5 Temmuz 1938’de Türk Ordusu’nun Hatay’a Girmesinin 72.nci ve 23 Temmuz 1939’da Hatay’ın Anavatan’a Katılmasının 71.nci Yıldönümü Kutlu Olsun!

1914-1918 Birinci Dünya Harbi devam ederken; İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya’nın dahil olduğu İtilaf Devletleri ülkemizi paylaşmak için gizli anlaşmalar imzalıdalar. Bunlardan biri de 03.01.1916’de İngilizler ile Fransızlar arasında imzalanan “Sykes-Picot Anlaşması” idi. Bu anlaşmaya göre, güzel Hatay’ımızın da dâhil olduğu Musul-Sivas-Mersin üçgeninde kalan “İç Anadolu’nun bir kısmı ile Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu” toprakları ile Suriye ve Filistin coğrafyası tamamen Fransızların payına bırakılıyordu.

30.10.1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandı. İngilizler, Halep’teki ordularının lojistik ve ikmal işleri bahane ederek İskenderun’u işgal etmek istediler. Yıldırım Orduları Grubu Komutanı Mirliva Mustafa Kemal Paşa, İskenderun’un İngilizler tarafından işgal edilmesine karşı çıktı. Bu nedenle, Mustafa Kemal Paşa’yı boşa çıkartmak isteyen Osmanlı Hükümeti, Yıldırım Orduları Gurubu’nu ve 7. Ordu’yu lağvetti. Akdeniz’in incisi İskenderun’un işgaline karşı çıkan Mustafa Kemal Paşa görevinden olmuştu. Karargâhı Belen’de bulunan 41. Tümen, 9 Kasım 1918’de Antakya ve İskenderun’dan çekildi. Sykes-Picot Anlaşmasını hiçe sayan İngilizler; 9 Kasım 1918’den itibaren İskenderun ve Musul’dan başlayarak Fransa’nın payına bırakılan aziz yurt topraklarını büyük bir iştahla işgal etmeye başladı. Bu sırada Fransızlar, Kilikya adını verdikleri Adana ve Mersin bölgesi ile Hatay’ın bir kısmını fiilen işgal etti.

Bu gelişmeler ışığında, önce İngilizler tarafından işgal edilen Hatay bölgesinde; Fransızlar, 14.11.1918’de İskenderun’dan başlamak üzere bütün bölgeyi işgal etti. Fransızların doğu lejyonundaki (Legion d’Orient) gönüllülerden oluşan Ermeni intikam birliğinin 19.12.1918’de Dörtyol’un Karakese köyüne saldırısı neticesinde düşmana “ilk kurşun sıkıldı” ve böylece vatan ve namus mücadelesi başladı.

Nisan 1920’de Tayfur (Sökmen) Bey, Amik Kuvayı Milliye müfrezesini kurdu. 31.04.1920’de Antep’in Sam köyünden Ankara’ya çektiği telgrafta, Hatay bölgesinin Misak-ı Millî (6 maddelik Millî Sözleşme) sınırları içerisinde olup olmadığı sordu. Ankara’dan, sancak bölgesinin Misak-ı Millî sınırları içerisinde olduğu bildirildi ve Maraş’taki 2. Kolordu ile temas etmesi istendi. 24 Temmuz 1920’de Mayasalun’da Fransız işgal ordusu, Faysalcı Arap ordusunu yendi.  “Mayasalun Muharebesi”nden sonra, bölgedeki Faysalcıların ümidi kesildi. Çaresiz kalan Faysalcı İbrahim Haneno gibi Arap önderleri, Maraş’taki 2. Kolordu Komutanı Albay Selahattin Adil Bey, Hatay bölgesinde Yüzbaşı Yaver Bedri Bey ve Milis Yarbay Ali Şevki Özdemir Bey’in emrine girdi. Haneno’nun taşıdığı flamanın bir yüzü “Türk Bayrağı” olup, “İnanlar kardeştir” ayeti, diğer yüzü ise “Faysalcı Arap Bayrağı” olup “Kardeşlerinizin arasını düzeltiniz” ayeti yazılıydı.

Hatay bölgesinde 28.02.1919’da Hamam baskını, 21.04.1919’da Harim baskını ve Yeniköy çarpışması, Ağustos 1919’de Yoğurma köyü çarpışması, 08.02.1920’de Muratpaşa Boğazı çarpışması, 06.03.1920’de “Akbez manastır boşaltması”, 07.05.1920’de Payas baskını ve arkasında Mustafabeyli istasyonu baskını, 23.05.1920 ve 10.06.1920 tarihleri arasında Fransızlar tarafından“Birinci Antakya Bombardımanı” ve arkasından “İkinci Antakya Bombardımanı” yapıldı, 15.06.1920’de Antakya’da Maragozlar çarşısı vuruşması,  Haziran 1920’de Narlıca Bombardımanı ile Muarra Baskını ve İskalibiye Baskınları, Ağustos 1920’de Fransızların Afsıya (Avsuyu) ve Ziyaret köylerini bombardımanı, 15.08.1920’de Fransızlar tarafından “Üçüncü Antakya Bombardımanı” yapıldı, 04.09.1920’de Belen’de Atik ve Gedik Baskınları, 10.09.1920 ve 13.09.1920 tarihleri arasında Osmaniye, Erzin ve Ceyhan muharebeleri, 22.09.1920’de Boklukaya’da “Birinci Boklukaya Muharebesi”, 13.10.1920’de Antakya Baskını, 10.11.1920 ve 21.11.1920 tarihleri arasında Hassa şehir çarpışmaları, 1920 sonbaharında Fransızların Kuseyr saldırısı, 02.12.1920’de Demirköprü çarpışması”, 14.12.1920’de Kefert Harim çarpışması, 24.12.1920’de Cisri Şuğur Çarpışması, 07.01.1921’de “Derküş Muharebesi”, Ocak 1921 ortalarında Boklukaya’da “İkinci Boklukaya Muharebesi”, Şubat 1921’de Cebeli Zaviye’de “Erbain (Kırklar) Muharebesi”, 11.03.1921 ve 12.03.1921 tarihleri arasında Hassa şehir çarpışmaları, Mayıs ve Haziran 1921’de Hassa, Belen ve Kürtdağı çarpışmaları, 01.06.1921’de Akpınar Çarpışması, Eylül 1921’de Fransızların Yayladağı ve Kuseyr saldırısı ve Eylül 1921’de Kömürçukuru çarpışmaları yapılmıştır. Dörtyol’da Küllük, Hassa’da Söğüt, Tiyek, Akbez ve Demrek, Kürtdağ’da Kazıklı, Kırıkhan’da Eşmişek ve Gümüşoluk, Antakya’da Şenköy, Büyükburç, Demirköprü, ve Narlıca gibi köyler Kuvayi Milliyenin karargâhı oldu.

