Category: Fevzi Saçlı

Köylüye taygeldi muamelesi yaptığınızın farkında mısınız?

Fevzi SaçlıFevzi Saçlı

İnanın köylerle ilgili yasaları kaleme alan kıymetli milletvekillerimizin ilgili yasayı kaleme almadan, en azından gerçek anlamıyla Anadolu’nun bir köyünü inceden inceye incelemesi gerekir. Gerçek anlamıyla Anadolu’nun bir köyü dememin sebebi yanlış anlaşılıp da İstanbul’un bir köyü algılanmasın diyedir.

Zira bakıyorsun köylerle ilgili yasaları kaleme alanların birçoğu İstanbul’un köylerinden geldikleri için bizim Anadolu köylerinin dertlerini değil de İstanbul’un köylerinin derdine derman arandığını görüyoruz.

Kırşehirli arkadaşımız haksız mı?

Devamını oku →

Çözümsüz Bir Denklem Olan İnsan!

Fevzi-SaçlıFevzi Saçlı

Şu insanları tanımak o kadar zor ki yazıyla sözle anlatmanın ne kadar güç olduğunu sizde bilirsiniz. Bir silo buğdayın içine atılmış bir pirinç tanesini aramaktan da güç olduğuna inanır oldum. En yakınım olan oğlumun ve kızımın, vuku bulan küçücük bir olay karşısında bile nasıl bir reaksiyon göstereceklerini kestiremiyorum.

İnsanoğlu sırası geldiğinde beğenmediği bir ağaç gibi bile olamamanın sancısını çekiyor. O beğenmediği ağaca dikkatlice bakıp ta onun icraatlarına vakıf olsa inanın iç dünyası refaha erecektir. Bakın ağaçları biç biri, ne üzerilerinde barınan kuşların, ne gölgelerinde yatan insanların ne de verdikleri yemişlerinin hesabını tutarlar. Hiçbir zaman bir ağacın;  “ Rabbena hep bana” dediği ne görülmüş ne de duyulmuştur.

Ama insanoğlu öyle mi Allah aşkına? Onun yaratılıştan sahip olduğu hırs onun başına bin bir türlü çorap örmesine karşılık o hırsını dizginleyememenin acını çekiyor. Çekmeye de devam edecektir. Bu acıyı sade kendimi çekiyor? Çevresindeki insanlara da çektiriyor maalesef.

Devamını oku →

Altmış Beş Yaşına Gelmeden İşlerinizi Halledin!

Fevzi SaçlıBir önceki yazımda uhdemde bulunan bir gayrimenkulü elimden çıkarmaya daha doğrusu satmaya kalktığım takdirde, tapu daireleri T.C. Yargıtay içtihadı birleştirme genel kurulu kararına dayanarak 65 yaşının üzerinde olmam dolayısıyla akıl sağlığımın yerinde olup olmadığı konusunda benden akıl sağlığımın yerinde olduğuna dair bir rapor istenmektedir.

Zira Tapuda 65 yaşın üzerinde bir alım satım işleminde bulunmak isteyen kimseler için tapu müdürlüğü tarafından akli dengesinin yerinde olduğuna ilişkin bir raporu talep ediliyor. Bu rapor doğrultusunda ise tapu işlemlerinin yapılmasına onay veriliyor.

Bu sorunu biraz derinlemesine incelediğimiz takdirde oldukça enteresan bir durumla karşılaşıyoruz.

Bu karara baktığımızda bazı dikkat çekici noktalar var. Emeklilik yaşı 65 olarak belirlenmiş. Yani yaş haddinden emekli olursanız efendi efendi yasalar ve yönetmenlikler sizin hayatla olan ilişiğinizi kesmenizi mecbur kılıyor. Üniversite öğretim üyelerinin görevleri ile ilişiklerinin kesilmesini gerektiren yaş haddi 67 yaşını doldurdukları tarihtir diye belirtilmiş.

Devamını oku →

Bunama

Fevzi SaçlıFevzi Saçlı 

Benden söylemesi

 En azından ben böyle düşünüyorum…

Zihinsel becerilerin giderek yitirilmesine, davranış ve kişilik değişikliğine neden olan bozukluğu tanımlamak için doktorlar bunama (demans) terimini kullanır.

Bunamanın belirtileri nedir?

Bunamanın belirtileri arasında bellek kaybı, kişilik değişiklikleri, yönelim bozuklukları, günlük rutin etkinlikleri yerine getirememek ve iletişim güçlüğü bulunur.

