“Mutluluğu Sosyal Medya Yerine Kendimizde Arayalım”

Birgül Kapaklıkaya Eryörük

Belçika Türkleri üzerine onlarca bilimsel araştırma yapılmıştır. Bilimsel ölçütler içerisinde yapılan bu araştırmalardan çıkardığımız sonuç; Belçikalı Türk, varlığını kültürel değerlerine sahip çıkarak sürdürmektedir. Ancak elli yıllık bu dönemde her şey tozpembe de değildir. Yukarıda verdiğimiz nüfus yapısı dikkate alındığında durumun vahameti kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. İşte burada Belçika’da yaşayan Türk sanat camiasına büyük görevler düşmektedir. Bu ülkede yaşayan sanatçılarımız çok güzel, çok başarılı etkinliklere imza atmaktadırlar.   Belçika’da yaşayan Türk sanat camiası, geçmişin zenginliğine yeni değerler katarak Avrupa’nın ortasındaki Türk varlığını inşa etmektedir. Belçika’daki Türk sanatçıları toplumumuzun geçmişini eserlerine yansıtırken, geleceğini de kurmaktadır. Kök değerlere bağlı kalarak kurulan gelecek, daha etkili ve daha işlevsel olacaktır.

                                                                                *****

Bir milleti ortak duygu ve düşünceler etrafında toplayan, birleştiren temel milli unsur dildir. Dil, bir milletin kimliğidir. Milletler kültürlerini dil sayesinde yaşatarak gelecek nesillere aktarırlar. Bir milletin kimliği dilinde gizlidir. Milleti meydana getiren insanlar, aynı dili konuşarak anlaşırlar, ortak kültürlerini bu dille ifade ederler. Sözlü ve yazılı edebiyat ürünleri ortak dille meydana gelir. Kültür, bir milletin aynasıdır.

Bir milletin yazarları, şairleri, düşünürleri, ozanları ana dillerini kullanarak verdikleri edebi ürünlerle kendi milletlerinin kültürlerine katkı sağlarlar. Her edebi eser, milli kültürün taşıyıcısıdır. Sanatçılar, içinde yaşadıkları toplumun her hâlini eserlerine yansıtarak geçmişten geleceğe ışık tutarlar, milli birlik ve beraberliğin pekişmesine vesile olurlar.

Sanat, toplumsal yapıyı oluşturan kültür ögelerinden biridir. Hem toplumdan etkilenir, hem de toplumu etkiler. Sosyal yapının gelişmesine katkıda bulunur. Toplumu oluşturan kültürel değerler, gelecek kuşaklara edebiyat aracılığı ile aktarılır. Böylece kültürel boşluğun yaşanmamasında ve toplumsal bilincin canlı tutulmasında aydınların payı büyüktür.

Sanat aynı zamanda evrensel bir dildir. Zira hangi milletten olursa olsun insanlığın ortak duyguları ve düşünceleri vardır. Sanat; insanlığın estetik yanının irdelenmesi, algılanması, duyumsanması, sorgulanması ve insan nesne arasındaki güzele, iyiye ve doğruya varma çabasıdır. Dünyayı ancak sanat güzelleştir.

Belçika’da bugün yaşayan 250 bin civarındaki Türk’ün pek çoğu çifte vatandaşlık hakkına sahiptir. Yapılan araştırmalara göre, bu Türk varlığının % 50 kadarı Belçika doğumlu olup 25 yaşın altındaki gençlerden oluşmaktadır. Bu durum, Belçika’da yaşayan Türk sanatçılarının görev ve sorumluluğunu daha da artırmaktadır.