13.07.1919’da Filistin ve Suriye’de incelemelerinde bulunan ABD King-Crane manda heyeti İskenderun’a geldi. ABD manda heyeti Dr. Henry Churchill King ve Charles R. Crane eş başkanlığında, Dr. Albert H. Lybyer, Dr. G.Montgomery ve Yüzbaşı W. Allem’dan oluşuyordu. Bu heyet, barış ve kardeşlik içinde yaşayan Hataylıları Türkler, Araplar ve Azınlıklar gibi cemaatlere bölerek İskenderun’a çağırıldı. Antakya’dan Türkmenzade Ahmet Ağa’ya ABD heyet başkanı “Türklerin artık bir daha gelmeyeceğini” söyleyerek, “Fransız veya Arap idaresinden birini seçmelerini” istedi. Türkmenzade Ahmet Ağa da bu söze karşı, “Türkler bize gelmezse biz Türklere gideriz” diyerek anlamlı bir cevap verdi. Bu görüşmeler sırasında ABD heyeti başkanı, Belen kazası Samanlı köyünden Mehmet Sarı Ağa’ya “Fransız mandasını mı? Yoksa İngiliz mandasını mı? İstersiniz.” Diye sordu. Bu soruya karşı Mehmet Sarı Ağa, “Daha başka manda taliplisi yok mu?” diye cevap verdi. ABD heyeti başkanı da “Evet bir de, Amerikan mandası var” diye manda teklifinte bulunması üzerine, Sarı Ağa: “Biz Türküz. Türk Devleti’ni istiyoruz. Başka bir devletin himayesine sığınmak istemiyoruz. Türk olarak doğduk, Türk olarak yaşadık ve Türk bayrağı altında öleceğiz. Başka bir devletin bayrağının altında gölgelenmek istemiyoruz.” diyerek milli bir duruş gösterdi. Bu sözlere bozulan ABD heyeti başkanı: “Türk Devleti yıkılmıştır. Türk Ordusu dağılmıştır. Türklerin hiçbir gücü ve hiçbir kudreti kalmamıştır.” diyerek küstahça bir cevap verdi. Buna Sarı Ağa da “Türk Devleti çökebilir, Türk Ordusu dağılabilir, fakat Türk milleti asla esir edilemez, Türk Milleti kimsenin kölesi olamaz.” diyerek cevap verdi. Sarı Ağa’nın gök gürültüsünü benzer bu sözleri küstah yüzlerde yankılanırken, bir eliyle de Amanos Dağlarını işaret ederek “Biz yolumuzu biliriz. Buradan yol Kızılelma’ya gider” dedi.

Daha sonra, 18.01.1919’de başlayan Paris Barış Konferansı sürecinde imzalanan 15.09.1919 tarihli Fransa-İngiltere anlaşmasıyla; bu defa Fransa Musul bölgesindeki haklarını İngiltere’ye bırakırken, İngiltere de Şanlıurfa, Gaziantep ve Kahramanmaraş ile Hatay’ın bir kısmı üzerindeki haklarını Fransızlara bıraktı. Mustafa Kemal Paşa ve Kuvayi Milliye vaziyet alıncaya kadar geçen dönemde, milli mukadderatımız müstemlekecilerin çıkar pazarlığında mülevves bir şekilde elden ele dolaşıyordu.

1918’de Fransızların Hatay’ı işgalinden sonra, bölgede İskenderun sancak yönetimi kuruldu. Fransızlar tarafından işgal edilen bölge, Milletler Cemiyeti yasasının 22. maddesi ile öngörülen ve 28.06.1919’da kurulan “Mandat” sistemine dayanılarak, 25.04.1920’de Devletler Yüksek Konseyi San Remo toplantısında, Suriye ve onun bir parçası sayılan Lübnan bölgesi “A” türü Mandat yönetimi olarak Fransa’ya bırakıldı. Fransa Mandater devlet sıfatıyla; 01 Eylül 1920’de Halep, Şam, Dürzi, Lübnan ve Alevi hükümeti olmak üzere, yörede beş parçalı yönetim oluşturdu. Beyrut’ta konuşlanan Fransız Fevkalâde Komiserliğinin 09 Ekim 1920 tarih ve 403 sayılı kararnamesiyle, İskenderun merkezli sancak yönetimi Halep vilayetine bağlı müstakil bir sancak haline getirildi. Bu idari örgütlenmeye göre; İskenderun, Antakya, Belen (öteden beri Kırıkhan bölgesi Belen kazasına bağlı idi), Harim kazaları ile Cisrişuğur ve Lazikiye mıntıkalarına tabi olan Ordu (Yayladağı), Bayır, Bucak ve Hazine (Elekrad)  nahiyeleri müstakil İskenderun sancak yönetimine dahil edildi.

