Category: Cazim Gürbüz

Atatürk ve Türk kadını…

Cazim Gürbüz

Son 20 yılda Atatürk‘ü yeniden keşfediyoruz her yönüyle… Rozet, fotoğraf, tören, nutuk, karga kovalama, “düşmanları denize döktü” Atatürkçülüğü; yerini, ciddi araştırmalara, okumaya, Kemalist düşünceyi öğrenip ona göre tutum almaya bırakıyor.

Ve işte bu amaçla, yeni yeni kitaplar çıkıyor.

Hani atalarımız “Kötü komşu insanı hacet sahibi eder” demişler ya, bu değişimde, dincilik ve yeni Osmanlıcılıkla birlikte yükselen Atatürk düşmanlığının payı büyük.

İyi oldu ama yeterli değil, daha ilerilere gitmek gerek…

İşte bu ileriye gitme cehdinin bir örneğini sunacağım bugün. Yazar dostum Sedat Şenermen’in “Atatürk ve Türk Kadını” adlı yeni kitabını…

Kitap Nergiz Yayınları’ndan çıktı, 287 sayfa…

Devamını oku →

Yeniden İpek Yolu

Cazim Gürbüz

Ziya Gökalp, “İktisadi Türkçülük” makalesinin bir bölümünde şöyle der:

“Eski Türkler ticarete de yabancı değildiler. İlhanlık devirlerinde, devletin en büyük gelir kaynağı Çin’den Avrupa’ya ipek götüren ve Avrupa’dan Çin’e kadife getiren ticaret kervanları idi. O zaman Çin, Hint, İran, Rusya ve Bizans arasındaki büyük ticaret yolları tümüyle Türklerin elinde idi. Mokan Han, İran’ın kuzeyinden Azerbaycan’dan ve Anadolu’dan İstanbul’a giden bir yeni ticaret yolu açmak istedi. Fakat İranlılar bu teşebbüse engel oldular. Bunun üzerine Mukan Han, ipek yolunu temin için Türk, Çin ve Bizans devletleri arasında üçlü bir antlaşma yapmaya çalıştı. Ve İran devletini ya ortadan kaldırmaya yahut milletlerarası ticaretin transit olarak memleketinden geçmesi için zorla razı etmeye teşebbüs etti.

Görülüyor ki, eski Türk ilhanlarının amacı Mançurya’dan Macaristan’a kadar uzanan büyük Turan ülkesinde yalnız politik bir güvenlik sağlamaktan ibaret değildi. Asya ve Avrupa milletleri arasında, milletlerarası bir ticaret ve mal takası örgütü yapmayı da üzerlerine almışlardı.”

Devamını oku →

Atatürk’ün yazdırdığı tarihten bir yaprak…

Cazim Gürbüz

Tarih yazının icadı ile başlar Sümer’de, tarih Atatürk‘le başlar Anadolu’da…

Abarttım mı? Hayır asla! Prof. Dr. Çetin Yetkin Hoca’dan bir alıntı yapayım da, bakın nasılmış Osmanlı’daki tarih algısı:

“Osmanlı tarihçilerinin uğraş alanı ‘Osmanlı’ idi. Osmanlı devletinin kurucusu sayılan Osman Gâzi ile başlardı tarih. Ama elbette bunun da bir öncesi geçmişi olmalıydı. Bu geçmiş de Hz. Adem ile başlar, Nuh ile sürer, Osman Gâzi’nin soyu da Hz. Muhammed’e bağlanırdı. Bu yüzden de Osmanlı’nın öncesi, İslam tarihinde aranırdı. Dolayısıyla söz konusu olan bir ümmet tarihiydi.”

Atatürk de işte bunu biliyordu, cumhuriyeti kurunca kolları sıvadı, tarih bir bilim olarak görülecek, gerçek tarihimiz bilim adamlarınca araştırılıp ortaya konulacak, yazılacaktı. Atatürk bu çalışmalara nezaret etti, daktilo edilmiş metinleri elden geçirdi, düzeltti, ekler koydurdu. Ve ortaya “Türk Tarihinin Ana Hatları” adlı dev yapıt çıktı. Ve 1931 yılında bu yapıt esas alınarak Liseler için 4 ciltlik tarih kitabı yazıldı (liseler o zaman 4 yıldı). Bu kitaplar 1941 yılına dek okutulmuş okullarda. Kaynak Yayınları işte bu kitapları “Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri” adıyla yeniden yayımladı. Ben bitirmek üzereyim bu kitapları, sizlere de ısrarla salık veririm. Okuyunca, size okutulan tarih kitaplarını anımsayacak, çok ahlar vahlar edeceksiniz.