Şairleri, ozanları, tiyatrocuları, gazetecileri, yazarları, ressamları, ses sanatçılarıyla Belçika’da Türk edebiyatı, Türk güzel sanatları canlı bir biçimde varlığını sürdürmektedir. Belçika’daki Türk sanatçıları duru Türkçe’nin görkemli sesini Avrupa’nın ortasından bütün dünyaya haykırmaktadır. Türk sanatçılar sadece kendi soydaşları için değil, Belçika’da yaşayan bütün insanlara Türk’ün kültürel değerlerini eserlerinde icra ederek dünya barışına da katkı sağlamaktadırlar. Kültürler arası etkileşim sayesinde toplumlar birbirini daha iyi tanıma imkânı bulmaktadır. A. Hamdi Tanpınar’ın “Bir edebiyat ‘milli’ olduğu nispette, ‘milletlerarası’ değere sahip olur.” sözünün doğruluğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Belçika Türkleri üzerine onlarca bilimsel araştırma yapılmıştır. Bilimsel ölçütler içerisinde yapılan bu araştırmalardan çıkardığımız sonuç; Belçikalı Türk, varlığını kültürel değerlerine sahip çıkarak sürdürmektedir. Ancak elli yıllık bu dönemde her şey tozpembe de değildir. Yukarıda verdiğimiz nüfus yapısı dikkate alındığında durumun vahameti kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. İşte burada Belçika’da yaşayan Türk sanat camiasına büyük görevler düşmektedir. Bu ülkede yaşayan sanatçılarımız çok güzel, çok başarılı etkinliklere imza atmaktadırlar.   Belçika’da yaşayan Türk sanat camiası, geçmişin zenginliğine yeni değerler katarak Avrupa’nın ortasındaki Türk varlığını inşa etmektedir. Belçika’daki Türk sanatçıları toplumumuzun geçmişini eserlerine yansıtırken, geleceğini de kurmaktadır. Kök değerlere bağlı kalarak kurulan gelecek, daha etkili ve daha işlevsel olacaktır.

Birgül Kapaklıkaya Eryörük Hanım, yazıları, etkinlikleri ve üstlendiği sosyal sorumluluk görevleriyle rüştünü ispatlamış bir Türk yazarı olarak Avrupa’nın ortasında ve her ortamda kültürel kimliğini ortaya koyarak toplumuna hizmet etmeyi amaç edinmiştir.

****

Röportaj:

Ahmet Urfalı

Konuşan: Ahmet Urfalı (Eğitimci-Yazar)

Birgül hanım, sizin yazılarınızı ilk önceleri dijital gazetelerin köşe yazarlığı sayfalarında görmeye başladık. Yazı hayatına nasıl girdiniz? Sizi yazı yazmaya sevk eden etken nedir?

Sağlık sigortasında çalıştığım yıllarda,  Belçika ulusal basınında Türkiye’den gelen gelin ve damatlarla ilgili bir yayın yapılmıştı. Konu üzerinde bir Türk gazeteci benimle bir röportaj gerçekleştirmişti. Daha sonra Belçika’da bir yerel haber sitesinin benden yazı istemesiyle yazı hayatına girdim. Daha sonra da Türkiye’den ve yurt dışından da başka yazı yazma teklifleri aldım. Halen Belçika ve Türkiye’de değişik gazete ve dergilerde yazılar yazmaktayım.

Genellikle kişisel gelişim ve psikoloji üzerine yazılar yazmaktasınız bunun sebebi nedir? Alanınızda daha çok hangi konuları ele almaktasınız?

Psikoloji ve kişisel gelişim eğitim aldığım uzmanlık alanım, hatta bu alanda araştırmalarım hâlâ devam ettiği için bu konulara değiniyorum.

İnsanın biyolojik olarak hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan açlık, susuzluk, barınma ve neslin devamı gibi fizyolojik ihtiyaçları karşılanmasından sonra,   güvenlik,  bir gruba ait olma, sevilip sayılma gibi başka kişisel ve sosyal gereksinimler devreye girmektedir. Hayatı daha bir anlamlandırmaya yardımcı olur.

Alanımızda; içsel bakışlar, kişiler arası iletişim, motivasyon, zaman yönetimi gibi konuları ele almaktayım. Ele aldığım konular için bir örnek olması bakımından, “Sosyal Medyadaki Sahte Mutluluklar” başlıklı yazımı sizinle paylaşmak isterim:

Mutluluk ispat edilmez, yaşanır…

Zaman zaman insanın mutluluğunu paylaşması gayet doğaldır, ancak hemen hemen her yediğinin, içtiğinin, gezdiği yerlerin fotoğrafını çekip herkesle paylaşması hiç de normal değildir.

