Category: Ayça Öztorun

Bağımlılık kader değil! Çare var. Başka Bir Dünya mümkün

Yavuz Tufan Koçak                                                                                               Röportaj: Ayça Öztorun

Devamını oku →

Danam Kaçtı… (Hikâye -Bayram tadında )

Ayça Öztorun

Gürbüz, sabahın erken vakti soluğu hayvan pazarın da aldı. Kurban bayramına iki gün kalmıştı. En besili dana onun olmalıydı. Her kurban bayramın da olduğu gibi bu yılda kasabanın ileri gelenlerini görkemli bahçesinde ağırlayacak, koca danayı kesip mangal partileri düzenleyecek, ardından mis gibi ev yapımı baklavalarını başmisafirlerine ikram edecekti. Nede olsa devletin önemli makamlarına işi düşerse yedirdiklerinin hikmetiyle ona da tüm kapılar açılacaktı!

Gürbüz ve eşi Mahire gösteriş meraklısı, parayı dalaverelerle bulmuş, para düşkünü, hava atmayı seven, kaz gelecek yerden tavuk esirgemeyen insanlardı. Çıkarlarının olduğu insanlar için iki gün evvel den başladılar davet hazırlığına.

Mahire’nin kız kardeşleri baklavaları açmışlar, Mahire ve Gürbüz’ün görkemli bahçesini tertemiz etmişlerdi.

Devamını oku →

Bir Milyoncu (Hikâye)

Ayça Öztorun

Düğün salonu hınca hınç doluydu. Bir milyoncu Sadık Efendinin kızı, şişmanların oğlu Cuma’yla evleniyordu.

Bir milyoncuyu tüm mahallenin kadınları iyi tanırdı. Çünkü onun dükkânında her şey bir liraydı. Dükkânda her şey bir lira olmasına rağmen Mahalleli ona bir milyoncu mahlasını takmıştı. Kadınlar bir liraya aldıkları eşyaları bir ay dolmadan çöpe atarlar; “bir daha bu adamdan bir şey alırsam ağzıma sıçsınlar” diye söylenirlerdi.

Bir hafta sonra yeminlerini unutup dükkâna yeni mallar gelmiş diyerek toplanan kadınlar, ellerindeki avuçlarındaki tüm bozuk paraları bir milyoncuya bırakıp, çöplerden toplanılan plastik atıkların dönüştürülmüş mandalını, selesini, otunu, çöpünü alıp eve getirirlerdi.

Devamını oku →

Trişkadan nameler (Hikâye)

Ayça Öztorun

“İnsanın iştahı kabardıkça galeyana gelir ya! Bizim Bekir’in hikâyesi de böyle bir şey.
Piyangodan defalarca amorti vururmuş Bekir’e…

Bizim Bekir, bir bilet, bir bilet daha diyerek, ikramiye çıkar umuduyla elindeki iki kuruşu da bilete yatırırmış. Bir bakmış ki bunun başı sonu yok;

“Hep amorti, hep amorti! Cehennemin dibi ulan! Cehennemin dibi! Milli Piyango sende mi? Devletin tekelinde bir işletmeydin umutlarımı yedin ulan umutlarımı yedin!” deyip, dertli dertli tellendirimiş cigarasını!

Bir gün seyre dalmış Boğaz manzaralı zengin yalısını…

Yalılardan yansıyan ışıklar yalın yalım parlıyormuş. Gümüş gibi altın gibi Boğaz’ın sularında yansıyormuş.

Devamını oku →

Ayça Öztorun’dan yeni bir eser: Yağmurlar Yağdığında

(Belgesel Roman)

Ah bir yağmurlar yağsa… Ah bir yağmur… Gökkuşağı çıkınca sen görürsün o zaman…
*
Tak, tak kimdi neydi diye sorduklarında sonsuza kadar susacağım sanıyordum. Bir gün burada tak tak’ın ne olduğunu açıklayacağım hiç aklıma gelmezdi…
*
Devamını oku →

Sarımsak Teyze

                                                                                                                     Ayça ÖZTORUN

 (Hikâye)   

Uzun zamandır çalışma odama kapanmış ve dış dünyayla ilişkimi kesmiştim. Sadece yazılarıma odaklanmıştım. İhtiyaçlarım dışında evden dışarı çıkmıyor çalan kapı zilini duyuyor ve kılımı kıpırdatmıyordum. Dışardan ev terkedilmiş izlenimi verse de ev benimle yaşıyor bana can oluyordu. Bu huzur hiçbir yerde yoktu. Yazılarım kitaplarım ve ben…

Elbette insanın konuşmaya ihtiyacı oluyordu. Bunu da balkonumda özenle beslediğim sakız sardunyalarımla gideriyordum. Sevgim onları öyle bir coşturuyordu ki her biri rengârenk açıyordu.

