Kürtler Bizim Neyimiz?… ( Kürt Raporu)

Cemil Gök

Araştırmacı-Yazar

Çukurovalılar Derneği Eski Genel Sekreteri

Çukurovalılar Derneği adına Araştırmacı-Yazar Cemil Gök tarafından hazırlanan bir “Kürt Raporu” dur. 60. Tayyip Erdoğan Hükümetinin Demokratik Açılım – Diğer adıyla Kürt Açılımı programında netice alamayacağını gösteren objektif bir araştırmadır. Bu rapor “Çukurova Lobisi” dergimizde tefrika halinde 9 bölümde yayımlanmıştır.

Ortak Değerlerimiz

10 binlerce yıldan beri bize miras kalan bazı ortak değerlerimiz var.

Konuyla ilgili bu değerlerimiz, “Kadirşinaslık” ve “Âlicenaplık”tır.

Peki, nedir kadirşinaslık?

“Değerbilirlik, iyilikbilirlik” demektir.[1]

O zaman nedir âlicenaplık?

“Cömert, onurlu,  şerefli” olmaktır. [2]

Nedir cömertlik?

“Verimlilik, el açıklığı, sakınmadan esirgemeden bol vermektir. [3]

Nedir şerefli olmak?

“Onurlu, onur veren, şeref veren, bayındır, şenlikli” olmak demektir.[4]

İşte bizim “barış ve kardeşliğimizin asli kaynağı bu değerlerdir”

Şimdi gelelim “Kürtler dost mu”, yoksa düşman mı konusuna. Bu soruyu değerlerimizle tartmaya çalışalım.      

Barış ve Kardeşlik Düşmanı: PKK Terör Örgütü

Kıbrıs Barış Harekâtı: Helenizm, ASALA ve PKK Terörizmi  

      1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nde büyük bir moral çöküntüsüne neden oldu. Bu harekât Türkiye’nin Helenlere (Yunanistan’a) galip gelmesi gibi algılandı ve ayrıca Türkiye’nin, gerektiğinde, Güney Kıbrıs ile Ege Adalarını ve Batı Trakya’yı da ele geçirebileceği endişesini yarattı. Diğer yandan Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın Türkiye’ye karşı koyacak güce sahip olmaması, bu endişeleri daha da arttırdı. Bu çöküntü iki ülkenin Türkiye’ye karşı, adı söylemeyen, yeni bir savaş içine girmelerine neden oldu.

Ancak bu savaş cephede olmayacak, sıcak çatışma hariç her alanda Türkiye’ye zarar verilerek yapılacaktı. O dönemde Türkiye’nin Kıbrıs harekâtı çok eleştirildi. Türkiye’nin hukuken müdahale hakkı olduğu göz ardı edilip bağımsız bir devlete saldırı yapıldığı vurgulanmaya çalışıldı. ABD’nin de Kıbrıs harekâtı nedeniyle Türkiye’ye silah ambargosu koymuş olması Rum Kesimi ve Yunanistan’ın bu yeni politikayı uygulamasını kolaylaştırmıştır.

      1974 Kıbrıs Barış Harekâtı neticesinde, Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak isteyen Kıbrıslı Rumların EOKA terör örgütü tasfiye sürecine girdi. Bu defa, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkiye’ye karşı yürüttükleri bu mücadelede, kendilerine üç yeni müttefik buldular: Suriye, ayrılıkçı Kürtler ve Ermeniler.

      ASALA, Kıbrıs barış harekâtından bir yıl sonra 1975’te kuruldu. Öcalan, 1975 yılında ilk kez silahlı mücadelenin gerekliliğinden söz etti. DDKO [5] mensupları arasında ayrılıkçı silahlı mücadele eğilimi yoğunlaştı. ASALA ve PKK örgütlerine Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve Suriye gerekli desteği sağladı. Açıkçası, Suriye kontrolündeki Bekaa ve Zeli kampları ile Rum Kesiminde Eyanapa kampı ve Yunanistan’da General Matafias’ın askeri eğitim verdiği Egina adasındaki terör kampları Ermeni terör örgütü ASALA’ya devredildi. Ermeni terör örgütü ASALA’nın, Rum terör örgütü EOKA’dan devraldığı kamplarda PKK’lı teröristler de eğitiliyordu.[6]

      Nisan 1980’de Lübnan (Sidon)’da ASALA, PKK ile ortak eylem anlaşması yaptı ve ilişkileri genişletti. Bu anlaşmayla, ASALA-PKK arasında görüş ve eylem birliği kuruldu.

