Category: Dr.Halil Atılgan

Türkiye yasta…

Şehzade MustafaTürkiye Yasta… Niye mi? Şehzade Mustafa’yı babası Kanuni Sultan Süleyman öldürttü. Onun için… (Diziyi seyretmeyenler için Mustafa’nın ölümünü kısaca özetlemek istiyorum.)

Şehzade Mustafa’nın Ölümü…

Şehzade Mustafa: Kanuni Sultan Süleyman’ın Mahidevran Sultan’dan olan ilk çocuğudur. İyi eğitilmiş, cesur ve başarılı bir asker. Halk tarafından da çok seviliyor. Kanuni’nin en büyük oğlu olması nedeniyle babasından sonra da onun tahta çıkması bekleniyor. İşin kötüsü Hürrem Sultanla da hiç suyu bir araya akmıyor.

Devamını oku →

Kızların Gözü Yaşlı, Adana Yolları da Tokat Yolları da Taşlı

H.Atılgan“Bu toprağın türküleri gönlümüze ferman, yüreğimize derman olmuş. Onlar bize, biz onlara sevdalanmışız. Geçit vermez dağları onlarla aşmış, ulaşamadığımız yerlere onlarla haber salmışız. Türkülerimiz arı misali her çiçekten bal almış, çiçekten çiçeğe konmuş, sevda bahçemizin gülleri olarak geçmişten günümüze varlığını korumuş. Onun için türküler yakılmış toprak üstüne, aşk üstüne, sevda üstüne. Her konu onlarla dile gelmiş. Keremin Aslı’sı, Karacaoğlan’ın yavuklusu onların sayesinde dal budak salmış. O kadar geniş bir alana yayılmış ki: Âşığın sevdası, Yörük kızının gaydası, Erciyes’in yaylası, bülbülün kanadının sarısı bile onlarla dile gelmiş. Acıyı, sevinci, kederi, aşkı, gurbeti bağrına basmış. Türk insanının duygu ve düşüncesinin dile gelme aracı olmuş.

Onlar kaynağından çıktığı gibi kalmamış. Halkın dilinde ve telinde nakış nakış işlenerek, özümlenerek, yorumlanarak yeni boyutlar kazanmış, çeşitli değişikliklere uğrayarak ferdiliklerini kaybetmiş. Folklorik oluşum dediğimiz süzgeçten geçerek derleyiciler vasıtasıyla da bize ulaşmış. Folklorik oluşum dil ve tel aracılığıyla gerçekleşmiş. İşte bu özellik türküleri ferdi olmaktan çıkarmış, anonim olmasını sağlamış. Anonimlik ilkesi de türkülerimizin vazgeçilmez bir özelliği olmuş. Bu özellik geçmişten günümüze kadar da varlığını korumuş, hâlâ da korumaktadır[1]. Geçmişten günümüze varlığını koruyan ve de en ünlüler arasında yerine alan türkülerimizden biri de: Adına roman yazılan, şiir gül destesi yapılan, diziler çevrilen Hey on beşli on beşli / Tokat yolları taşlı türküsüdür. Türkünün TRT repertuvar kayıtlarındaki detay bilgiler aşağıdaki gibidir:

Devamını oku →

Telli Turnam Selâm Götür / Sevdiğimin Diyarına

Hali Atılgan
Araştırmacı-Yazar

Turna; Anadolu insanıyla bütünleşen, türkülerimize, şiirimize, edebiyatımıza giren, bereketin, iyiliğin, güzelliğin, haberin, sevginin ve özgürlüğün simgesi olarak bilinen bir kuştur. Korunması gerektiğine, öldürülmesinin uğursuzluk getireceğine inanılır. Çok âşık turnayı görmediği halde onun üstüne dörtlükler döktürmüş, sevgilisine turna ile haber göndermiş.“Allı turnam bizim ele varırsan /Şeker söyle kaymak söyle bal söyle“ demiş. Turna: Allı turna, telli turna, sarı turna benzetmeleriyle Türk insanın gönlüne girmiş, konduğu tarlaya bereket yağdırdığına inanılmıştır.

Turnalar tek eşlidir. Eşi ölürse geride kalan ölmeyi tercih eder. Kendine yeni bir eş bulmaz. Turnalar sürekli çift yaşayarak yuvalarını diğerlerinden ayırırlar ve korurlar. Kuluçka döneminde anne ve baba nöbetleşerek yuvayı beklerler. Yaşlanan anne ve babanın bakılması, beslenmesi de geride kalan çocuklar tarafından yürütülür. Uzun ömürlü olduğu, bazı kaynaklara göre yüz yıl yaşadığı söylenmektedir. Gururlarına düşkün, son derece sade bir yaşayışı tercih ederek hayatlarını sürdürürler. Bu nedenle insanlar turnayı korumaya çalışır. Yuvalarını bozmaz, vurmaz, avlamaz. Avlandığı takdirde avcısına felaketler getireceğinin inancı yaygındır.