06.06.1921’de Fransa Hükümeti’nin temsilcisi olarak, Ankara’ya gelen Franklin Bouillon Ankara’da Büyük Millet Meclisi Hükümeti’yle görüşmelere başladı ve kısa bir süre sonra görüşmeler kesildi. 23 Ağustos 1921’de Yunan ordusunun saldırısı ile başlayan Sakarya Meydan Muharebesi, 13 Eylül 1921’de zaferle sonuçlandı. Kazanılan bu zafer, Türklük ruhunun ve kahramanlığının ölmediğini bütün dünyaya bir daha gösterdi. Bu zaferin bir gün öncesinde Fransız Fevkalade Komiserliğinin 12 Ekim 1921 tarih ve 102 sayılı kararnamesiyle sinsi bir şekilde; İskenderun müstakil sancağına evvelce katılan Harim kazası ile Bayır, Bucak ve Hazine (Elekrad)  nahiyeleri sancak idaresinden ayrılarak Lazkiye’ye bağlandı. Fransızların diplomatik bahanelerle kestikleri, Türk-Fransız görüşmelerine yeniden başladı ve 21 Ekim 1921 tarihinde Ankara İtilafnamesi imzalandı. 15 Kasım 1921’de Hassa’nın kurtuluş şenlikleri yapılmışsa da Fransız askerlerinin Hassa’dan çekilmesinden bir gün sonra 59. Türk Piyade Alayı’na bağlı bir bölük asker 05.01.1922’de Hassa’ya girdi. 8 Ocak 1922’de Erzin ve 9 Ocak 1922’de Dörtyol düşman işgalinden kurtuldu.

Ankara İtilafnamesiyle,  1918’den itibaren sırasıyla; Antakya’dan Yüzbaşı Asım (şehit) ve Yedek Subay Teğmen Nuri Aydın, Hassa’dan Yedek Subay Teğmen Emin Arifi, Belen’den Yedek Subay Teğmen Cevat Paşacık, Reyhanlı’dan Kuvayi Milliye Komutanı Mürselzade Tayfur Sökmen, Kırıkhan’dan İnayet Mursaloğlu, 1918-1920 yıllarında Mersin’de bulunan 41. Tümen’den Binbaşı Kadri ve Yüzbaşı Süleyman Beyler, Mustafa Kemal Paşa’nın Yaveri Yüzbaşı Ali Bedri Bey, Antep Müdafii Milis Yarbayı Özdemir Bey, Dörtyol’dan Kara Hasan Paşa, Erzin’den Kirtik Hüseyin Barutçu, Cebeli Nusayri’den Milis Binbaşı Şeyh Salih el Alevi, İslahiye’den Yedek Subay Teğmen Süleyman Bedri (SakallıZabit), Kürtdağı’ndan Hacı Hannan Ağa, Meydanı Ekbez’den Şeyh Abdi, Harim’den İbrahim Haneno, Cebel-i Zaviye’den Mustafa el Hac Hüseyin, Cisrisuğur’dan Haşim Bey,  İdlip’ten  sabık Kaymakam Zeki, Cisrül Hadit (Demirköprü)’den Şeyh Yusuf Sadun, Sayhun’dan Ömer Ağa Beytar gibi adını belirtemediğimiz daha bir çok milli mücadele önderinin yürüttüğü Hatay Milli Mücadelesinin silahlı safhası durdu.

Ama işbirlikçilerin yardımıyla, Fransızlar tarafından sinsice pusuya düşürülen Hassa’da Postallı Nahsen Paşa, Kırıkhan’da Çolak Mustafa, Kumlu’dan Maho Paşa, Altınözün’den Akil İskat, Samandağ’da Mehmet Ali Cilli, Reyhanlı’da Hamit Öcal, Faruk Cengiz ve Mehmet Yediç gibi milli önderler haince şehit edilerek Hataylılar çöküntüye sürüklenmek istendi. Bundan sonra düşük yoğunluklu pasif direniş şeklinde yürütülen İskenderun ve Antakya havalisiyle ilgili silahsız mücadele dönemi başladı.

Fransızlar Ankara İtilafnamesi öncesinde, Sakarya Muharebesi’nin sonucunu beklediler,  muharebenin Türklerin zaferiyle sonuçlanması üzerine,  mülevves sömürge zihniyetiyle son bir sinsi oyun tezgâhlayarak müstakil İskenderun Sancağının idari örgütünü yukarıda belirtildiği gibi değiştirdiler. Bu örgütlemeye göre, Kanuni Sultan Süleyman döneminde kurulan ve 400 yıldan beri sancak ve kazalık yapan Belen şehri nahiye teşkilatına dönüştürüldü.  09 Ekim 1920’ye kadar ancak küçük bir köy görünümünde iken nahiye merkezi yapılan Kırıkhan, kolonyalist bir planla 12 Ekim 1921 tarihinde de kaza teşkilatına dönüştürüldü. Kadim bir Türk şehri olan Belen ise,  sinsi ve kalıcı bir anlayışla Fransızlar tarafından koloni oluşturmak üzere kurulan Kırıkhan kazasına nahiye olarak bağlandı. Fransızların kurguladığı bu emperyalist oyunun kalıntıları ancak 1990 yılında Belen’in yeniden kaza merkezi olması ile sona erdi.