Sosyal medyada geçirilen zaman kaybı bir yana, paylaşılan onca fotoğrafın insanlarda kıskançlığa neden olması, zamanla bağlılığa yol açması da ayrı bir tartışma konusudur.

Başkaları hakkında “Gördün mü, falanca nereye gitmiş? Parası da yok ama nasıl bu kadar gezebiliyor, anlamıyorum…” gibi cümleleri pek çoğumuz duymuşuzdur.

Bağımlılığın çeşitleri vardır…

Bağımlılık, içki, sigara, uyuşturucu madde, internet, kumar, insan, spor, cinsellik vb…

Fiziksel bağımlılık halinde madde alınmadığında vücutta bulantı, kusma, terleme gibi olumsuz belirtiler oluşur.

Psikolojik bağımlılıkta ise madde alınmadığında ya da olay yaşanmadığında kişide anksiyete, stres, sinir bozukluğu gibi belirtiler ortaya çıkar.

Günümüzdeki en sinsi ve tehlikeli bağımlılık türlerinden birisi de internettir.

Kimisi her anını paylaşır, kimisi de başkalarının her anını takip eder…

Hiç durmadan paylaşan da normal değildir, devamlı takip halinde olan da.

Bir insan mutluluğunu neden ispat etmeye kalkar ki?

Hiç düşündünüz mü, gerçekten çok mutlu olan bir insanın sanal âlemde saatlerce ne işi olabilir?

Yalnızlık hissi insanları internete bağlarken, internet de kendine bağlıyor adeta…

Kendine bağlarken de, özendiriyor, kıskandırıyor, sinsice ruhları esir alıyor.

“Onun arabası var, güzel mi güzel, şoförü de var, özel mi özel” misali…

Sanki bağlandıkça bağlanıyoruz, özendikçe özeniyoruz, mutsuzlaştıkça mutsuzlaşıyoruz.

Mutluluğu sosyal medyada aramak yerine içimizde arasak?

Hep kendimizi başkalarına göstermek için yaşamayı bırakıp biraz kendimizle baş başa kalsak?

Kendi içimizdeki denizlere yelken açsak?

Kim bilir içimizde ne cevherler var, ne hazineler var…

Böylece dışarıdaki korkunç savaşların etkisinden, cehennemlerden kurtulup kendi içimizdeki cenneti yaşarız kim bilir…

Belçika’da yaşamaktasınız. Sizin açınızdan Belçika gurbet mi yoksa yeni vatan mıdır?  Belçika’ya göç konusuna nasıl bakıyorsunuz?

Bence aslında, gurbet insanın kendini ait hissetmediği her yerdir. Biz bu dünyada kalıcı değiliz ve hepimiz gurbetteyiz.  Mecaz anlamda sorarsanız, şu ana kadar hayatımın yarısından fazlasını Belçika’da geçirdiğim için Belçika benim için gurbet sayılmaz. Göç konusu çok geniş bir konudur. Belçika’ya göç konusunu sorarsanız, o günkü şartların getirdiği bir sonuçtur bu. Nereden nereye olursa olsun, bazen göç kaçınılmazdır. Siyasi, ekonomik veya farklı sebeplerden dolayı insan göç etmek zorunda kalabilir. Göçün getirdiği zorluklar da, avantajlar da vardır. Biz göçün 50. yılını idrak eden bir toplum olarak kendimizi Belçikalı Türk ve Belçika’yı da yeni vatan olarak görmekteyiz.

Belçika’da yapılan etkinliklere katılan, destek ve katkı sağlayan bir kültür insanı olarak yabancı bir ülkede bulunmak, orada yaşamak ve fikir üretmek nasıl bir duygudur? Türk ve Belçika toplumunun size bakış açısı nedir?

