Category: Kürşad Zorlu Doç.Dr.

Bu milletin adı nedir?

Doç. Dr. Kürşad Zorlu

Andımız üzerinden yürütülen tartışmanın, Türklük, Türkçülük ve hatta Türk kavramının içeriğine kadar ulaştığı görülüyor. Siyasilerin meseleye yaklaşımları bir tarafa, özellikle sosyal medya üzerinden devam eden söylemler hepimizi ciddi bir tehlikeyle yüzleştiriyor. Bu tehlikenin farklı bir yansıması 2013-2015 arasında gözlemlediğimiz “çözüm sürecinde” gün yüzüne çıkmıştı.

O tarihlerde de Türk kavramı, Türk Milleti ifadesi ve Anayasa’nın 66.maddesinde yer alan Vatandaşlık tanımı tartışmaların odağında kalmıştı. Buna ek olarak “Türkiyeli” olmak, “Türkiye vatandaşlığı” gibi çıkışlar kimi çevrelerce “çözümün” bir parçası olarak sunulmak istenmişti.

Devamını oku →

Suriyeli gerçeğiyle yüzleşmek

Doç.Dr. Kürşad Zorlu

Suriyelilerin varlığı ve akıbeti ülkenin en ağır ve önemli gündem sorunlarından birisi. Hem günlük yaşantımıza etki ediyor hem de siyaset kurumu bu problemi çözme noktasında bir çok iç ve dış etkenle karşı karşıya kalıyor. Araştırmalara göre böyle bir göç dalgası sonrasında toplamın ancak %40’na yakını geri dönüş yapıyor. Gerisi ülkenin ekonomik ve sosyal yapısına entegre oluyor ya da olmaya çalışıyor.

Göç İdaresinin resmi rakamlarına göre şuan 3 milyon 568 bin Suriyeli ülkemizde bulunuyor. Zaman içerisinde bunların sadece 178 bini geçici barınma merkezlerinde kalıyor. Geri kalanı şehirlerde, hayatın içerisindeler. Günde ortalama 306 Suriyeli bebek dünyaya geliyor. Yaklaşık 600 bin çocuk devlet okullarında 17 bin genç ise üniversitelerde öğrenim görüyor. Türkiye’nin bugüne kadar harcadığı para 30 milyar doları aşmış durumda. Dolayısıyla bu problemin üzerine gitme zamanı geldi de geçiyor.

Devamını oku →

Suriye’de federal çözüm ne anlama geliyor?

Doç. Dr. Kürşad Zorlu

Suriye’de siyasi çözüm için sahadaki son kozlar masaya sürülüyor. Özellikle İdlib’de varılacak netice, gerek tarafların kimle bir araya gelebileceğini, gerekse ülkenin geleceğinde kimlerin belirleyici olabileceğini tayin edecek.

Bu sebeple Türkiye’nin İdlib’deki başarısı siyasi çözümde elini kuvvetlendirmesi için hayati bir nitelik taşıyor. Suriye’nin kuzeyindeki terör yapılanması, Münbiç’teki pazarlık süreci ve Türkiye’nin Afrin’deki varlığı, İdlib’deki etkisiyle yeni gelişmelere sahne olabilir.

Dün Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov “Suriye’nin toprak bütünlüğüne en önemli tehdit Fırat’ın doğusundaki ABD kontrolündeki bölgeden geliyor.” dedi.

Devamını oku →

İdlib’de fırsatlar ve tehditler bir arada

Doç. Dr. Kürşad Zorlu

Soçi’de Türkiye ve Rusya arasında sağlanan mutabakat, bölgenin şekillenmesinde önemli olduğu kadar iki ülke ilişkileri bakımından da yeni bir güven testi anlamına geliyor.

Sürecin odağında yer alan, Astana zirvesiyle kararlaştırılan 4 çatışmasızlık bölgesinden biri. Ama muhalif grupların toplandığı tek yerleşim merkezi. Yaklaşık 6 bin km2’lik bir alanda 3.5 milyonu aşan bir nüfusa sahip. İç savaşın başladığı 2011 öncesinde 2 milyon civarındaydı. Artışın büyük sebebini Rejim/Esad güçlerinin kazandığı alanlardan kaçanlar oluşturuyor. İşte böyle bir coğrafyada 15 Ekim’den itibaren rejim ile muhalifler arasında 15-20 km’lik bir ara bölge oluşturulacak.  Radikal olanlar ağır silahlarını bırakacak ve buradan çekilecek. Belirlenen bölgenin denetimi Türk ve Rus askerlerince ortaklaşa yapılacak.

Devamını oku →

Nazarbayev’in Türkistan hamlesi…

Doç. Dr. Kürşad Zorlu

Nursultan Nazarbayev isminin artık Türkiye’de pek çok kişi tarafından bilinen önemli bir marka haline geldiğini söylesek yanlış olmaz. Geçen yıl sosyal medya üzerinde yaptığım bir saha araştırmasında Türk Dünyası’yla ilgili anahtar kavramlar arasında en çok kullanılan ismin açık ara Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev olmuştu. Elbette bu değere temel oluşturan ciddi sebepler vardı.