15.03.1923’de Mustafa Kemal Paşa Adana’ya geldi, siyahlara bürünmüş ay yıldızlı bayraklarla kendisini karşılayan Hataylılar içinde yine siyahlar giyerek esaret zincirlerine vurulan Antakyalı Türk kızı Ayşe Fitnat Hanım’ın “Ey ulu gazi bizi kurtar” diye başlayan 5 dakikalık nutku bitince, orada yaşanan milli duyguyla gözleri nemlenen Gazi Mustafa Kemal Paşa; Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz. Günü gelecek siz de kurtulacaksınız.” dedi. Bu söz, bütün Hatay Türkleri tarafından kurtuluş için bir senet olarak kabul edildi ve ümit kaynağı oldu.

24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Anlaşması’nın 3. maddesi ile 21 Ekim 1921 tarihli Ankara İtilafnamesi’nin geçerli olduğu kabul edildi. 30 Mayıs 1926’da Fransa ile imzalanan Dostluk ve İyi Komşuluk Sözleşmesi ile İskenderun Sancak yönetimi için öngörülen özel yönetim teyit edildi. 3 Şubat 1930’da Fransa ile imzalanan Protokolle Türkiye-Suriye sınırı belirilendi.

Ulu Önder Atatürk’ün Hatay Davası’ndaki kararlılık ve gelişen dünya şartları karşısında, stratejik öneme sahip olan Hatay’ı elinde tutmak isteyen Fransız Fevkalade Komiserliğinin 14.05.1930 tarih ve 3112 sayılı kararnamesiyle, bu tarihe kadar Halep vilayetine bağlı olan “müstakil İskenderun sancağı”nı, bu kararla Suriye Hükümetinin merkezi olan Şam’a bağladı. Bununla da kalmayan Fransızlar, 1936 yılında Suriye Vatani Partisi yöneticilerini Paris’e çağırarak,  bazı şartlar altında Suriye’nin bağımsızlığını genişletti. Bundan az bir zaman sonra da Lübnan’ın bağımsızlığını genişletti.

Fransa ve Suriye arasında imzalanan bu anlaşma üzerine, 9 Ekim 1936 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Fransa Hükümeti’ne müracaat ederek, Suriye’ye tanınan bağımsızlık rejiminin, 1921 Ankara İtilafnamesi dikkate alınarak, ayrıca İskenderun sancağı için de uygulanmasını istedi. Bu talep karşısında Fransa Hükümeti, Ankara İtilafnamesi hükümlerini tanımakla birlikte, 1922 tarihli Milletler Cemiyeti Mandat Şartlarına göre Suriye ve Lübnan’ın toprak bütünlüğünü koruma zorunluluğu olduğunu bildirdi.

Bu gelişmeler üzerine, İngiltere Dışişleri Bakanı Eden, Milletler Cemiyeti ve İsveç Delegesi Sandler kanalıyla yürütülen Hatay görüşmeleri, nihayet Fransa-Türkiye anlaşması ile sonuçlandı. Bu karar, 27.01.1937 tarihinde Milletler Cemiyeti Konseyinde onaylanarak kabul edildi. Bu kararla, İskenderun sancağının bağımsızlığı kabul edildi. Paris Baş Şehbenderi olan Firuz Kesim,  30.01.1937’de Antakya’ya Türk Başkonsolosu olarak gönderildi.

Milletler Cemiyeti (M.C.), Türkiye ve Fransa memurlarının katılımıyla kurulan seçim Komisyonu 03.04.1938’de Hatay’da seçim (pilebisit) çalışmalarına başladı. M.C.’nin hazırladığı İskenderun Sancak Anayasası’na göre, seçimler iki dereceli olarak yapılacak ve 20 yaşını dolduran erkekler anayasada belirtilen cemaatlerden her hangi birine serbestçe yazılacaktı. Bu çerçevede Müslümanlar; Türk (Sünnî), Arap (Sünnî), Alevî, Kürtler (Eyyübi) cemaati olarak yazıldı. Gayrimüslimler ise; Ermeni, Rum Ortodoks, Yahudi cemaati olarak yazıldı. Hatay’da seçim kütükleri cemaat esasına göre yazılarak, bölücülük ve yıkıcılık yapıldı. Şöyle ki, güya seçim yazımlarıyla; Müslümanlar önce ırk, sonrada mezhep esasına göre bölündü, sinsi bir müstemleke yöntemi kullanılarak barış ve kardeşlik timsali Hataylılar iki defa parçalandı. Fransızlar, yıkıcı ve bölücü bu sömürge yöntemleriyle; namus ve haysiyet sahibi Hataylılara karşı böyle sinsi planlar tezgâhladılar. Fakat her şeye rağmen, Hataylıların ve Türk Hükümeti’nin gayret ve ümidi bitmedi.  Hatay’ın “Anavatan’a ilhak süreci” kesintiye uğratmadan devam etti.

