Büyük bestekâr, bir sanat anıtı: DEDE EFENDİ

Ali Alper ÇETİN

Çağların ötesinden billur billur süzülüp gelen bir sanat müziğimiz var. Türk sanatının, Türk zevkinin incelikleriyle bezeli bu müziğin tarihi gelişimi içinde, ölümsüz eserler yaratan nice ustalar var.

Büyük Şairimiz Yahya Kemal “Eski Musiki” adlı güzel şiirine şöyle başlar:

Çok insan anlayamaz eski musikimizden,

Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.

Açar bir altın anahtarla ruh ufuklarını

Hemen yayılmaya başlar sadâ ve nûr akımı…

Yahya Kemal bu şiiriyle Türk sanat müziğinin enginliklerine açılır. Itrî’den Hafız Post’a, perde perde, makam makam dolaştıktan sonra şiirini şöyle tamamlar:

Evet bu eski nesil bir şerefli âlem açar,

Duyuşta ince zamanlardan inkıraza kadar.

Yüzelli yıl sıradağlar birer birer yücelir

Ve âkıbet Dede’nin anlı-şanlı devri gelir.

Bu musikiyi, o, son kudretiyle parlattı,

Ölünce, ülkede bir muhteşem güneş battı.

Türk sanat müziğinin büyük ustası ve bestecisi Hamâmîzâde İsmail Dede Efendi, Anadolu’yla birlikte koskoca Osmanlı ülkesine bir güneş gibi doğmuş, büyüleyici besteleriyle ruhları ve gönülleri yakmıştı.

Sanat tarihçileri, O nun 9 Ocak 1778 günü İstanbul’da Şehzadebaşı’ndaki bir evde doğduğunu yazarlar. Babası Cezzar Ahmet Paşa’nın mühürdarı Süleyman Ağadır.

Emekli olunca, Şehzadebaşı’ndaki Acemoğlu Hamamı’nı işlettiği için oğlu İsmail’e bu yüzden Hamâmîzâde denmiştir.

Türk Sanat Musikisi çevrelerinde Derviş İsmail, Dede, Dede Efendi, Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi olarak anılır.

İsmail Dede Efendi ilköğrenimini Hekimoğlu Ali Paşa Camisi’nin yanında bulunan Çamaşırcı Mektebi’nde başladı. Daha o yıl Musikiye karşı ilgisi ve sesinin güzelliği dikkati çekerek okul öğrencileri arasında ”İlahicibaşı” oldu. O yörede oturan Anadolu Kesedarı (zamanın esnafına ait paraları ücret karşılığı tutup istedikleri zaman veren kişi) Uncuzade Mehmed Emin Efendi’nin oğlu da aynı yıl bu okula başlamıştı. Bu nedenle Uncuzade Mehmed Emin Efendi, Dede Efendi ile ilgilenmiş, onun için ilahiler bestelemiş bir musikişinas olarak ona ders vermeye başlamıştır. Böylece aradan tam yedi yıl geçti; Dede Efendi on dört yaşına basmıştır.

Hocası onun geleceği ile de ilgilendi; ailesinin geçimine yardımcı olur düşüncesi ile onu 1794 yılında Maliye Nezareti Başmuhasebe Kalemi’ne ”Kâtip Muavini” olarak yerleştirmiştir. Bir yandan memuriyete, bir yandan da hocasının derslerine devam etmiştir. Ayin dinliyor, bilgisini ilerletiyor, sanat yolunda ilerlemeye çalışıyordu… Bu dersler ve memuriyet hayatı da yedi yıl sürdü. Sonunda 18 Mayıs 1797 ( 18 Zilhicce 1212) Perşembe günü resmen ”Mevlevi” olmuş, Sema meşkini ise 1798 (15 Sefer 1213) tarihinde tamamlamıştır.

Daha çocukken müzikle uğraşan, sesinin güzelliği ile dikkatleri çeken İsmail Dede Efendi, o devrin konservatuarı sayılan Yenikapı Mevlevîhânesi’ne devam etmeye başlar, bir süre sonra Mevlevîhânede bir eğitim düzeni olan ‘Çile’ süresini doldurarak “Dede” olur. Bu yıllarda, Ali Nutkî Dede’den dini Türk müziği, Abdukbakî Dede’den de ney üflemeyi öğrenir. O günlerde 21 yaşındaydı ve ‘Çilehane’de iken bestelediği buselik makamındaki Zülfündedir benim baht-ı siyahım / Sende kaldı gece, gündüz nigahım / İncitirmiş seni meğer ki ahım / Seni sevdim odur benim günahımdörtlüğü ile başlayan şarkı tüm müzik çevrelerinde konuşulmuş aynı zamanda saraya kadar uzanmıştır. Bu eser dilden dile dolaşarak Osmanlı sarayına ulaşır. Devrin müzisyen, besteci ve sanatsever padişahı III. Selim, Sarayın fasıl heyetinden bu şarkıyı dinler ve çok beğenerek şarkının bestecisi İsmail Dede Efendi’yi çağırtır, şarkıyı iki kez de ondan dinler. İsmail Dede Efendi bundan böyle, artık III. Selim’in en yakını ve Sarayın başmüzisyenidir. Bu yıllarda Saraylı bir hanımla da evlenir. III. Selim onu Saraya hanende (ses sanatçısı) olarak almak isteyince, Şeyh Nutkî Dede 1001 gün sürecek ‘Çile’sinin son senesini affederek kendisine “Dede” unvanını da vermiştir. Bu sırada yine çok yankı uyandıran Hicaz makamında “Nakış” şarkısını bestelemiştir.

