Tebrizli bir Türk’ün hikâyesi

Sadi Somuncuoğlu

Can sıkıcı bir olaydan, İran Türk’ü  Rahim Cavatbeyli’den bahsedeceğiz. İran’da Türklere yapılan baskılara karşı çıktığı için zor durumda kalınca Azerbaycan’a gitmek zorunda kalıyor. Burada dört yıllık “Uluslararası Hukuk Fakültesi”ni bitiriyor. Sonra, Birleşmiş Milletler’in tanıdığı “mülteci” sıfatıyla Türkiye’ye gelerek Göç İdaresi’nden aldığı ikamet izinleriyle, 3-4 yıldır Ankara’da yaşıyor.

Türk vatandaşlığı için yaptığı müracaatı takip etmek üzere 2 Ağustos 2018 Perşembe günü Göç İdaresi Ankara İl Müdürlüğü’ne gittiğinde aniden gözaltına alındığı duyuldu. Oradan, Çankaya İlçesi Karakolu’na götürüldü. Haber duyulunca, yakın arkadaşları karakola gitti, görevliler ve Cavatbeyli ile görüşüp meselenin aslını öğrenmeye çalıştı. Ama kimse bir şey bilmiyordu. Beni de iki defa arayan Rahim Cavatbeyli’ye “bu durumu nasıl izah ediyorsun” dediğimde, şaşıp kaldığını, hiçbir şey bilmediğini söyleyerek bazı ihtimallerden bahsetti.

İran tarafının kendisiyle ilgili olarak Tebriz’deki ailesine baskı yaptığından, zaman zaman Türkiye’deki İranlı öğrencilerle tartışmalarından söz etti. Karakolda bulunduğu süre içinde kendisine hiçbir açıklama yapılmadığı, suçlamaya dair bilgi verilmediği, savunmasının bile alınmadığından şikâyet etti. Karakolda beş gün kaldıktan sonra, altıncı gün bir uçakla Van iline götürüldüğü öğrenildi. Van’da “mülteci” olduğu halde, binlerce kişinin kaldığı “Sığınmacılar Kampına” konulduğu duyuldu.

Rahim Cavatbeyli, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Ofisi’nin gözetiminde ve “özgürlüğüne yönelik bir tehdit ile karşı karşıya kalacağı bir ülkeye gönderilmeye karşı korunmalı” belgesine sahip bir mültecidir. BM’nin bu kararına rağmen İran’a iade edilmek üzere Van ilindeki binlerce sığınmacının ve kaçağın kaldığı kampta, çok ilkel ve zor şartlarda bekletildiği öğrenildi.

Cavatbeyli çok çalışkan, iyi bir araştırmacı ve yazardır. Ankara’da kaldığı üç-dört yıl içinde yaptığı çalışmalardan birkaç örnek verecek olursak: 1) T.C. Kültür Bakanlığı projesi çerçevesinde onlarca kültür, sanat ve bilim eserinin Azerbaycan ve İran Türkçesiyle, bu ülkelerde yayımlanmasını sağlamıştır. Bunlardan bazıları; Emine Işınsu, Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, Dr. Orhan Yeniaras, Prof. Dr. İskender Öksüz, Sadi Somuncuoğlu, Mustafa Yörü’nün kitapları sayılabilir. 2) Çeşitli dergilerde, Türk ve İran tarihiyle ilgili çok sayıda makaleleri yayımlanmıştır. 3) Rahmetli Hasan Celal Güzel’in “Yeni Türkiye” dergisi için Orta Doğu ülkelerinde yayımlanmış İran Türklüğü ile ilgili makalelerin derlenmesi ve Türkçeye çevrilmesi sağlanmıştır. Grup çalışması olan ve 2000 sayfayı bulan bu makalelerin önemli bir bölümü yayımlanmıştır. 4) Kısa adıyla “Kürtlerin Kökeni” kitabı yayımlanmıştır. Bu eser, (“Kürt Topluluklarının Kökeni ve Mahabat Cumhuriyeti Gerçeği” adıyla ele alınmıştır. 5) Türk Millî Eğitim politikası ve müfredatı nasıl olmalı konulu, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemini inceleyerek hazırlanan ve yazımı tamamlanmak üzere olan grup çalışması. 5) Geçen yıl başladığı, Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde “Yüksek Lisans” çalışması.

Rahim Cavatbeyli hakkında bildiklerimiz ve başına gelenlere dair duyduklarımız özetle böyle. Muradımız; yetkililerin bu meseleyi ciddiye alarak yeniden gözden geçirmeleridir. Bunun için mutlaka kendisiyle görüşerek gerçeğin ortaya çıkmasını sağlamalarıdır. Eğer bu yola gidilmezse, Cavatbeyli gibi Türk Dünyasına hizmeti amaç edinen bir Türk aydınının maruz kaldığı ağır muamele, millî vicdanda derin yaralar açacaktır. Kaybeden, düşmanlar değil biz olacağız.

Geçmişini tenkit etmeyen, geçmişte yaşar

Manzaramız iyi değil. Memleketimiz her yönüyle çıkmazda. Yanlışlar, hatalar, gaflet ve dalalet kol geziyor. İhanet kâh saldırıda, kâh pusuda. Çıkış yolu mu? Önce bu politikaların değişmesi lazım. Cumhurbaşkanı Erdoğan dün, Türk Lirası’nın dolar karşısında rekor düzeyde değer kaybetmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Ekonomik savaşı kaybetmeyeceğiz” ifadesini kullandı. AKP’li Turan, “Dolar üç kuruş artacak, Türkiye batacak diye bir şey yok. Dolar toparlanacak, yatırımlarımız hız kesmeden devam edecek.” dedi.

Soralım mı, nasıl diye? Ne yapacağız da ekonomik savaşı kaybetmeyeceğiz? Ne yapacağız da dolar toparlanacak? Belli değil. Hamasetle olur mu? Asla. Bakınız bir yandan borç para peşinde koşarken, diğer yandan borçlanarak, “Millet Bahçeleri, Millet Kıraathaneleri, olmazsa olmaz sayılan Kanal İstanbul gibi üretim değil de tüketim projeleri”ni gerçekleştireceğiz öyle mi? 16 yılda 2,5 trilyon dolar harcamışız. Ama tek bir fabrika yapılmamış. Üstelik, Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya çapındaki tesisleri, fabrikaları, büyük ekonomik kuruluşları horlanarak satıldı. Elde edilen 62 milyar dolar heba edildi. Bugün satılan rafineriler Türkiye’nin en büyük ekonomik kuruluşu oldu. 2018’in ilk altı ayında ihracatımız 82.2 milyar dolar, ithalatımız 123.0 milyar dolar. Açık 40.8 milyar dolar. Uygulanan ekonomik politikaların sonucu ortada.

Bu durumda tek ümit, İYİ Parti’nin toparlanmasında. Çünkü  her yöne doğru gelişme imkânı var. Diğer partilerin böyle bir şansı yok; donmuş durumdalar.

Yeter ki, yüksek bir şuurla, kararlılıkla ve azimle, “taşa taş gibi sarılınsın!”

Sadi Somuncuoğlu

sadisomuncuoglu@yahoo.com

Kaynakça:

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/tebrizli-bir-turkun-hikayesi-48446yy.htm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.