24.05.1938’de yabancı ajanslar dünyaya Atatürk’ün hasta olduğuna dair haberler yayıyordu. Bu haberler, Hatay meselesini sonuçsuz bıraktırmaya yönelikti. Bunu sezen Atatürk, Mersin’e geldi ve uzun süren resmigeçit törenleri yapıldı. Atatürk, Hatay meselesi çözülünceye kadar burada kalacağını söyleyince, İngiliz ve Fransız elçilerinin “Türkiye’nin bütün şartlarının kabul edildiğine” dair mesajları kendisine iletilmesi üzerine, buradan Adana’ya geçti. Adana’da yapılan törenden sonra Ankara’ya hareket etti. Ayrıca 30.000 Türk askeri, Türkiye’nin Hatay sınırında hazır vaziyete getirildi.

18.03.1938’de Hatay meselesi Milletler cemiyetinde tekrar görüşüldü. 1 Temmuz 1938 Cuma günü Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Asım Gündüz Başkanlığında bir Türk Heyeti Antakya’ya geldi. Antakya Lisesinde yapılan görüşmelere, Fransız Orgeneral Hot Zinger başkanlık etti. Görüşmeler sonucunda, 3 Temmuz 1938 Pazar günü Türkiye ve Fransa arasında “Hatay Askeri Anlaşması” imzalandı. 4 Temmuz 1938 Pazartesi günü de Ankara’da; Türkiye ile Fransa arasında, “Dostluk Antlaşması”, “Müşterek Beyanname” ve “Optanlara Mütedair Protokol” imzalandı.

Bu anlaşmalar gereğince, 5 Temmuz 1938 Salı günü saat 05.00’de Kurmay Albay Şükrü Kanatlı komutasındaki Takviyeli Dağ Alayı’nın ana kuvvetleri, Türkiye’nin Hassa’daki hududunu geçerek, Hacılar Nahiyesinden Hatay topraklarına girdi.  19 yıl, 7 ay ve 26 günden beri düşman elinde esir yaşayan Hataylıların büyük özlem ve coşkusuyla karşılandı. Hassa-Hacılar hududundan Hatay’a giren ilk Türk subayı Süvari Bölük Komutanı Ön Yüzbaşı İhsan Ağrı ve ilk Mehmetçik de Boyabatlı Abdullah’dı. Türk Alayı, öğle vakti Aktepe’ye geldi. 100 yaşlarında Ömer Gülle’nin ninesi, üç yaşındaki torunu Mustafa Kemal’i, kurban etmek üzere Şükrü Kanatlı’nın atının ayakları altına yatırdı, Şükrü Kanatlı hemen atından inerek ninenin elinden bıçağı çekip aldı. Nine, “Bırak Paşam… Bırak… Benim nezrim var. Dört oğlumu Çanakkale’de onun, Mustafa Kemal’in yanında şehit verdim. Türk Ordusu bu topraklara ayak basarsa, onun kumandanının ayakları altında torunumu kurban ederim, diye adadım. Bırak ta adağımı yerine getireyim.” Dedi. Kanatlı Paşa, kesilen kurbanları işaret ederek, “Bunlar senin adağının yerine geçer.” Diyerek, güngörmüş ninenin elinden tutarak nahiye merkezinin bahçesine beraberce yürüdüler. (Kaynak, Nuri Aydın Konuralp) Burada, halkın elbirliği hazırladığı öğle yemeği Türk Askerine ikram edildi. 

6 Temmuz 1938 Çarşamba günü sabahı Aktepe-Bulgur Pınarı istikametinden Kırıkhan’a geldi. Her taraf Türk Bayrağı ile gelincik tarlasına dönmüştü. Her yerde davullar çalınıyor, sevinçten coşan insanlar halaylar kurup oynuyordu. Temmuz sıcağında tuluklardan ikram edilen ayranlarla askerlerimiz serinliyordu. Bulgur Pınarı’nda Delibekirli Köyünden Kul Muhammet, Şükrü Kanatlı’nın önüne çıkıp, o günün anlam ve coşku halini bir dörtlüğünde“Ne mutlu pınar sana, Hat buluğa erdi bugün. Evveli Yavaş akardın menbağından coştun bugün” diye dile getirirken, bir başka dörtlüğünde de “Türk askeri gelmez siz hayal kuruyorsunuz” diyen gafil ve hainlere “Hani onlar hani Onlar, Türk Askeri bu gelenler, Türklere karşı duranlar, Filistin’e kaçtı bu gün” diyordu. Bulgur Pınarı ve Kırıkhan’da yapılan karşılama ve kutlama töreninden sonra Topboğazı’ndan coşku seli içinde akşamüstü Belen’e gelen Kurmay Albay Şükrü Kanatlı, 41. Tümen Şehitlik ve Abidesini selamladı ve şehitler için gözyaşı döktü.

Yine 5 Temmuz 1938 Salı günü saat 05.00’den itibaren, ikinci askeri kolda Dörtyol istikametinden Binbaşı Süleyman Dinçsoy komutasında gelen Takviyeli Dağ Alayı’na bağlı 1.Tabur ve topçu bataryası süvarileri, Payas çayı üzerindeki hududu geçerek, Hatay’ın incisi İskenderun topraklarına girdi. Dörtyol-Payas hududundan Hatay’a giren ilk Türk subayı Piyade Bölük Komutanı Yüzbaşı Celal Bora’dır. Burada, halkın özlem ve sevinç gösterileriyle karşılandı. Salı günü saat 11.45’de, halkın büyük coşku ve gösterileri arasında Payas istikametinden İskenderun Limanı’na gelen Türk Ordusu, İskenderun’a girdi. Her taraf bayraklarla süslenmiş, halkın sevinç ve coşkusu eşliğinde“Hatay Kurtuldu, Yaşa Varol Atatürk” ve “Kırk asırlık Türk yurdu esir kalamaz” yazılı zafer taklarının altından askerlerimiz şeref ve şanla geçiyordu. Bu ne büyük mutlu bir gündür. Bu mutlu günün milli heyecanını yaşayan, gözyaşı döken ve dostlarını tebrik eden Hataylılara ne mutlu.