        1980′li yıllarda Ermeni terör örgütleri, dünya kamuoyunun tepkisi üzerine, taktik değiştirdi ve PKK terör örgütü ile işbirliği yaptı. 15.08.1984 yılında cereyan eden Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla, bölücü ve yıkıcı PKK terörü sahneye itildi ve ASALA-Ermeni terörü geri plana çekildi.[7]

      1984’dan sonra PKK ile Ermenileri arasındaki ilişkiler devam etti. Bunlardan biri de, 1998’de PKK terör örgütünün Kuzey Irak sorumlusu olan Cemil Bayık’tır.  Kaynaklarda Cemil Bayık’ın, Ermeni olduğu belirtilmektedir. Terörist elebaşı Cemil Bayık’ın, başarısız olduğu gerekçe gösterilerek, örgüt başı Apo (Abdullah Öcalan)  tarafından görevden alındı ve yerine “Cemal” kod adlı bir PKK’lı getirildi.[8] Birçok kaynakta ve basında yer alan bilgilere göre, PKK terör örgütünün tabur ve üst düzey sorumlularından önemli bir kısmının Ermeni olduğu belirtilmektedir.

      Bu gün bile, PKK terör örgütünün, Kıbrıs ve Yunanistan’daki kamp ve büroları serbestçe faaliyet göstermektedir. 2003’den beri, örgütün Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Dış ilişkiler sorumlusu olan Ahmet Gülabi Dere’de, 1993’den bu yana kırmızı bültenle aranmasına rağmen, 17.07.2000’de Yunanistan’a giriş yaptı.  Terör örgütü sorumlusu Gülabi Dere, 02.12.2004’de Yunanistan’dan “ikamet belgesi” aldı, 28.07.2005’e kadar geçerli olan “ikamet belgesi”, daha sonra, 28.07.2010’a kadar belirtilen belgenin süresi uzatıldı ve serbestçe bu ülkede kalmaya başladı. Terörist Gülabi Dere, aldığı ikamet belgesinden sonra Yunanistan’dan aldığı “seyahat belgesi” ile Avrupa Birliği ülkelerinde serbestçe dolaşmaya başladı. Hatta Avrupa Parlamentosu’nun (AP) oturumuna “konuşmacı” olarak katıldı ve örgüt adına serbestçe basın toplantısı yapmaktan bile çekinmedi. O kadar ki, geçen mayıs ayında AP bir toplantıya katılan Dışişleri Bakanı Ali Babacan da, terörist Dere, salonda olduğu için toplantıya girmemiş ve çıkmasını beklemişti.

      Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan, (Terörist başı Abdullah Öcalan’ın metresi) terörist Ayfer Kaya’nın, Yunanistan’da şirket kurmasına izin verildiği ortaya çıktı. 2008 Mart ayında Almanya’da yakalanarak Münih Cezaevi’ne konulan, ancak 2008 Haziran’da serbest bırakılan Ayfer Kaya, Yunanistan’daki şirketi, 2 Yunan kadınla birlikte kurdu. Almanya’dan hazır getirilen dönerlerin Yunanistan’da satışını yapan Kaya, kazandığı paranın büyük bir bölümünü PKK’ya aktarıyordu. Şirketin kurulması için bankalardan kredi çeken Yunan ortaklar, borçlarını ödemek için şirketten para isteyince Ayfer Kaya ile aralarında sorun çıktı. Terörist Kaya, arkadaşları aracılığıyla Yunan kadınları tehdit etti ve zorla döner şirketini üzerine geçirdi. Mağdur olan Yunan kadınlar, Kaya hakkında “tehdit, şantaj, yolsuzluk, terör örgütüne finansman desteği sağladığı” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundular. Kırmızı bültenle aranan Kaya, bu gelişmelerden sonra İtalya’ya kaçmak zorunda kaldı.[9]

