bir din alimi ve mutasarrıftır. Bir dergah şeyhi. Oğlu ile birlikte türbesinde altı asırdan beri yatıyor. Tacettin Sultan, Hacı Bayram Veli kadar yaygın bir şöhret olmadığı için dergahı ve mescidi de Hacı Bayram kadar bilinmemiş, onun kadar ünlü olmamıştır. Sebebi hikmetini hikmet sahibinden başkası bilemez. Devamını oku →

EGEMENLİK

         sadi_somuncuoglu                                                                            Sadi Somuncuoğlu

Türkiye’mizde ve bölgemizdeki kavga, çatışma ve savaş, egemenliğin paylaşılması talebinden kaynaklandığı açıktır. Tanzimat’tan beri rejim tartışmaları yaptığımız doğrudur; ama bu defaki rejim değil, egemenliğimizdir. Egemenlik varlık, beka demektir. O yoksa biz de yokuz; vatan da, millet de yok demektir. Dünyada, millet ve millî [millî ve üniter] egemenlik güçlenerek zirvesine yükselirken, bölgemize ve ülkemize büyümek için (!) anayasanızı değiştirin, “Başkanlık” veya “Başkancı” siteme geçin diyorlar. Üstelik bize “Türk tipi (!)” etnikçi ve mezhepçi, çok ortaklı egemenlik öneriliyor. Egemenliği paylaşın ki, bölünme olmasın, terör bitsin ülke büyüsün deniliyor. Çok ağır bir durumdan bahsediyoruz değil mi? Devamını oku →

ATATÜRK’e verilen Ad, Unvan, Madalya ve Nişanlar

ataturk-madalyalar

 cemil_gök

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ad, Unvan ve Sıfatlar

Sarşın Kurt: 1939’da Kuvayı Milliye Destanı’nda Nazım Hikmet verdi.[1]

Kaid-i Azam (Büyük Kumandan): 1938’de Pakistan lideri Muhammed Ali

Cinnah bu unvanı verdi.[2]

Bozkurt: 1932’de İngiliz asker ve yazar H.C.Armstromg bu adı verdi.[3]

Atatürk: 27 Kasım 1934 tarihli 2587 Nolu Kanun ile TBMM bu soyadı verdi.[4]

Başöğretmen: 8 Kasım 1928’de TBMM bu unvanı verdi.[5]

Müncî-i Azam: 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti bu unvanı verdi.[6]

Halaskargazi: 1926’da bu unvanı İstanbul Gazeteleri verdi.[7]

Reisi Cumhur (Cumhurbaşkanı): 29 Ekim 1923’de TBMM kararı ile seçildi.[8]

Devamını oku →