Category: Mehmet Özcan

Ali Özaydın: Adana’da Doğdu, Ankara’da Yıldız Oldu. Şavkı Türk Dünyasına Vurdu…

Mehmet Özcan     Adana’lıydı. Toros yaylalarının çocuğuydu. Muhterem babası A. Hilmi Özaydın, Çukurova’nın önde gelen vatanseverlerinden biriydi. Liderdi. Önderdi. Rahmetli Hilmi Hoca yıllar boyu vatana, millete faydalı öğrenciler yetiştirirken, kendi öz evlatlarına daha itinalı davranmış olmalı ki; oğullarının üçünde de vatan, millet sevgisi kahramanlık mertebesindeydi. En büyük abisi Ruhi, (Ki benim manevi kardeşim) halen Adana’da yaşamaktadır. Kendi ricası üzerine hakkında fazla şey yazmak istemiyorum. Onun ne denli feragat sahibi olduğunu vatanı için istikbalini kaybedecek kadar büyük bedeller ödediğini tüm tüm Çukurova çok iyi bilir. Diğer abisi rahmetli Mehmet Özaydın ise; 1974 öncesi Trabzon’da üniversite öğrencisi iken Yavru Vatan Kıbrıs’ta katliama uğrayan soydaşlarımızı korumak için, Rum EOKA çetelerine karşı mücahit olarak savaşan tescilli bir kahramandır.

Rahmetli Mehmetçik aynı kahramanlığını yeni mezun bir mühendis olarak da, memleketi Adana’yı değil de, PKK’nın merkezi durumundaki Diyarbakır’a gönüllü giderek ispatlamış ve orada TEKEL fabrikasında 25 yıl ( Milli sektör TEKEL’in özelleştirme adı altında yabancıya peşkeş çekilinceye kadar) idealistçe ve de inatla görev yapmıştır. Zaten emekli olup Adana’ya geldikten kısa bir süre sonra da çok erken yaşta rahmetli olmuştu.

Devamını oku →

Beton Zeki – Bir Adana Delaanlısı…Mehmet Özcan Yazdı

Beton ZekiMehmet Özcan

Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Teşvik Uzmanı

Yoksul ve de dul bir kadının oğluydu. Köyün dışında tek odalı, küçük hevkereli(1) kerpiçten bir ev ve her başı sıkıştığında satmaya kalkıştığı çelimsiz sarı inekten başka bir serveti yoktu.

Kaytan bıyıkları vardı. Elinden hiç düşürmediği siyah oltu tespihiyle, parmağında iri kaşlı altın yüzüğü vardı. Siyah şalvar üstüne giydiği beyaz mongol gömleğinin yaka cebinden, (içi boş olsa da) altmışlı yılların lüksü Yeni Harman sigara paketini eksik etmezdi.

Fındık burunlu, yumurta topuklu siyah kundurasının ökçesine basıp, sol omzunu da hafiften aşağı eğerek öyle heybetli yürürdü ki; Şimdiki Kasımpaşa! Külhanbeyi bile halt etmişti yanında…

-Emmoğlu niye sol tarafa yalpalayarak yürüyorsun dediğimde; “Emmoğlu dost var, düşman var… -Sol tarafında makine! (silah) var ki, onun ağırlığıyla sola devrik yürüyordur bu namussuz desinler diye”

Herhangi bir kavgasını, vukuatını gören, duyan olmadı ama kendi anlatımına göre kabadıyılıkta Asvalt Rıza, Garagatır Duran halt etmişti yanında… Ya kışın Köylü Memetağanın kahvesinde, ya da serin yaz gecelerinde, Akdeğirmen yolunda, sabaha yakın süren beton zeki mavralarının müdavimi idik. Necati Abi, Karakurt Yaşar, İmdat, Eyüp v.s… Kızıltahta Köyünün tüm gençleri saf olurduk çevresinde… İnanmasakta huşu içinde dinlerdik vaazlarını…Hep vurdulu kırdılı eski vukuatlarından bahsederdi. Kolundaki aşı izi, bacağında ki çizik, ya mermi ya da bıçak yarasıydı. Kavgalarında şahit gösterdikleri içinse;

“Allah rahmet eylesin yanımda falanca vardı” demeyi ihmal etmezdi…

  Devamını oku →