Bellek kaybı

Bunamada sık görülür ve öncelikle yakın tarihli olaylarla ilgili bellek etkilenir. Hastalık daha ileri evrelere ulaşana kadar, uzak geçmişteki anıları hatırlama becerisi genellikle korunur. Yakın tarihli bilgileri saklama becerisinin kötüleşmesinin nedeni, Alzheimer hastalığı gibi hastalıklarda beyinde görülen değişikliklerdir.

Devamını oku →

Dünya Varmış Be Kardeşim!

Fevzi Saçlı Fevzi Saçlı

Hacı Rıfat, her şeyde olduğu gibi ticarette de babasından iyi bir eğitim aldığını içtenlikle itiraf eder onu her zaman da rahmetle anmayı da ihmal etmezdi. Babası sıfırdan bir yerlere gelmiş ve de her zaman Allaha şükreden, elindeki bir ekmeği on kişiyle paylaşarak yemek niyetinde olduğu için, bu özelliği oğlu Rıfat’a da geçmiş olacak ki, Rıfat da her daim garibanlara kimseye fark ettirmeden yardım etmeyi kendisine şiar edinmişti. Onun için herkes tarafından sayılır sevilirdi. Özellikle de garibanlar onu çok severlerdi.

Üç kamyonu vardı. İlk araba bayağı masraflı olmaya başlamıştı artık. Onun için onu bir an evvel elden çıkarmak istiyordu. Sonra ne kadar nakliyecilikle uğraşan arkadaşı varsa hepsine bu niyetini bildirdi. Kamyonun sağına soluna da satılık diye bir iki yazı yapıştırdı.

Bir gün satacağı arabayı bir yükle Afyona göndermişti. Ertesi gün arabanın şoföründen gece yarısı bir telefon geldi. Hacı Rıfat, bir şey mi oldu acaba diye bayağı korkmuştu. Devamını oku →

Yüz Kilometrede Yüz Ağaca Rastlanmayan Konya Ovası Ve de Düşündürdükleri

Fevzi Saçlı Fevzi Saçlı

Sizler bu satıları okuduğunuzda benim için deli, yazdıklarım içinde zırva diyebilirsiniz. Daha önce bir yazımda sizlere Türkmenistan’dan bahsetmiştim. Evet, ben Türkmenistan’a gidip on bir ay orada yaşadım. Benim gittiğimde Türkmenistan’daki Türkmen kardeşlerim, Rusya’nın hapisten tahliye ettiği mahkum gibiydiler. Kendi yağıyla kavrulabilmenin yollarını arıyordu. Çünkü henüz oturmuş kurumlar mevcut değildi. Ama bu yolda hızla ilerlemeye çalışırken daha önceki rejimde bulunduğu konumunu kaybedenler bu rejime şaşı bakıyorlardı.

En basitinden halkın yediği ekmek bizim Anadolu’da tandırlarda yapılan ekmek gibiydi. Fabrikadan çıktıktan bir saat sonra taş gibi oluyordu. Biri kızıp kafanıza atsa inanın dokuz dikişle atlatırsanız ucuz atlatmış sayılırdınız. Bizim şantiyelerimize 550-600 ekmek yeterliyken Türkiye’den getirtmiş olduğum fırınla takribi olarak 1200 ekmek yaptırıyordum. İhtiyacımızdan fazlasını Türkmen kardeşlerimize sattırıyordum. Mutfak ihtiyaçlarını karşılamak için bir Türkmen taksici ile anlaşmıştım. Yoğurdu bilmiyordu. Aşçıma ona yoğurt nasıl yapılır öğrettirdim. Bizim firmanın yoğurt ihtiyacını karşılıyordu. Diğer Türk firmalarına da satmasını önermiştim.

Devamını oku →

Olacak iş mi diyoruz ama bazen oluyor işte?

Fevzi Saçlı Fevzi Saçlı

Yaz aylarında Çukurova’nın kavurucu sıcakları dolayısıyla, Çukurova halkında mali durumu çevredeki insanlara göre biraz daha iyi olanlar,  sıcakların başlamasıyla çocuklarının eğitim durumuna göre Torosların yamaçlarında yayla diye isimlendirilen yerlere çekilirler.  Zirai faaliyetleri olanlar, hasat zamanı Ceyhan’a dönüp iki üç günde işlerini bitirdikten sonra tekrar yayladaki evlerine dönerler. Tabii ticari faaliyette bulunanların böyle bir şansı yok. Onlar yayladaki evlerine ancak cumartesi akşamında gidebiliyor, pazartesi günü de sabahtan itibaren, kendilerini denize atlar gibi Çukurova’nın cehennemi sıcağına atlarlar.