Ermeni terörü örgütü ASALA sahneden çekildi, PKK terör örgütü sahneye itildi

      Kuruluş çalışmalarına Ulusal Kurtuluş Ordusu (UKO) adıyla başlayan terör örgütü, 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fisköy’de ilk kongresini yaptı. Marksist – Leninist temellere dayalı bir Kürt devletinin silahlı mücadele yoluyla kurulmasını hedefleyen örgütün adı, bu kongrede PKKPartiya Karkeren Kurdistan yani Kürdistan İşçi Partisi”  olarak değiştirildi, Abdullah Öcalan (Apo) örgütün elebaşı oldu. İlk PKK grubu 1980’de topraklarımıza girdi. Fakat ilk silahlı eylemde başarısız oldular.

      Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980′li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine gittiler. 15.08.1984 yılında cereyan eden Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla PKK sahneye itildi ve ASALA-Ermeni terörü geri plana çekildi. Sırf 1.000 ASALA militanının bulunduğu “Bekaa kampı” boşaltılarak, PKK’ya devredildi. Aynı şekilde, Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’daki ASALA kampları da PKK’ya devredildi. Tabi ki, Kıbrıs ve Yunanistan’daki kamplarda Yunan subayları ile Rum EOKA teröristleri, PKK’lı teröristleri eğitiyordu. [10]

      1990 öncesi PKK, Marksist-Leninist çizgide ve orak çekiçli komünist sembollerle kendini tanıtıyordu. Daha sonra, güya İslamileşerek komünist fikir ve sembolleri kaldırdı. PKK’lı teröristler, İslamî söylemleri kullandılar ama insanları vahşice öldürme eylemlerinden hiç vazgeçmediler.

      1991 Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra, PKK terör örgütü en büyük atılımı yaptı. Olağanüstü miktarda silah ve mühimmat elde etti. Örgüte büyük katılım oldu. Bu uygun zemin ABD’nin, işbirlikçi KDP [11] ve KYP [12]  üzerinden bölgeye yerleşmek amacıyla oluşturduğu güvenlik şemsiyesi, PKK’ya korunak sağladı. O da yetmedi. BM ve NATO gerekçesi altında, Adana İncirlik dâhil Türkiye’deki ABD üsleri kullanılarak önce “Çekiç Güç” sonra da “Kuzeyden Keşif Harekâtı” yapıldı. Yani PKK, KDP ve KYP kendi imkânlarımızla palazlandırmış olduk böylece. Özal ve ANAP iktidarları ile başlayıp bu güne kadar geçen dönemde uygulanan politikalar, belirtilen terörist örgütlerin adeta güçlenmelerini sağladı. Hele Iraklı peşmergelere,[13] ANAP döneminde kırmızı pasaportlar verildi. O zaman görüşmeler kaymakam, vali ve müsteşar yardımcısı düzeyinde yapılıyordu. Bu peşmergeler, şimdi Cumhurbaşkanı ve Başbakan düzeyinde görüşme talep ediyorlar.

16 Eylül 1998′i gösterdiğinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş Suriye’ye sınır Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde şöyle diyordu:

      “Türk devleti olarak komşularımızla iyi ilişkiler kurmaya çalışıyoruz. Bu iyi niyetimize rağmen bazı komşularımız, özellikle ismini açıkça söylüyorum, Suriye gibi komşular, iyi niyetimizi yanlış tefsir ediyorlar. Apo denen eşkıyayı destekleyerek Türkiye’yi terör belasına bulaştırdılar. Türkiye iyi ilişkiler konusunda gerekli çabayı gösterdi. Türkiye beklediği karşılığı alamazsa, her türlü tedbiri almaya hak kazanacaktır. Artık sabrımız kalmadı.”         