 7 Temmuz 1938 Perşembe günü, yaklaşık yüzbin kişinin katıldığı büyük bir coşku ve törenle karşılanan Türk Ordusu Antakya’ya girdi. Askerleri kucaklayanların, ayakları altına yatanların haddi hesabı yoktu. Her taraf bayraklarla donatılmıştı. Yılların hasreti gönüllerde coşku seli haline gelmiş, sevinç gözyaşlarının yıkadığı yüzlerde parlıyordu. Cebrail Tepesi insan seli halindeydi. Cadde üzerindeki binalar Hataylılarla doluydu. Zabıta kuvvetleri, halkı tutmakta zorlanıyordu. “Eğer Türk Ordusu gelirse” diye adak tutanlar ve milli imanla coşan bazı Hataylılar, kurbanlar kesiyordu. Antakyalıların elbirliğiyle Yeni Cami avlusunda hazırladığı öğle yemeği Türk Alayı’nın subay ve askerlerine ikram edildi. Yemeğin burada verilmesinin bir anlamı vardı. 1934 yılının Ramazan ayında, Türk aleyhtarlığı ve İngiliz casusluğuyla bilinen Kürt Mehmet Efendi adındaki hocanın kışkırtmasıyla,  şapka giyerek Yeni Cami’ye gelen gazeteci Selim Çelenk’e, “Öldürün bu kâfiri” diyerek yapılan saldırının anısına, bu vesileyle Yeni Cami seçilmişti. (Kaynak, Selim Çelenk)

 8 Temmuz 1938 Cuma günü Kırıkhan’dan Reyhanlı’ya gitmekte olan bir Türk süvari birliği Curcurum Köyünde (Hamam Köyü, Kumlu) sevinçle karşılanırken, işgal kuvvetleri tarafından namusu kirletilen bir Türk kadını “başından örtüsünü çıkardı, şükürler olsun bu günü de gördüm, artık ölsem de gam yemem” diyerek kendini süvarilerin yoluna attı. O düşman tarafından kirlenen namusunun, ancak Türk süvarilerinin nalları altında ezilerek temizleneceğine inanıyordu.  (Kaynak, Hasan Kanat, Kumlu) Türk süvari birliği, halkın büyük coşkusu eşliğinde buradan Çatalhöyük Köyüne (Üçtepe Köyü, Reyhanlı) geldiğinde,  Mürseloğlu Kemal Bey, süvari birliğinin önünü kesip daha önce, “Türk Ordusu Hatay’a girerse tek kızım Necla’yı kurban edeceğime ant içmiştim.” diyerek, Türk süvarisinin nalları altında kızını kurban etmek için yatırınca, komutan atından inerek küçük Necla’yı kucağına aldı, O’nun yerine bir koç kurban edildi. (Kaynak, Tayfur Sökmen) O gün böyle büyük bir coşkuyla Türk süvarisi Reyhanlı’ya girmişti.

01.08.1938’de Hatay’da seçimle ilgili tescil işlemi sona erdi. Buna göre; Türk cemaati: 35.847, Alevî Cemaati: 11.319, Ermeni cemaati: 5.504, Arap (Sünnî) cemaati: 1.845, Rum Ortodoks Cemaati: 2.098 ve diğer cemaatlerden 395 erkek seçim kütüğüne yazılmıştır. Hatay seçimleri sırasında, “sokak ortasında, kapı eşiğinde, konut ve işyerinde; hançer, tabanca, tüfek ve zırhlı araçlardan açılan makineli tüfek ateşiyle masum Hataylılar Şehit edildi.”

08.08.1938’de Hatay’da ikinci seçmenlik kayıtları sona erdi. Bu sürece göre, 19.08.1938 günü millet meclisi için adayların isimleri ve sayıları belirlenecekti. Ancak, bu sürecin bitiminden evvel aday sayısının seçilecek milletvekili sayısına denk gelecek şekilde 40 kişi olduğu görüldü ve böylelikle seçimin ikinci safhasının yapılmasına gerek kalmadan adaylar milletvekili oldu. Buna göre, Türk cemaatinden 22, Alevî cemaatinden 9, Ermeni cemaatinden 5, Arap (Sünnî) cemaatinden 2 ve Rum Ortodoks Cemaatinden 2 mebus (milletvekili) tespit ve ilan edildi.