Allı Turnam

Devamını oku →

Toprak Kokan Türküler

Bu Toprağın Türküleri        

Bu toprağın türküleri gönlümüze ferman, yüreğimize derman olmuş. Onlar bize, biz onlara sevdalanmışız. Geçit vermez dağları onlarla aşmış, ulaşamadığımız yerlere onlarla haber salmışız. Türkülerimiz arı misali her çiçekten bal almış, çiçekten çiçeğe konmuş, sevda bahçemizin gülleri olarak geçmişten günümüze varlığını korumuş. Onun için türküler yakılmış toprak üstüne, aşk üstüne, sevda üstüne. Her konu onlarla dile gelmiş. Keremin Aslı’sı, Karacaoğlan’ın yavuklusu onların sayesinde dal budak salmış. O kadar geniş bir alana yayılmış ki: Âşığın sevdası, Yörük kızının gaydası, Erciyes’in yaylası, bülbülün kanadının sarısı bile onlarla dile gelmiş.

Neleri barındırmamış ki bünyesinde: Devamını oku →

O Çukurova’nın Gerçek Bülbülüydü…

H.Atılgan

Yıllardır Anadolu’yu adım adım dolaştı. Yurdu saran bir ses, dillerden düşmeyen türkü, gözlerde şavkıyan ışık, gönüllerde kabaran bir heyecan olmaya çalıştı. Bazen Toros Dağlarında uğultu, Çukurova’nın sarı başaklarında, ak çiçek açan Çukurova pamuğunda bereket, halk ozanı deyince Çukurova’da akla ilk gelen isimler arasında yerini aldı. O şiirlerinde kanatlı bir kuş oldu. Bir baktık Niğde’de, bir baktık Mardin de, Maraş’ta, Göksun Tekir‘de. Toros Dağlarının öten bülbülü, Çukurova’nın sarı sıcağı oldu.

 1954 – 28. 02. 2012 İmami Sarıkamış’a / Ağıt söyler ağıt yakar

1954 – 28. 02. 2012
İmami Sarıkamış’a / Ağıt söyler ağıt yakar

Ustası Karacaoğlan gibi dertlilere deva, hastalara şifa, darda kalanlara ise Zümrüt’ü Anka kuşu olmaya çalıştı. Karacaoğlan, Dadaloğlu, Deliboran, Elbeylioğlu, Âşık Garip atam dedi. Vurdu bağlamasını omzuna diyar diyar dolaştı. O, aşk ve sevda şiirlerinin ustası, güzellerin hastası, batan güneşte, doğan ayda sevdiğini arayan, gönül yoldaşı ustaların ustası Karacaoğlan’nın yolunu takip etti. Az gitti uz gitti, dere tepe düz gitti. Türkülere, Çukurova’ya, Toros Dağlarına sevdalandı. Türkülere olan sevdası gün be gün arttı. Onulmaz yaralar açtı yüreğinde. Anasının ağıtı, babasının sırları onunla dile geldi. Ana kucağının sıcaklığını buldu türkülerde. Sevdasının dumanı yükseldi. Devamını oku →

Osmaniye Belediye Başkanı Kadir Kara’ ya Açık Mektup

H.Atılgan24/04/2012 Ankara

Telefona çıkmayacağınızı, aramayacağınızı, sormayacağınızı bile bile şaştık yanıldık, 10 Nisan 2012 tarihinde zatıâlinize telefon ettik. Sizi telefonla aramamızın nedeni de: Ankara’daki Çukurovalılar Derneğinin çıkardığı Çukurova Lobisi dergisinin bir sayısını Âşık İmami özel sayısı yapmak içindi. Dostlarımız Âşık İmami özel sayısında sizin de tuzunuzun ekmeğinizin olmasını istediler. Hatıralarınızın, birlikte fotoğraflarınızın olduğu ifade edildi. Kısaca İmami ile duygularınızı dile getirmeniz için de derginin yayın koordinatörü olarak benim sizinle görüşmem istendi.