Devamını oku →

Ekonomi öğrenmek isteyenlere iki değerli kitap…

Cazim Gürbüz

Ekonomi öğrenmek kolay mıdır? Ekonomi öğrenimi görmüş birisi olarak bu soruya “Hem evet, hem hayır” yanıtını verebilirim. Nobel Ödüllü Yazar James Meade’nin mezar taşına yazdırdığı sözler, benim bu görüşümü doğrular nitelikte: “Bütün yaşamı boyunca ekonomiyi anlamaya çalıştı ama sağduyu onu hep yolundan alıkoydu.”

Meade böyle diyor ya, çağımızda ekonomi bilmemek olmuyor. Bakınız ne diyor Edmund Burke: “Şövalyelerin devri geride kaldı; onların yerini sofistler, iktisatçılar ve istatistikçiler aldı.”

Geçtiğimiz günlerde döviz kurundaki yükselişin durdurulması için Merkez Bankası faiz oranlarını artırdı, ardından da Merkez Bankası’nın bağımsızlığı konuşulmaya başlandı. “Dünyanın kuruluşundan beri üç büyük icat olmuştur: Ateş, tekerlek ve Merkez Bankası” demekte Will Rogers. Demekte de, sokaktaki adam ve de ortalama aydınımız Merkez Bankası’nın ne olduğunu biliyor mu? Bilmiyor tam olarak, hatta ekonomi ile ilgili fakülte bitirenlere sorunuz Hazine, Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı’nın işlev ve görevlerini, ilişkilerini, doğru dürüst yanıt alamazsınız. Devamını oku →

Muzaffer İzgü ile gülümsemek…

Cazim Gürbüz

Başlayalım gülümsemeye, gülümsetmeye o zaman… İzgü’nün “Donumdaki para” adlı kitabı ödül alır, TRT’de bu haberi sunan o günün spikeri Aytaç Kardüz, kekeler, kızarıp bozarır. Ve Ankara’da bir kitapçıya gider kadının biri sorar:

“Donumdaki para var mı sizde?”

Kitapçı afallar ama sonra hatırlar İzgü’nün kitabı olduğunu:

“Var Hanımefendi…”

Kadın hemen eşini arar telefonla haber verir:

“Hayatım, donumdaki parayı buldum.”

Muzaffer İzgü, Diyarbakır Silvan’da bir sinemada makinistlik yapmaktadır. O gün “Vadim O Kadar Yeşil ki…” adlı film gösterilmektedir. Fakat filmin sonuna doğru makine arıza yapar. Çare yok, sinema sahibi çıkacak sahneye filmin geri kalanını anlatacaktır kısaca. O da çıkar Güneydoğu şivesiyle anlatır: Devamını oku →

Atatürk Gibi Düşünmek ve Müfredat…

Cazim Gürbüz

“Aklın ve Bilimin Işığında Atatürk Gibi Düşünmek”… Kitabın adı bu, yazarı İsmail Tezgel. Yayınevi, Altaylı.

Kitap dört büyük ustadan özdeyişler ile Mümin Sekman’dan değerli ve çarpıcı bir alıntı ile başlıyor. Sekman’ın yazdıkları uzun, buraya sığmaz, ya kendi kitabından ya da bu kitaptan okumalısınız. Özdeyişlerinse yalnızca birisini alacağım. Falih Rıfkı Atay diyor ki: “Gençler, bizim çektiklerimizi çekmemek ve bu ulusa çektirmemek için, siz de O’nu iyi tanıyınız. Mustafa Kemal bizimdi, Atatürk sizindir.”

Aklın ve bilimin ışığında Atatürk gibi düşünmek… E peki bilim neden bu kadar değerli. Bilim, yazarımıza göre, üç bakımdan değerli. Bilim bir toplumun üretim tarzını belirliyor ve itici gücü, bu biir, ikii; entelektüel değeri var bilimin, insana evreni algılama olanağı sağlıyor ve üüç; ahlaki değeri var bilimin; bilimsel zihniyet insanlara dürüst ve yansız olmayı, karşılaşılan sorunları sabırlı, ayrıntılı ve uzak görüşlü biçimde ele almayı öğretiyor ki, bunlar da zaten ahlak ve erdemin en önemli bileşenleri.

Bu kitapta Atatürk‘e dair çok özle bir anekdot var, onu aktarmam gerek, Atatürk‘ün millet anlayışı, azınlıklara bakışı bu anekdotta açıkça belli oluyor.

Devamını oku →

Adana Kitap Fuarı ve izlenimler…

Cazim Gürbüz

Adana Havaalanı yolcu salonunda uçağa alınmayı bekliyorum. Tam karşıda Toros Dağları görülüyor upuzun ve yüceden yüce. Belli bir yükseltiden sonrası apak… Bir Tanrı otağını seyreder gibiyim; öylesine görkemli, büyüleyici, esin veren…

Adana Havaalanı hep böyle yüce duygular vermedi ama… Tuvaletleri çok pis, bu durumun yorumunu ve gereğini, ilgili ve yetkililerimize bırakırım.