Etkinliklere katılmak bana mutluluk veriyor, elimden geldiğince de bu alanda çalışan arkadaşlarımı destekliyorum. Belçika gibi çok değişik ve farklı kültürel bir ülkede,  türlü dilleri öğrenerek insanlarla diyalog kurmak, onları tanımak benim için çokbüyük bir zenginlik ve büyük bir mutluluk. Pek çok Belçikalı, Hollandalı, hatta dünyanın pek çok yerinden farklı insanlar tanıdım, onları çok sevdim ve hepimizin ortak bir noktasını buldum; o da sevgi, saygı, merhamet, insanlıktı… Hepimizin çocukları, ailesi vardı. Evcil hayvanları olanlar vardı. İnsana, insan gibi bakanları sevdim. Hatta Jamaikalı bir arkadaşım evine yemeğe davet ettiğinde onun evinde kendimi hiç yabancı hissetmedim. O kadar samimi insanlardı ki… Zannediyorum onlar da beni sevdiler, saygı duydular. Belçika’daki Türk toplumunda da, Belçikalı arkadaşlarım arasında da sevilen, saygı duyulan biri olduğumu hissediyorum.

2014 yılında Belçika’ya Türk göçünün 50. Yılını idrak ettik.  Belçika’ya  göç Türk toplumuna neler kazandırıp neler kaybettirdi? Dördüncü neslin sosyo-psikolojik durumunu açıklayabilir misiniz?

Belçika’ya göç Türk toplumuna çok şey verirken birçok şeyi de kaybettirdi. Yeni kültürlerle karşılaşıp yeni insanlarla tanışmak büyük bir zenginliktir. Ancak bu zenginliği çok iyi değerlendirmek gerekir. İnsan yaşadığı yere ve oradaki şartlara kendi kültürünü unutmadan, kim olduğunu, nereden geldiğini unutmadan yerleştiği ülkeye ayak uydurmalıdır. Bizde ise maalesef bu pek öyle olmuşa benzemiyor. İlk nesil zaten hiç dil öğrenmeden kendi kabuğuna çekilerek, gettolaşarak yaşadı ve çocuklarının dersleriyle de pek ilgilenemedi. İkinci nesil de onların yetiştirdiği çocuklar olduğu için, çocuklarına otoriter bir tutum sergiledi. Çocuklarımızın genel olarak okul başarısı maalesef çok düşük. Ayrıca Belçika’daki “chomage” dediğimiz işsizlik sigortası sistemi bazı gençleri tembelliğe itti sanırım. Üçüncü nesilde okuyan gencimiz ne yazık ki çok az. Onların yetiştirdiği dördüncü nesil ise şu an çok sorunlu bir nesil. Asimilasyona doğru kayıyoruz gibime geliyor. Yani anadilini, dinini, kültürünü pekiyi bilmeyen bir nesille karşı karşıyayız. Pek çok ailenin çocuğunda madde bağımlılığı ya da depresyon gibi sorunlar var.  Özellikle de Gent şehrinde her yıl birçok gencimiz intihar ediyor. Ciddi önlemler almazsak çocuklarımızı, dolayısıyla geleceğimizi kaybedebiliriz.

“Yüreğimden Dökülenler”  adlı ilk kitabınız daha önce yayımlanmıştı. Kitabınızın içeriği hakkında bilgi verir misiniz?

Kitabım yaklaşık 12 yıllık yazarlık serüvenimden kalan makalelerden oluşuyor.  Makalelerim hakkında hep güzel reaksiyonlar alıyordum ve onları bir kitapta toplamamın kalıcı ve güzel bir eser ortaya çıkarabileceğini birçok kişiden duyduktan sonra kitap çıkarma kararı aldım. Güzel de oldu. Dijital ortamların garantisi yoktur. Ve hiç bir emek boşa gitmemelidir. Onun için elle tutulan bir şey olsun istedim. Makalelerimde özellikle insan sevgisine, insanlığın yaşadığı bazı tehlikelere, eğitimin önemine ve benim için önemli olan güncel konulara değindim.