Belki de en önemlisi hedeflerini sürekli büyüterek ülke sınırlarını aşan bir vizyon ortaya koyması… Öyle ki 1990’lı yıllarında başında kimi uzmanlar ülkenin ne kadar süre bağımsız kalabileceğini sorgularken şimdi ülkenin bağımsızlığı bölge istikrarının olmazsa olması durumuna geldi. 1998 yılında başkentin Almatı şehrinden küçük bir kasaba olan Akmola’ya taşınması kararı alındığında büyük eleştiriler gelmişti; “nasıl olacak?” sorusu sorulmuştu. Devamını oku →

Türk Dünyası’nın önemini kavramak…

Doç. Dr Kürşad Zorlu

Türk Keneşi ya da eski adıyla Türk Konseyi 6. Devlet Başkanları Zirvesi Kırgızistan’da toplandı. Türk Devlet ve toplulukları arasında işbirliğini sağlamak ve çeşitlendirmek üzere 2009 yılında kurulmuş olan Türk Keneşi kapsayıcılık bakımından Türk Dünyası’nın çatı kuruluşu niteliğinde. Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA), Türk İş Konseyi, Türk Akademisi ve Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) gibi ilgili kuruluşları uyumlaştıran bir şemsiye görevi görüyor. Konseyin kurucu üyeleri 7 Türk Cumhuriyeti arasında bulunan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye…

Önceki gün Kırgızistan/Issıkgöl bölgesindeki zirvede iki önemli katılım daha vardı. Konseye resmen üye olma iradesi gösteren Özbekistan ve gözlemci üye statüsü kazanan Macaristan. İkisi de çok önemli…

Devamını oku →

Fırtına yaklaşırken…

Doç. Dr. Kürşad Zorlu

2019’a yaklaşırken Ortadoğu’da yeni bir savaşın ayak sesleri duyuluyor. Bu muhtemel savaşta gerek taraflar gerekse operasyonel mücadele, hibrid/melez bir içerik sunuyor. Bir ucunda İsrail diğer ucunda İran gibi gözükse de aslında çokça seslendirilen iki kutuplu dünyanın bölgesel yansımaları konumlanmaya çalışıyor. Bu kapsamda bölgedeki İngiliz senaryosunun devrede olduğunu unutmamak gerekiyor. Bazıları “İngiliz oyunları” diyor…

Çok açık ki ABD’nin Trump ile birlikte İsrail tezlerinin odağında yer alması, İran’ın Suriye’deki mücadelede milis güçleri ile sahada etkinleşmesi, Lübnan’daki varlığını tahkim etmesi ve Rusya’nın geri döndürülemez bölge dinamiği…

Devamını oku →

Türkiye neden kaybedilemez?

Doç.Dr. Kürşad Zorlu

Mayıs başında “Hazar’ın kıyısında yeni bir güç mücadelesi” başlıklı yazımda ABD’nin Hazar bölgesine konuşlanma çabalarının olduğunu ve özellikle Kazakistan’a büyük bir önem verdiğini belirtmiştim. 2013 yılından bu yana Orta Asya ve oradan Afganistan’a açılma düşüncesi Trump yönetiminin de beklentileri arasındaydı. Doğal olarak Rusya’nın bu duruma onay vermesi mümkün değildi. Yine de Suriye’de değişebilen dengelerin etkisiyle ABD belirli ölçülerde sahaya yönelebiliyordu. Bu arada Chevron gibi küresel enerji şirketlerinin varlığını göz ardı etmemek gerekiyor. Ancak İran ambargosu ve Rusya’yı kapsayan yaptırımların yoğunlaşması bölge ülkelerini Trump ve dolayısıyla ABD’nin öngörülemezliğine karşı bir bütün halinde davranmaya sevk ediyordu.

Devamını oku →

Dolardaki yükseliş ve Trump’ın itirafı…

Doç. Dr. Kürşad Zorlu

Türkiye-ABD ilişkilerindeki sorunlar her geçen gün farklı bir noktaya doğru ilerliyor. “Dostluk”, “müttefiklik” söylemi zaman zaman iliştirilse de en tepeden yapılan açıklamalarda açık bir “savaş” vurgusu dikkat çekiyor. Trump son paylaşımında “Türk lirası, çok güçlü dolarımız karşısında hızla düşerke  n…” ifadesini kullanarak süregelen ekonomik savaşın tarafı olduklarını itiraf ediyor. Yani “Türkiye’de doların artışıyla ilgimiz yok.” şeklindeki beyanatlarının artık hiçbir tutarlılığı kalmıyor.

Çok açık ki Papaz Brunson’un tahliye edilmesini sağlamak için zaten kırılgan olan ve sorunlarla örülen Türk ekonomisinin üzerine gidiliyor. Ancak Brunson meselesi nihai hedefin sadece bir yansıması olarak kabul edilmeli. Bir süre sonra bu sorun çözülse bile istekler, taviz beklentileri ve buna yönelik çabaların noktalanmayacağı iyi bilinmeli.

Devamını oku →

Yaptırımlar ve Tarihten Çıkarılacak Dersler…

Doç. Dr. Kürşad Zorlu

Trump yönetiminin İçişleri ve Adalet Bakanlarına yönelik “yaptırım” kararı gündemdeki yerini korurken karşı karşıya olduğumuz fotoğrafın bir suçlunun serbest bırakılması talebinin ötesinde gerçeklerle örüldüğünü kavramak gerekiyor.

Stratejik ya da taktiksel hatalar yapıldı mı?

Evet. Ama Türk-Amerikan ilişkilerinin yöneldiği kriz iklimi, salt ABD ile bir yönetsel uyuşmazlık olarak kabul edilmemeli. Trump yaklaşımının öngörülemezliği, ABD-Rusya ilişkilerinin seyri ve Ortadoğu’da istenen yeni model hem Türkiye’yi belirli bir güzergâha sokmayı hem de diğer belirleyici ülkelere dolaylı etki edebilme hedefini taşıyor. Böyle bakıldığında Atatürk sonrası dönemden, NATO’ya üye olduğumuz tarihe kadar geçen sürede bazı örnek olaylar hatırlanmayı hak ediyor.

Devamını oku →