Son dönemler de evimin balkonuna bir çift kumru kuşu misafir olmuştu. İnşaat işçileri gibi çalışıyorlardı. Gagalarıyla getirdikleri minik çalılarla saksının içine konforlu bir yuva örmüşlerdi. İki de yumurtaları olmuştu.

Devamını oku →

DİN İLE İMAN PARA İLE AVRAT

Ayça ÖZTORUN

                                  (Hikâye)

Sabahın ala şafağında Paşa dayım, odamın tahta kapısının kilitli mandalını zorluyor,

“Aç kapıyı aç, sıpa oğlu sıpa!” diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

Yataktan fırladığımla kapıyı açtım. Kapıyı açar açmaz içeri dalan dayım, nokta gözlerini sonuna kadar açmış, iri patlıcanı andıran burun deliklerinden soluyor, konuşurken ağzından tükürük saçıyordu.

“beni evlendirselerdi, kirli Fadıma’nın eline kalmazdım.” dedi. Bugün de belli ki isyan düdüğünü öttürecekti.

Kısa boyluydu. Topluca kalın vücudu ensesiyle birleşen dayımın tipsizliği, cahilliğiyle harmanlanınca, mağara adamlarından hiç farkı kalmıyordu. Uzun pazılı ve kıllı kollarına taktığı, kamyoncu bilekliği, onun kişiliğine çok yakışıyordu.

Devamını oku →

“İşte bu bizim hikâyemiz öyle saf öyle temiz!” Musto dayı.1

                                                                                                                                                                                                                                                                             Ayça Öztorun

                               (Hikâye)

Olay Mahali

Vatandaş gündemden düşmeyen sıkıntılı Türkiye gerçeklerinden bıkmış “Salak mı sandınız lan siz bizi” diye hortlayacak kıvama gelmişlerdi.

Önceden horoz dövüşünde “arpa benden buğday senden gıran dik dik, gıran dik” dedikçe horoz onu ne algılıyorsa artık, kanatlar şişer birbirlerinin gözünü oyana kadar dövüşürlerdi.

Bizim esnaf Musto dayı da kanatlarını açmış İstanbul horozu gibi dövüşe hazırdı ve mahallenin ortasında avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

“Ne lan bu? Arenada deve güreşi mi lan?” diye isyan etti.

Ben adamın gözlerinin yuvalarından çıkmış bir şekilde çıldırdığını görünce “Hangi arenadan söz ediyorsun Musto dayı” diye sordum.

Musto dayı, ne ci olduğumu, hangi partiden olduğumu çözemeyip bir an duraksadı. Tedbiri elden bırakmadan bir sağına bir soluna bakındı ve bir süre sustu. Devamını oku →

Mahallenin Delisi

Ayça ÖZTORUN

Mahallenin Delisi- Hikâye  

Çukurova her bahar benim için törendi. Bu nedenle bahar aylarını Çukurova’da geçirmeye gayret ederdim. Sırt çantamı alıp limon çiçeklerini solumak, köy kasaba dolaşıp bahar gezgini olmak için hazırlıklar yaparken telefonumun sesiyle irkildim. Arayan annemdi. Sesinden kaygılı olduğunu anladım.

“Allah aşkına gel yavrum! Yanımızdaki kiralık eve tuhaf bir adam taşındı. Adamın kahkaha seslerinden yatamaz oldum. Neyin nesi öğrensek iyi olur. İmza mı toplarsınız ne yaparsanız yapın. Bu adam gitsin burnumun dibinden!” diye söylendi.

Annemin sıkıntılı durumunu çözmek için Adana’dan ilçemize doğru düştüm yollara. Evimiz yan yana üç daireden oluşan bitişik nizam müstakil bahçeli şirin bir evdi. Ortadaki evin sahibi Almancıydı. Kendisi yurt dışında olduğundan evini kiraya veriyordu. İlk dairede annem oturuyordu. Üçüncü dairede de elli, elli beş yaşlarında nazarıyla ün yapmış adeta komşuları tarafından lanetli olarak bilinen Fadik abla oturuyordu.

Devamını oku →

Destandır Çukurova

Ayça Öztorun

Çukurova’ya Selam Olsun

Selam Olsun Çukurova’ya, Selam Olsun Anavarza’ ya, Kozan Dağı’na

Yılan zehrini bırakarak süzülürken bu topraklarda, biz üzerine basa basa bileniyorduk haine karşı…

Yalım yalım parlıyordu çatır sıcakta Çukurova’nın yağız teni!

Yalım, yalım…

Ve onu kıskanıyordu boza kesmiş kuraklıklar.

Bereket çoğaldıkça insan da bereketleniyordu. İnsan bereketlendikçe düşman çoğalıyordu.

Cangama* bitmezdi buralarda! At namustu, avrat namus, topraksa namus oğlu namus!

Devamını oku →