Belçika Türk toplumunda siyasi ve sosyal anlamda bir dağınıklığa tanık olmaktayız. Hatta eskiye nazaran milli konularda bile bir duyarsızlığın bulunduğunu görmekteyiz. Bu konuda neler söylersiniz?  Birlik ve beraberliğin sağlanması hususunda neler yapılmalıdır?

Bu duyarsızlığın nedeni aslında oldukça açık ve net. Yukarıda da söylediğim gibi. Her gecen nesil biraz daha bozuluyoruz, biraz daha yozlaşıyoruz. Eğitime önem vermiyoruz. Okumuyoruz. Kendi tarihimizi sadece hikâyelerden ya da dizilerden öğreniyoruz. Zaten bu konulara makalelerimde de değindim. Psikoloji, sosyoloji, edebiyat, felsefe gibi insani bilimler üzerine kafa yormuyoruz. Materyalizmin tuzağına düşmüşüz ve çoğumuz sadece daha refah yaşama peşindeyiz. Oysa huzur olmadan sadece parayla refah içinde yaşanmaz. Aslında bunlar biraz da materyalizmin tuzakları. Herkes kendi kişisel makam ve çıkarlarını düşünüyor. Başka insanların acısıyla dertlenen insan sayısı iyice azaldı. Herkes cebini düşünüyor da diyebiliriz.

Birlik ve beraberliğin sağlanması için fikri hür, vicdani hür, satın alınmayan, hiç kimseyi satmayan, güzel çocuklar yetiştirmeliyiz. Bunun için de önce kendimizi sorgulamalıyız.

İleriye dönük projeleriniz nelerdir?

Psikoloji alanında bilimsel çalışmalara devam etmek ve bu konuda hem kendime, hem yakın çevreme hem de topluma faydalı olmak istiyorum. Gerek yazılarla, gerek şiirlerle bunu zaten yapmaya çalışıyorum. Şu an ikinci kitabım olan “Mutluluğun Formülü/ Önemli Meseleler” okurlarıyla buluşuyor. Yol uzun, zaman ise dar… Okumaya, yazmaya ve çalışmaya devam diyorum…

Birgül Kapalıkaya’nın Özgeçmişi

1971 doğumlu olan yazarımız evli ve üç çocuk annesidir. İlk ve orta eğitimini Eskişehir’de tamamlayan Birgül Kapaklıkaya, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesini kazandı. Eğitimine bir süre ara vererek Belçika’ya yerleşti. Burada Fransızca, Felemenkçe ve İngilizce kurslara devam etti. Bilgisayar ve memurluk alanında mesleki eğitimler aldı ve hemen ardından ilk görevine FEBELTEX’de  (Belçika Tekstilleri Federasyonunda) başladı.

Belçika’da Hıristiyan Sağlık Sigortasının (MC) adlı bölümünde uzun yıllar eksper olarak görev yaptı. Daha sonra Belçika Türk Dernekleri Birliğinde (BTDB) Brüksel temsilcisi ve şube sorumlusu olarak görev yaptı. Avrupa Ekonomik Ticaret ve Sanayi Odasında Belçika temsilciliği görevini üstlendi. Kültürel derneklerde yöneticilik yaptı. İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdi. Daha sonra Üsküdar Üniversitesi Uygulamalı Psikoloji Yüksek Lisansını tamamladı. Tez çalışmasında; “Avrupa’daki Türklerin Ebeveynlik Tutumunun Kuşaklararası Karşılaştırılması”  konusunu ele aldı.

Belçika’da önemli eğitim merkezlerinde psikoloji Hipnoz ve EMDR dersleri aldı..

Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yaptı. Tiyatro ve kısa metrajlı filmlerde rol aldı. Sosyal ve kültürel alandaki çalışmalara katkıda bulundu.

———————————————-

Kaynakça:

http://www.istikbalgazetesi.com/haber18.asp?sec=2&newscatid=0&yazarid=329&newsid=195998

http://www.kirmizilar.com/tr/index.php/tartisma/item/1176-mutlulugu-sosyal-medya-yerine-kendimizde-arayalim

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.