C:\Users\alialpercetin\Desktop\DEDE EFENDİ\6.Galata Mevlevîhânesi.jpg

Galata Mevlevîhânesi

Bu mutlu günler uzun sürmedi. 1804 yılında, büyük sevgi ve saygı duyduğu şeyhi Nutkî Dede Efendi, 1805 yılında sevgili büyük oğlu Salih, 1808 de annesi ve 1810 yılında diğer küçük oğlu, altı yaşındaki Mustafa yaşamını yitirdi. Bu acılar Dede Efendi de çok derin büyük bir etki bıraktı. Acılı yıllarda ortaya koyduğu eserler bir keder ve elemin izlerini taşır. Sonradan ise üç kız çocuğu dünyaya geldi.

Türk musikisinde ilk defa kişisel bir mersiyenin işlendiği büyük oğlu için yazdığı ve bestelediği Bayati makamında “Bir gonca femin yâresi vardır ciğerimde” şarkısı bunun kanıtıdır:

Bir gonca femin yâresi vardır ciğerimde ile ilgili görsel sonucu

“Bir gonca femin yâresi vardır ciğerimde
Âteş dökülürse yeridir âh-ı serimde
Her lâhza hayâli duruyor dîdelerimde
Takdire nedir çâre bu varmış kaderimde…”

1807 yılında III. Selim taht dan indirilip, 1808 yılında da öldürülünce IV. Mustafa musiki konusunda pek çalışma yapmamış ve Dede Efendi saraya uğramaz olmuştur. Türlü siyasi kargaşa, ”Kabakçı Mustafa İsyanı”, ”Alemdar Mustafa Paşa Vak’ası”… Bir yıl sonra II. Mahmud başa gelince saraya Musahib-i Şehriyari (padişahın en yakınındaki bir nevi danışman) olarak geri döndü. Müezzinbaşı oldu. Saraydaki bu görevleri Abdülmecid zamanında da devam etti. Ama Abdülmecid zamanında başlayan batılılaşma musikiyi de etkiledi ve Batı Musikisinin etkileri görülmeye başladı.

Batı mûsıkîsinin yerleşmeye başlaması, eski zevk ve sanat anlayışının kalmaması gibi nedenlerle Dede Efendi inzivaya çekildi. Zaten mûsıkî ile uğraşılacak huzur ve neşe ortamı da yoktu. İşte bu yıllarda mûsıkî ve öğrencileri ile uğraşarak birbirinden güzel eserlerini bestelemeye koyuldu…

Sultan Ahmet Dede efendi köşkü ile ilgili görsel sonucu

Sultanahmet Dede Efendi Köşkü

Hamâmîzâde İsmail Dede Efendi de saraydan uzaklaştı. 1842 yılında kendi isteği ile padişah tarafından Ahırkapı civarında kendisine bir konak verildi.1846 yılında padişahın izni ile öğrencileri Delalzade İsmail Efendi ve Mustafazade Ahmet Efendi’yi de yanına alarak Hac vazifesini yerine getirmek için Mekke’ye gitti. Burada yakalandığı Kolera hastalığı sonucu Mina’da 26 Kasım 1846 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Mezarının, Mekke’deki Cennetü’l-muallâ’da Hz. Hatice’nin ayakucunda olduğu söylenir.

III. Selim’in taht da bulunduğu 1808 yılına kadar, İsmail Dede Efendi ölümsüz eserler verir. Ondan sonraki II. Mahmud ve Abdulmecid devirlerinde de Saraydaki görevini sürdürür. Bu arada Sultan Mahmud, büyük devlet adamlarına verdiği “murassa imtiyaz nişanı”nı eliyle Dede Efendi’nin göğsüne takar.

Bestekâr, şair, mutasavvıf İsmail Dede Efendi, Beşyüz (500)’den fazla eser besteledikten sonra 29 Kasım 1846’da hac için gittiği Mekke’de 68 yaşında ölür. Geride Türk müziğinin en büyük bestecisi olarak yüzlerce eser bırakır.