Terör Örgütü PKK’nın Yan Kuruluşları

      2003’de ABD haçlı ordularının Irak’ı işgali neticesinde, ABD ile işbirliği yapan KDP elebaşı Mesut Barzani ve KYP elebaşı Celal Talabani tarafından Irak’ın kuzeyinde kurulan sözde “Kürdistan” bölgesinde, Kandil dağı merkez olmak üzere PKK için “güvenli bir liman” oluşturuldu.  Çok kritik öneme sahip diğer bir noktada, PKK’nın Kuzey Irak’taki faaliyetlerine Avrupa’dan verilen destektir. Terör örgütüne bağlı 2 haber ajansı, 4 televizyon istasyonu, 13 radyo istasyonu, 10 gazete, 19 dergi ve 3 basımevi ile internet siteleri bulunmaktadır.

      PKK’nın ABD’de 1, Avrupa’da 9 federasyon, 123 siyasi temsilcilik, 247 dernek temsilciliği, 16 spor kulübü, 22 komite, 8 kültür evi, 18 büro, 26 kültür ve sanat merkezine sahip olduğu, örgütün bu dernek ve kuruluşlar aracılığıyla Avrupa ülkelerinde vergilendirme adı altında haraç topladığı, sadece bir yıl içerisinde yurtdışından 15 milyon dolar gelir elde ettiği kaydediliyor.

      PKK’nın yıllık elde ettiği gelirin yüzde 55’ini uyuşturucu ticaretinden sağladığı belirtiliyor. İllegal faaliyetler neticesinde elde edilen karaparaları aklayan kuruluşların 189’u Almanya, 53’ü Fransa, 39’u İsviçre, 32’si Hollanda, 25’i Avusturya, 21’i ise Belçika’da bulunuyor.

PKK Terörünün Finans Kaynakları

      09.10.2008 günü Show TV’de Ali Kırca’nın sunduğu Siyaset Meydanı programına katılan terörle mücadelenin efsaneleşen (e.) albayı stratejist Erdal Sarızeybek, PKK terör örgütünün yıllık finans kaynağının 500 Milyon Avro olduğunu belirti. Bu günkü Merkez Bankası kurlarına göre, PKK terör örgütünün yıllık (500.000.000 Avro*1.940 YTL)=970.000.000.000 ( 970 Milyar yani yaklaşık 1 Trilyon) YTL. Avrupa ve Türkiye’de karapara’dan aklanan Finans kaynağı olduğu anlaşılmaktadır.

Terör Örgütü PKK’nın Kampları

      PKK’nın Kuzey Irak ve İran topraklarında toplam 24 ayrı kamp alanı bulunuyor. PKK’nın İran topraklarında Şehidan ve Kelereş adlı kamplarda örgütün İran kolu olan PJAK’ın askeri kanadı olan HKR (Hezen Rojhılaten Kürdistan yani Doğu Kürdistan Kurtuluş Gücü) adıyla faaliyet göstermektedir.

      Irak’ın Kandil Dağı’nda Kanicenge, Kanikıreje, Dolekoge, Kortek, Şehit Harun, Dolaeyşe, Şehit Ayhan ve Balakate, Zele ve Kalaturka kampları bulunmaktadır.

      Kuzey Irak’ta  Behdinan bölgesinde Zap, Çemço ve Kurejahro kampları, Hınere bölgesinde Hakurk, Haftanin kampları, İran-Irak sınır kesimindeki Zagros bölgesinde ise Çarçella, Avaşin, Govend kampları, ayrıca Gare, Metina dağlarında PKK kampları bulunmaktadır.

      13.10.2008’de Star TV’de Uğur Dündar sunduğu “Arena” programına katılanBahçeşehir Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, PKK’lı terörist kadronun, üçte birinin Suriyeli, üçte birinin İran ve Iraklı ve üçte birinin de AB ülkelerindeki sempatizanlardan oluştuğunu iddia etti. Buna göre, sanılanın aksine Doğu ve Güneydoğu Anadolu yaşayan vatandaşlarımızın çoğunlukla PKK’ya iltifat etmediği ortaya çıkmaktadır.