Ben de; bizler belediye başkanıyla görüşebilir miyiz? Koca Belediye Başkanı bizim telefonumuza cevap verir mi? Biz kim başkan kim! Telefona çıkanlar da bizimle lütfen görüşür dedim. Arkadaşlarımız inanmadı, aksini savundular. “Kültürel konulara hassasiyet gösterir. Âşık İmami öldüğünde baş sağlı mesajı yayınladı,” dediler. Devamını oku →

Dr. Halil Atılgan’dan bir yeni eser daha; Rüzgâr Özür Dilese de Dal Kırıldı Bir Kere


Rüzgar Özür Dilesede     Çukurova Lobisi
dergisinin Yayın Koordinatörü Dr. Halil Atılgan’dan bir yeni eser daha; Rüzgâr Özür Dilese de Dal Kırıldı Bir Kere

    Araştırmaları, derlemeleri ile halk müziği, folklor ve kültür araştırmacısı, Çukurova Kültürü’nün üstadı müzikoloji doktoru  Dr. Halil Atılgan, 100’e yakın Çukurova türküsünü TRT repertuarlarına kazandırmıştır. Rüzgâr Özür Dilese de Dal Kırıldı Bir Kere ile  27. eserini edebiyatımıza kazandırarak okuyucularıyla buluşturdu. Yazarın, Adana’nın Yolları Taştan (III Cilt) olmak üzere toplam 5 adet basıma hazır daha eseri bulunmaktadır.

    Rüzgâr Özür Dilese de Dal Kırıldı Bir Kere; Baba Fuat bir fazla” kamyon arkası yazı ve gerçek bir hikaye ile başlayıp, 25 yılda tamamlanan bir eser. Dr. Halil Atılgan bu eserinde:  Sade, arı duru bir Türkçe ile ilginç “Şoför Edebiyatı”nı anlatır.  www.halilatilgan.com

    İsim Yayınları

Yüksel Cad. No:34/A   Kızılay-ANKARA   www.isimyayinlari.com

Tel: (0312) 433 77 17   Fax: (0312) 435 43 96        

26 Eylül Dil Bayramı’nı kutlarken Karamanoğlu Mehmet Bey’de Karacaoğlan’a

 Karacaoğlan’da Dil

Dr. Halil AtılganDr. Halil Atıgan

Dil insanların anlaşmasında vasıta, kendi ölçüleri içinde yaşayan, gelişen canlı bir varlık, milletin ortak malı, toplumların kaynaşmasına vesile olan önemli bir kurumdur. İnsanların anlaşmasına aracılık eden, sosyal aktiviteyi sağlayan, hayatımızın her safhasında duyduğumuz önemli bir ihtiyaçtır. Anlaşmanın ise en değerli organıdır. Çarşıda, pazarda, okulda, otobüste, arabada, iş yerinde, alış verişte, pazarlık yapmada onunla beraber oluruz. O doğduğumuz günden itibaren bizi karşılayan, hayatımızın da parçası olan bir canlıdır. Dil insan benliğinin ayrılmayan önemli parçalarından biridir. İnsan duygu ve düşüncesini, aşkını gurbetini, sevgilisine sitemini, başından geçen olayları, yüreğine sığmayan duygularını ancak dille anlatır, aktarır. “Dil ile düşünce iç içedir. Dilin gelişmesi düşünceye, düşüncenin gelişmesi de dile bağlıdır. Dil: insanın düşünmesini sağlayan sosyal ve milli bir varlıktır. Doğrudan milleti ilgilendirir. Toplumların düşünce hazinesinin temelidir. Milletleri ayakta tutan, birbirine bağlanmasını sağlayan, sosyal hayatı düzenleyen ve devam ettiren bir hazinedir”. 

Devamını oku →

Dili Olmayanın Yolu da Olmaz

diliolmayanDil toplumların hayatında önemli bir vasıta, kendi ölçüleri içinde yaşayan, gelişen canlı bir varlık, milletin ortak malı, toplumların kaynaşmasına vesile olan önemli bir kurumdur. İnsanların anlaşmasına aracılık eden, sosyal aktiviteyi sağlayan, hayatımızın her safhasında duyduğumuz önemli bir ihtiyaç, anlaşmanın da en değerli bir organıdır.

İşte bu organın özelliğini ve güzelliğini tespit edemeyen Selçuklu devlet adamları XIII. yüzyıl ortalarında edebi dil olarak Farsçayı, yazışma dili olarak da Arapçayı kullanıyorlardı. Halk ise kendi dilini konuşuyor, Yunus Emre, zamanın diğer ozanları da dörtlüklerini Türkçe söylüyordu.

Karaman oğlu Mehmet Bey toplumların hayatında dilin çok önemli bir unsur olduğunu tespit etti. Onun için de “Birlikte yaşamanın ilk şartı dil birliğidir” dedi. Bu birliği gerçekleştirmek için Toros Dağlarında yaşayan Türkmen boylarını etrafında toplayarak düzenli bir ordu kurdu. Kurduğu düzenli orduyla Selçuklu ve Moğol kuvvetlerini yenerek Konya’ya girdi. Burada yaşayan Selçuklu Türkleri de Karaman oğullarına müdahil olmak durumunda kaldılar. Karaman oğlu Mehmet Bey idareciliği sırasında Türkçeyi resmi dil olarak ilan eden fermanını yayımladı. Bu fermanda “Bugünden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır” diyerek tarihe geçti. 13 Mayıs 1277

Devamını oku →