Yetiştirdiği çok sayıda öğrenci arasın­da özellikle, kendisinden sonra Ondokuzuncu yüzyılın en büyük bestecileri arasında yer alan Zekâi Dede, Dellalzade İsmail Efendi ve Eyyubi Mehmet Bey sayı­labilir.

Müzikteki yeteneğiyle bir döneme damgasını vurmuş; klasik kemençe, lavta ve viyolonseli ustalıkla kullanabilen Tanburi Cemil Bey’in oğlu olan, müzisyen, besteci, tambur ustası Mesud Cemil, Dede Efendi’yi şu şekilde yorumlamış:

“…III. Selim’in yenileşme isteklerini takip eden Tanzimat devrinin, Garp Mûsikisi ile temas eden bestekârlardan hem an’aneye bağlı, hem de yeni temayülü iyi duymuş olanların başında gelir. O zamanlar saraya yeni gelen İtalyan mûsikîşinasları ile Batı’dan esen sanat esintilerine kulağını tıkamamış, bu etki ile Kâr-ı Nev ve “Yine bir gülnihal” güfteli eserleri bestelemiştir. Buna göre Dede’nin iki mühim cephesi vardır: Biri Klasik Mekteb’i kudretle devam ettiren, birisi de yeni ve Garp’ten gelen havayı zamanın şartları içinde yadırgamadan teneffüs eden Dede…”

Dede Efendi’nin Başlıca Eserleri ise;

Sebâ Mevlevi Ayini (1823)

Nevâ Mevlevi Âyini (1823)

Bestenigâr Mevlevi Âyini (1832)

Saba – Buselik Âyin-i Şerif (1833)

Hüzzam Âyin-i Şerif (1833)

Ferahfeza Âyin-i Şerif (1839)

Rast Ağır Düyek Kâr-ı Nev: Gözümde dâim hayâl-i cânan

Rast Semai Şarkı: Gene bir gül-nihâl aldı bu gönlümü

Rast Yürük Semai Şarkı: Yüzündür cihâni münevver eden

Hicaz Nakış Yürük Semai: Gene neşve-i mahabbet dil-u cânım etdi şeydâ

Bestenigâr Curcuna Şarkı: Ben seni sevdim seveli kaynayıp coştum

Ferahfeza Muhammes Kâr-ı Kasr-ı Cennet: Kasr-ı Cennet, havz-ı kevser, âb-i hay

Ferahfeza Frengi Fer’î Beste: Ey kaaşı keman, tîr-i müjen cânıma geçti

Ferahfeza Nakış Sengin Semai: Bir dilber-i nâdîde, bir kaamet-i müstesna

Ferahfeza Yürük Semai: Dün gece ben yine bülbülleri hâmûş ettim

Ferahfeza Ağır Aksak Şarkı: El benim-çün seni sarmış biliyor

Şehnaz Ağır Düyek Şarkı: Sanâ ey cânımın cânî efendim

Şehnaz Yürük Aksak Şarkı: Gönül durmaz, su gibi çağlar

Ferahnak Zencir Beste: Figaan eder gene bülbül, bahar görmüştür.

Ferahnâk Nakış Ağır Aksak Semai: Dil-î bî-çâreyî mecrûh eden tîğ-î nigâhmdır

Ferahnâk Düyek Şarkı: Beğendim seni, geçmem aslaa ben,

Mahur Hafif Beste: Ey goncadehen, hâr-ı elem cânıma geçti.

Mahur Nakış Yürük Semai: Yine zevrak-î derûnum kırılıp kenara düştü

Acem-Aşiran Zencir Beste: Meşâm-ı hâtıra bûy-î gtil-î safâ bula-gör

Acem-Aşiran Ağır Sengin Semai: Ey lebleri goncâ, yüzü gül, serv-i bülendim.