Büyük Suriye Davası

      Tabi ki, “Büyük Suriye davası” adına ortaya konulan emperyalist oyunlar, Türkiye ve Suriye’ye ilişkilerine zarar vermekte, komşu iki ülke arasında sürekli savaş davulları çalınmasına sebep olmaktadır. Suriye’de devşirilerek örgüte katılan Kürt gençleri, terörist eğitimden sonra saldırmak üzere Ülkemize gönderilmektedir. Sözüm ona bu tarihi Arap emellerinin, Arap milliyetçisi Suriye Baas Partisi’nin kurucuları Mikael Eflak ve Mikael İlyantarafından parti programına alındığını belirtmemiz yeterli olur sanırım.

      Suriye’de, Lübnan gibi Hıristiyan ağırlıklı bir yönetim kurulması için, evvela Müslümanların birbirine çatıştırılması, kırdırılması ve barış ve kardeşlik ortamının (1916’da İngiliz işbirlikçisi Şerif Hüseyin’in başlattığı Arap isyanı gibi) yok edilmesi, arkasından Siyonist ve Haçlı emperyalizminin arzuladığı “edilgen Roma barışı” yaftasıyla Müslümanları azınlığa düşürmek istemektedirler. Başta PKK olmak üzere, ayrılıkçı Suriyeli Kürtler, bu sinsi amacı güden Baasçı Araplar ve baba Esat’tan oğul Esat’a geçen faşist yönetim anlayışı, nihai olarak hep bu emperyalist amaçlara hizmet etmektedir. 1946’de Suriye “manda”sına [14]sözüm ona bağımsızlık veren emperyalist Fransa değil mi? Suriye, bağımsızlığını halkın kan ve emeğiyle mi kazandı sanki. “Suriye’nin bağımsızlığı”, bir ihsan olarak Fransızlar tarafından verilmedi mi?

Terör Örgütü PKK’nın Silahlı Gücü

      PKK terör örgütünün, lider kadrosu, lojistik destek ve eğitim kampları Irak’ın kuzeyinde bulunmaktadır. Kaynaklara göre, teröristlerin  % 30 Türkiye’de barınmaktadır. Başka bir ifadeyle % 70’nin de yurt dışında, yani Irak, İran, Suriye, Ermenistan, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve diğer AB ülkelerinde bulunduğu anlaşılıyor. PKK’lı teröristlerin 10 bin, 15 bin, 20 bin hatta 30 bin olduğunu belirtenler bile bulunmaktadır

      2007’de Başbakan Erdoğan, 5.000 PKK’lı teröristin olduğunu açıklamıştı. Sayın başbakanın bu tespiti, “kral çıplak” anlamına gelse de, kara ve hava operasyonlarına rağmen PKK, kadro ve gücünü sürekli beslemekte ve yenilemektedir. “Sivrisinekleri öldürebilirsiniz, ama bataklığı kurutmadıkça sivrisinekleri bitiremezsiniz.” Sayın Başbakan’ın tespiti bataklıkla mücadeleden uzak görünüyor. PKK kadrosu, dağ (gerilla) ve şehir (milis) kadrosu olarak ikiye ayrılmaktadır. Ortalıkta dolaşan haberler genellikle örgütün dağ kadrosuna yöneliktir. Asıl önemli olan bataklığın kurutulması yani dağ kadrosu ile birlikte, bunları besleyen şehir kadrosunun söndürülmesidir. PKK kısa ve orta dönemde bitirilemezse de gücü azaltılır ve kadrosu küçültülür. PKK ile silahlı mücadele uzun dönemde, uzun soluklu bir iştir. Ekonomik ve eğitim tedbirleri başta olmak üzere, PKK’nın beslendiği bütün kaynaklar kurutulmalıdır. Doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesinde refah seviyesi yükseltilmelidir. Sırf AB’ye şirin görünmek için verilen tavizler PKK ile mücadeleyi olumsuz etkilemekte, hatta sekteye uğratmaktadır.