02.09.1938 tarih ve saat 11.45’te, Hatay Devleti Millet Meclisi (Gündüz Sinemasında) Abdülgani Türkmen’in başkanlığında toplandı ve “17. Türk devleti olarak Hatay Devleti kuruldu.” Tayfur Sökmen Hatay Devlet Başkanı seçildi. Hatay Meclisi 1.Başkanvekiliğine Vedi Münir Karabay, 2.Başkanvekiliğine Zeynel Abidin Cilli, Hatay Meclisi Genel Sekreterliğe Bekir Sıtkı Kunt ve Dr. Vedi Bilgin seçildi. 03.09.1938’de Dr. Abdurrahman Melek’in Başkanlığında kurulan Hatay Devleti Hükûmetinde, Başbakan ve İçişleri Bakanı Dr. Abdurrahman Melek, Adalet Bakanı Cemil Yurtman, Maliye, İktisat ve Ticaret Bakanı Ahmet Cemal Bakı, Bayındırlık ve Zıraat Bakanı Kemal Alpar ve Eğitim ve Sağlık Bakanı Ahmet Faik Türkmen görev aldı. Hatay Millet Meclisinin, 06.09.1938 tarihli oturumunda, Aralık 1936 ayında “Atatürk’ün şeklini çizdiği bayrağı” esas kabul ederek “Hatay bayrağı kanunu” kabul etti. Bu Bayrak, bando eşliğinde törenle Hatay Millet Meclisi binasına çekildi ve kutlama için 11 pare top atıldı. 07.09.1938 tarihli oturumda ise, “Türk İstiklâl Marşı” Hatay Devleti’nin de“Millî Marşı” olarak kabul edildi.

 Başından itibaren Büyük Atatürk’ün emir ve talimatları doğrultusunda, ısrarla takip edilerek, yürütülen Hatay Milli Davası nihayet; 23.06.1939 tarihinde Türkiye ile Fransa arasında “Hatay mıntıkasının Türkiye’ye iadesine dair antlaşmanı”n imzalanması ile dönüm noktasına geldi. Buna göre Hatay, Türkiye topraklarına katılıyordu. “Bu haber, Hatay’a ulaşınca resmî dairelerden Hatay bayrakları indirildi, yerine Türk bayrağı çekilerek, şehir Türk bayrakları ile süslendi.”

Bu gelişme üzerine, 30.06.1939 tarihinde Hatay Millet Meclisi “Hatay’ın anavatana kavuştuğuna dair karar” aldı.  Böylelikle Hatay Devleti sona erdi ve kendi iradesiyle Hatay, Türkiye Cumhuriyetine katıldı. 18 Temmuz 1939 Salı günü ilk Türk Valisi olarak Hatay’a gelen Şükrü Sökmensüer, Belen’deki 41. Fırkanın Kahraman Şehitlerini selamladıktan sonra Şehitler Abidesinde; “Hatay’ın Türkiye Cumhuriyetine bağlı bir Türk vilayeti olduğunu ilan ederek, Hataylıların Cumhuriyet kanunlarının bütün icaplarından ve nimetlerinden eşit şekilde faydalanacakları söyledi”.

23 Temmuz 1939 günü sabahında Hatay’da kalan son Fransız kıtası kışladan ayrılmıştır. Türk ve Fransız birliklerinin katılımıyla düzenlenen törende, “saat 07.45’de Fransız bayrağı indirilerek, yerine İstiklâl Marşı eşliğinde Türk bayrağı çekilmiştir.” Bu tarihî an, töreni izleyen binlerce Hataylı tarafından coşkulu şekilde kutlanmıştır. Kırk asırlık Türk yurdu” olan Hatay’ın anavatana katılmasıyla, 19.12.1918 tarihinde Dörtyol’da başlayan Hatay mücadelesi 21 yıl sonra tamamlanmıştır. Hatay, “Osmanlı ülkesinden koparılan bölgelerden geri alınan tek toprak parçası olma” özelliğine sahiptir.

Bu millî ve tarihî olayı coşku ve heyecanla kutlarken, Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diler,  gazilerimize şükran ve minnet duygularımızı sunarım. Bu günün sevinç ve mutluluğunu bütün Hataylılar ve Büyük Türk Milleti ile paylaşmaktan onur duyarım. Saygılarımla. 23.07.2010

                                                                                                       

Cemil GÖK -Araştırmacı

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        

ADRES:

Anadolu Mahallesi

Maliye Lojmanları A Blok 3/5

 

ISPARTA

Cep: 0.505.901.66.79

e-mail:cemilgok32@hotmail.com

5 comments on “5 Temmuz 1938’de Türk Ordusu’nun Hatay’a Girmesinin 72.nci ve 23 Temmuz 1939’da Hatay’ın Anavatan’a Katılmasının 71.nci Yıldönümü Kutlu Olsun!

  1. Ahmet Çağatay dedi ki:

    Dedem şeyh Yusuf Sadun un kitabı mevcut bizde araştırma yapmak isteyen bize ulaşabilir 05339315888

  2. rabia dedi ki:

    gerçekten bilgilendirici olmuş..büyük dedemin gerçekten bir kahraman olduğunu öğrenmiş oldum(şeyh yusuf sadun).baya araştırıyordum fakat savunmayla ilgili isimlerin sadece fransız kaynaklarında yer aldıgını sanıyordum..teşekkuler

    • Ahmet Çağatay dedi ki:

      Dedem Şeyh Yusuf Sadun büyük bir kahramandır ama maalesef kıymeti bilinmedi ismi anılmıyor yazık oysa ömrünü memleketine feda etmiş

  3. arif okay dedi ki:

    Cemil Bey;
    Değerli yazınız için teşekkürler. Ancak Faruk Cengiz’in ölümü için en iyi bilgi Antakyalı çetecilerden Nuri Aydın Konuralp’ın “Hatay Kurtuluş ve Kurtarış Mücadelesi” adlı kitabı vermiştir. Bir daha okursak daha iyi kanaat sahibi olabiliriz.

    Saygılarımla.