Eve Ağır Aksak Semai Şarkı: Ebrûlerinin zahmı nihandır ciğerimde

Eve Curcuna Şarkı: Sevdim bir gonca-i râ’nâ

Sultanî-Yegâh Zencir Beste: Misâlini ne zemîn-û zaman görmüştür

Sultanî-Yegâh Hafif Beste: Cân-û dilimiz lûtf-i Şehenşâh ile mâ’mûr

Sultanî-Yegâh Nakış Yürük Semai: Şâd-eyledi cân-û dilimi şâh-i cihânım

Şevkefza Ağır Çember Beste: Ermesin el o şehin şevket-i vâlâlarına

Hamâmîzâde İsmail Dede Efendi’nin 69 ayrı makamda bestelediği eserleri (dini ve din dışı eserler) adıyla iki bölümde toplanır. Ölümsüz eserleriyle, Dede Efendi’nin şöhretini günümüze kadar taşır, birçok bestecileri etkiler. Tanınmış edebiyatçılarımızdan Ahmed Hamdi Tanpınar “Beş Şehir” adlı eserinde Dede Efendi için şunları yazar: “Dede’nin musikisinde İstanbul peyzajının ve Boğaziçi’nin daima hissesi vardır. Hattâ diyebiliriz ki, bir evvelki devirden itibaren dış âleme açılan musikimizin asıl zaferi onunla idrak eder. Fakat yanılmamalı. Batı’da yetişen eşitleri gibi o peyzajı ve hemen her söylemek istediğini, istediği gibi vermez. Eski musikimiz, insan sesinin tabiî işaretiyle konuşur. Ne özel sözlüğü, ne de tam bir sentaksı vardır. Gücü de, zaafı da buradadır. Hiçbir zaman kendi başına bir semboller dünyası olamamıştır. Söyleyeceğini, insan sesinin billûruna geçirebildiği hâllerde söyler. Dede işte yukarıda bahsettiğim ve bir türlü anlatamadığım kederi ile bu peyzajı bizde, dışarı dünyadan sızmış bir şey gibi külçelendirir…”

Dede Efendi’nin nesri de kuvvetlidir. Yenikapı Mevlevîhânesinin Âyin Mecmuası’nda bestenigâr Âyin’in kayıtlı bulunduğu sayfada kendi el yazısıyla yazdığı yazıları mevcuttur.

Dede Efendinin hattatlığına gelince; III. Sultan Selim Han, başimâmı Derviş Efendinin Çamlıca’nın Sarıkaya mevkiindeki büyük bağını satın alıp burada annesi Mihrişah Vâlide Sultan için bir saray yaptırmıştı. Vâlide Sultanın ölümünden sonra pâdişah bu sarayı, amcasının kızı Esmâ Sultana verdi. Bu sarayın Esmâ Sultana verilmesi münâsebetiyle Dede Efendi, Sultana bir kaside yazmış, bu kasideyi el yazısıyla hatta geçirterek tezhip etmiştir. Levhânın altında “Ketebehu el-fakîr derviş İsmâil-el-Mevlevî Musâhib-i Hazret-i Sultân Mahmûd Han Gâzi imzâsı mevcuttur. Bu parça Hammamîzâde İsmâil Dede Efendinin orta çapta iyi bir hattat olduğunu ortaya koymaktadır.

Bir dilber-i nadide bir kamet-i müstesna

Bu gece ben yine bülbülleri hamuş ettim

Dinlendi başım dün gece bir parça dizinde

Endâmına râm oldu gönül düştü belâya

Yıllarca ben seni aradım durdum…”

Dede Efendi’nin en tanınmış eserlerinden biri de “Ferahfezâ Âyini” dir. Sultan II. Mahmud’un isteğiyle bestelenen bu eserin tamamlandığı gün Beşiktaş Mevlevîhânesi’nde büyük bir tören hazırlanarak, başta pâdişah olmak üzere, devrin tüm sanatçıları, devlet adamları davet edilirler. Sultan II. Mahmud o gün gerçekten rahatsızdır. Çok istediği hâlde, törene gelemeyeceğini başyaveri aracılığı ile önceden duyurur. Tören başlar. Mevlevîhâne hıncahınç doludur. Tam Ferahfezâ Âyini okunacağı sırada Sultan II. Mahmud geliverir. Mıtrıp heyeti (Müzisyen heyeti) eserleri şevkle okurlar. Törenden sonra Sultan Mahmud:

—Çok rahatsızlandım, gelemeyecek durumdaydım. Bir güçle yatağımdan kalkarak geldim. Geldiğime çok isabet etmişim. Ferahfezâ Âyini bana yeniden hayat verdi. Eseri dinledikten sonra iyileştim.

Diyerek Dede Efendi’yi yürekten kutlar, fasıl heyetine ihsanlarda bulunur.

Hamâmîzâde İsmail Dede, Klâsik Türk Müziğinin ölümsüz şaheserler yaratan en büyük bir sanat anıtı olarak, Anadolu’yu aydınlatanlar arasında seçkin bir yer alır.

Onun eserlerinden çoğu yayınlanmış ve Dede Efendi hakkında çeşitli eserler yazılmış, Türk kültürünün taşlarından biri olan bu büyük insan için sanat günleri düzenlenmiştir.

Dede efendi ağlatma beni ile ilgili görsel sonucu

 

Ali Alper ÇETİN

Araştırmacı -Çukurovalılar Derneği Onursal Başkanı

alialpercetin@hotmail.com

Kaynakça:

https://www.turkcebilgi.com

www.nkfu.com

http://www.biyografi.info

https://www.mebilgi.com

Önder Mehmet: Anadolu’yu Aydınlatanlar, Başbakanlık Vakıflar Genel

Müdürlüğü Yayınları, 1998 Ankara

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.