Adana Havaalanına gelirken bir dolmuşa bindim, olağan güzergâhı kesmişler polisler, dolmuşçu dar sokaklara girdi. Birden bürüklü çarşafla kadınlar, maşlahlı erkekler ve o garip Pazar görüntüleri çıkıverdi karşımıza, minibüs güçlükle yol alıyor, üstelik zemin de çakır çukur. Şoför dayanamadı kükredi:

-Laan, yolumuzu bile kesiyonuz, sizi bu memlekete sohanın…

Şoförün yanında oturan arkadaş AKP’li ki birden uyardı, tabii işi başka yöne çekerek: Devamını oku →

Mehmet Beşeri’den Türklük ölçütleri…

Cazim Gürbüz

Dostum Mehmet Beşeri’nin 20 baskı yapmış bir kitabı var, adı: “Padişahım Çok Yaşa” (Kendi Yayını). Bu kitapta ana izlek ülkemizde hüküm sürmekte olan ve bendenizin “neo-padişahizm” olarak adlandırdığım yönetim anlayışı olmakla birlikte, yazar, sözü bir yerde Türk’ün itelenip ötelendiğine getirip sonra da görülen kimi erdemsiz, ahlaksız, töresiz, iş ve eylemlerin Türk’ün işi olmadığını, bu işleri yapanların aslında Türk olmadıklarına getirip Türklük ölçütlerini de sıralıyor. Yerimizin yettiğince bunlara yer vermeyi yararlı ve önemli buluyoruz:

1- Dilenenler Türk değildir, Türk dilenmez.

2- Türkler hırsızlık bilmezler. İşte yazarın bu bağlamda verdiği ayrıntılar:

Devamını oku →

Dostluk üstüne…

Cazim Gürbüz

Dostluklar pörsür, gölgelenir, zedelenir… Zaman geçtikçe olur bu ama “Zaman yapar bunu” diyemeyiz, yapan zaman değil; zaman içinde savrulan, değişen, dönüşen, gerçek yüzleri ortaya çıkanlardır.

Dostluklar kopar da, biter de, düşmanlığa bile dönüşürler. Bunlara şaşarsanız, asıl o zaman şaşmış, şaşırmış; yolunuzu, yordamınızı yitirmiş, yaşamı okuyamaz, gerçekleri göremez olmuşsunuzdur.

Peki neden zede alır, bozulur, biter, düşmanlığa dönüşür dostluklar?

Çıkar, para, tutkular, ayrılan yollar, kalmayan ortak yanlar, değişen düşünceler… Budur hepsi…

Dost atmak, dost satmak, dostluk bozmak… Atılır, layık değilse atılır elbet, bozulur da artık bir anlamı ve gereği kalmadıysa, zorlamaya ne gerek? Ne diyor Ethem Baran: “Bazı arkadaşlıklar ur gibidir.”  Ur gibiyse bir neşter vurulmalı.

Devamını oku →

Gökbörünün İzinde…

Cazim GürbüzCazim Gürbüz

Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, Türk Dünyasına yaptığı bilimsel amaçlı gezilerini “Gökbörü’nün İzinde” adıyla kitaplaştırdı. Kronik Yayınları’nca yayımlanan bu yapıt 336 sayfa boyutunda. Yazar, bu yapıtında, salt bilimsel bilgiler vermekle yetinmiyor, gezdiği ülkelerin ilgi çekici yanlarına da değiniyor.

Serde edebiyatçılık, destancılık olunca doğal olarak benim ilgimi en çok derleyip aktardığı söylenceler çekti. Söz gelimi “Baykal ve Onun Kızı Angara Irmağı” söylencesi. Baykal Gölü’ne irili ufaklı tam 336 dere ve ırmak dökülüyormuş. Ancak yalnızca bir nehir Baykal’dan doğup, Yenisey’le birleşerek Karadeniz’e ulaşıyormuş. Baykal’a dökülen akarsuları halk “Baykal’ın oğulları”, Baykal’dan doğup, hırçın akan “Angara Nehri”ni ise kızı olarak görmektedir. Söylenceye göre Baykal adlı Bahadır, 336 oğlunu kışın buzlarla, baharda kar sularıyla mücadele ettirir, Angara adlı kızının ise nazıyla oynar, ona hiçbir iş gördürmezmiş. Ve bir gün Angara, dağların arkalarından bir şarkı duymuş, Yenisey’in şarkısını. Vurulmuş o sese, artık onu tutabilene aşk olsun. Devamını oku →