    Arif OKAY

  4. MEHMET YAŞAR dedi ki:

    sayın cemil bey e.Bu sayfada yazmış olduklarınız zaten herkesin bildikleri şeyler.Hatay daki kurtuluş kıvılcımı ne zaman başladı.Araştırmanıza bir katkı.Mustafa kemal in mısıra gidişi sırasında geçmiş olduğu yol iskenderun belen katma yoluydu.yıldırım ordularında raco,hassa,söğüt tü.işgal dönüşü raco,meydan akbez,hassa,söğüt.istanbul a çektiği telgraflar adana merkezli görünsede hassa telgrafhanesinden çekilmiştir.hassa adana ya bağlı bir nahiye idi.Söğüt köyüne gelişlerinde köyün geçmişini özellikle araştırmış,osırada torunlar ın himayesinde bulunan yazılı arşiv cilt ve belgelerini incelemesi sağlanmıştır.Hatay topraklarının 40 asırlık türk yurdu olduğunu,1.oğuz kağanın antakyada 14 yıl kalıp kardeşleri ismail ve şam daki ishakı batıdan gelen saldırılardan koruduğunuda oradan okuyarak öğrenmiştir.m.ö.1950.
    Yemen ve hicaz bölgesinden adını duyduğu ve osmanlı askerliğinden terhis olduktan sonra anadoluya dönmeye çalışırken filistin limanında arkadaşlarının paraları yutmuşlardır denilerek karınları deşilerek yamyamca öldürüldüğünü payas limanı na sıtma ya yakalanmış vaziyette dönebildiğinde anlatabilen lakin köyüne varamadan dağda ruhunu teslim eden Ahmed in köyüdür söğüt.Öldüğü yer halen Ahmed in düzü diye anılır.İşte bu ahmed in torunu ömer le ilk raco da tanışır.mustafa kemal.ömer 7 yaşlarında bir çocuktur.tek başına söğüt-raco arasında katırla kalas ve çeltik taşımaktadır.ablası raco da oturmaktadır.söğüt ü ve kitapları anlatır ömer.
    Katma,kırıkhan belen yolunu kullanamazlar dönüşte.raco,meydan akbez hassa söğüt yolunu kullanarak delibekirli dağ yolunu kullanırlar.delibekirli de nar yer mustafa kemal.(vefatına yakın delibekirliden nar ister tekrar,enginar değil,nar istanbul a özel olarak gönderilir.nar ı yiyebilecek durumda değildir artık.)
    Mustafa kemal ilk devlet kurma teşebbüsünü hassa da başlatmak ister 1918 de,1919 da başarırda maraş kolordusunun desteğiyle.Artvinli hacı hasan ın kayını Nahsen paşa çeteleriyle hassa da hükümet kurar.kendini kaymakam ilan eder.üç aylık yönetiminden bölge halkı hala onurlu bir şekilde bahseder.hassa ya giremeyen fransızlar hacılar beyi mehmet beyi yanlarına çekerek Nahsen paşa yı düğüne davet ettirirler.yolda sarkız da gavur süleyman a vurdurtarak şehit ederler.Nahsen paşa kırıkhandaki merhum Haydar uçak ın dayısıdır.
    Küçük ömer hacı hasan ın kızı,haydar uçağın kız kardeşi,nahsen paşa nında yeğeni ile evlenir.mustafa kemal ve fevzi paşa ile iletişimi koparmazlar.askerlik yapmadığı söylenen celal bayar la kilis musabeyli de astegmen üniforması içinde at sırtında gizli görüşme yaparlar.işgaldeki hatay topraklarındaki durum hakkında suriyedeki durum hakkında alınan her bilgi ankara hükümetine akmaya başlar.manzara çakılmasın diye hassa da köşkercilik yapması istenir.bilgi toplaması daha kolay olur diye.bu plan tutarda.malzeme almaya halep e ve antakya ya gidip gelmeside oralardan toplanan bilgilerin gelmeside kolay olur……….
    1938 de islahiye de tren vagonunda mustafa kemal e son bilgileri bizzat verir.Atatürk adana dayken bir gece bir süvari gelir söğüte.Paşa kendisini islahiyede beklemektedir.beraber yola çıkarlar at sırtında.vagonda Atatürk hariç üç kişi daha vardır.toplam 5 kişi.elbisenin dar geldiğinden daha geniş elbise isterler.Köşker ömer paşam bana 15 yetişmiş subay ver size istediğiniz elbiseden daha büyük elbiseyi getireyim der.şimdilik bir beden büyüğü kafidir denir.bir beden büyük elbise hatay ı anavatana katar….
    söğüt 21 yıllık işgal döneminde fransızlar tarafından işgal edilemeyen tek köydür.hiçbir zaman köye fransızlar girememişlerdir.bir devletle bir köyün tarihte yaptığı tek antlaşma zeytinlik (hacılarla söğüt köyü arasında bir bölge adıdır.)antlaşmasıdır….Söğütlüler kınık boyundan olup aynı zamanda onbiltürük(göktürk)soyundandırlar.Horasanda kalede esir kalan tuğrul beyi kurtarmaya giden alparslanın yanındada onlar vardı.kutalmış ın ihanetinide,oğlu süleymanın dostluğunuda yaşayarak görmüşlerdi….

    meşhur sütcü imam hacılar köyünden olup tiyek köyünden evlidir.Hacılarlılar hemşerinize sahip çıkın.Kahraman maraşlılar bakın adına üniversite bile kurdular.
    ……..saygılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.