İşte bunlardan biri de Tahsin beydi. Tahsin Bey bir yandan ağabeyiyle ortak olarak ticaretle uğraşırken diğer yandan da köyündeki tarlasından dolayı ziraatla bağlantısı vardı. Hasat zamanında ağabeyi kendi tarlasındaki ürünün hasadını yaparken Tahsin beyde kendi tarlasındaki hasadı yapardı. Bazen aynı bazen de farklı ürünler ekerlerdi.

Devamını oku →

Arıcıların aradığı bol çiçekli yer

Fevzi Saçlı Fevzi Saçlı

Ceyhan, inanın Japonların Bonsai ağaçlarına benziyor. Kurulduğundan günümüze kadar yüz altmış seneye yakın bir süre geçmesine rağmen ne uzuyor ne de kısalıyor.

Bunun nedenine gelince; Arıcılık yapanların belli mevsimlerde arılarını daha bol çiçekli yaylalara götürdükleri gibi Ceyhan’a dışardan bakanlar da Ceyhan’ı bol çiçekli yaylalara benzetip, bal arıları sahipleri gibi gelip Ceyhan’a çadırlarını kuruyorlar.

Biz farkında değiliz ama dışardan gelenler oldukça kurnaz olup yerli halkın buraya bal almak için geldiklerinin farkına varmamaları için hemen tütsüye başlayıp zaten uyuşuk olan yerli halkı ayakta uyutup öncelikle mahalli idarelere el atıyorlar. Anlayacağınız suyu kaynaktan kesiyorlar. Sonra da tütsüden etkilenen yerli halkın bu etkileşiminden istifade ederek kovanlarını dolduruyorlar. Arzu ettiklerinden fazla hasat yapıp kovanlarını doldurduktan sonra birinci etapta Adana’ya, ikinci etapta da ver elini İstanbul diyerek Ceyhan’da bir şey bırakmaksızın ilk araçla Ceyhan’ı terk ediyorlar. Bunları, benim deklare etmem gerekir mi? Devamını oku →

Kim demiş, küfürün adı günah diye

Fevzi SaçlıFevzi Saçlı

Ceyhan’da bulunduğum sıralarda Abdulkadir Ağa Camisinin güneyinde bulunan, kiracısı olduğum evin sahibinin dükkânına sık sık uğrardım. Özellikle cami cemaatinden olan zengin toprak ağalarından bazıları da Abdestini aldıktan sonra namaz saatinin gelmesini beklemek için gelip orada oturup sohbet ederlerdi. Bu yapılan sohbetlerde neler yoktu ki. İçine girmeden bunu bilmek mümkün değildi. Bu Sohbetlerde zengin toprak ağalarının, fakir garibanlarla insan haysiyetiyle bağdaşmayacak şakalar yapması olduğu gibi para sıkıntısı olanlara faizli para bulma verme işleri de görüşülüp halledilirdi. Zenginlerdi zengin olmaya ama oldukça da cahildiler. Bir anlık diğer insanla alay edip gülmek için zaman zaman harcamalarda bulundukları da oluyordu. Alay ettikleri adamın onuru ve haysiyeti hiç düşünülmeden yapılan bu hareketlerin bazılarına ben de şahit oldum. Müdahale edemezdim zira hiç birini tanımıyordum.

Devamını oku →

Çıkmayan Dövme Gibi İz Bırakan Olaylar

                                                                                                                                                                                                                                                                                   Fevzi Saçlı       Fevzi Saçlı                         

Erzincan askeri lisesinden mezun olduktan sonra direk olarak Ankara’daki kara Harp Okulu’na götürüleceğimi sanıyorduk. Fakat öyle değilmiş. Öncelikle İzmir’in Menteş bölgesinde bulunan bir kampa götürüp orada belirli bir süre kamp yapmamız sağlandıktan sonra Ankara’ya gidecekmişiz.

Bizden önceki mezunlardan genç teğmenler, Menteş’in iskelesinden bakıldığında yirmi metre derinlikteki deniz tabanındaki çakıl taşlarının bile görülebildiği pırıl pırıl denizinden kumundan ve yüzmeden bahsederken, inanın, bizler onları dinlerken bile zevkten dört köşe oluyorduk.

Ne demek iki ay böyle bir yerde kamp yapmak? Kimin eline geçer? Düşündükçe ayaklarımız yerden kesiliyordu adeta. Hareket günü geldi. Özel tren tahsis edilmiş, kendi sınıf subayımız Binbaşı Veli bey de kafile komutanımız olarak Erzincan istasyonundan hareket ettik. Kafile komutanımız Veli Bey subaylığının yanında ressamdı aynı zamanda. Böyle bir yeteneğim olmadığı için onu hep gıpta etmişimdir hiç belli etmesem de.

Devamını oku →