      PKK, KDP ve KYP gibi terör örgütlerinin kurmayı düşündükleri sözüm ona “Kürdistan” coğrafyası Türkiye (Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi), İran, Irak, Suriye, Ermenistan ve Azerbaycan (Nahcivan) topraklarının bir kısmını kapsamaktadır. Bu nasıl bir Kürtlük davası ki, sözde Kürdistan’ı kurmak için bölgede binlerce yıldır kardeş bildiği bütün milletlere düşman olacak. Böyle bir mücadele bölgemizdeki binlerce yıllık barış ve kardeşliği yıktığı gibi Haçlı ve Siyonist emperyalizmin amaç ve çıkarlara hizmet edecektir.

25 Yıldan Beri Ülkemizi Yöneten İktidarlar

PKK terörü başladığı, 1984 yılından bu güne 16 hükümet görev yaptı.

9 lider başbakan oldu.[15]

1- 45.Hükümet     Turgut Özal               1983-1987

2- 46.Hükümet     Turgut Özal               1987-1989

3- 47.Hükümet     Yıldırım Akbulut        1989-1991

4- 48.Hükümet     Mesut Yılmaz             1991-1991

5- 49.Hükümet     Süleyman Demirel     1991-1993

6- 50.Hükümet     Tansu Çiller               1993-1995

7- 51.Hükümet     Tansu Çiller               1995-1995

8- 52.Hükümet     Tansu Çiller               1995-1996

9- 53.Hükümet     Mesut Yılmaz             1996-1996

10- 54.Hükümet   Necmettin Erbakan     1996-1997

11- 55.Hükümet   Mesut Yılmaz              1997-1999

12- 56.Hükümet   Bülent Ecevit              1999-1999

13- 57.Hükümet   Bülent Ecevit              1999-2002

14- 58.Hükümet   Abdullah Gül               2002-2003

15- 59.Hükümet   R. Tayyip Erdoğan      2003- 2007

16- 60.Hükümet   R. Tayyip Erdoğan      2007- 2011

17- 61. Hükümet   R. Tayyip Erdoğan     2011- Devam

PKK Teröründeki Kayıplarımız

       Ayrılıkçı PKK terör örgütü; 25 yıldan beri asker sivil, kadın erkek, yaşlı çocuk demeden dehşet saçan terör eylemleri neticesinde, 6.482 güvenlik görevlisini (asker, polis ve korucu) şehit etti, 5.400 masum sivil vatandaşı öldürdü. Yaralı güvenlik kuvvetlerimiz 10.000 asker, 2000 polis ve 2000 geçici köy korucusu olmak üzere 14.000 civarındadır. 50.000’den fazla PKK terör eylemi oldu. Güvenlik güçlerinin yürüttüğü operasyonlar neticesinde,  32.000 terörist ölü ele geçirildi ve PKK üyesi 50.000 terörist yakalandı.  

      25 Ekim 2007 tarihli Hürriyet Gazetesi yazarı Yalçın DOĞAN,  1984’den bu güne kadar terörle mücadele için devlet bütçesinden 300 milyar dolar harcandığını belirtmektedir. Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülke için bu çok büyük bir kaynak kaybıdır. PKK terörü; ülkemizi her gün kana bulamakta, askerlerimizle savaşmakta, bölücü, yıkıcı ve ayrılıkçı Kürtçü amaçlar gütmekte, kadirşinaslık ve âlicenaplıkla beslediğimiz barış ve kardeşliğimizi bozmakta, bu nedenle milli birlik ve beraberliğimizi açıkça tehdit etmektedir.

       21.07.2008’de Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, “25 seneyi aşan süreden beri etnik terörün, PKK terörünün ülkeye verdiği zarar 300 milyar doların üzerindedir. GAP’ın maliyeti ise 32 milyar dolar idi. Bununla mukayese ettiğinizde, Türkiye bu terör belasıyla uğraşmasaydı, başkalarının oyununa alet olmasaydı, başkalarının değirmenine su taşımasaydı, kendi insanlarının hayatına kast etmeselerdi, Türkiye 10 defa GAP’ı bitirmiş olurdu. Türkiye’nin bugün milli geliri ikiye katlanmış olurdu. O bölgede en az 3 milyon 800 bin vatandaşımız doğrudan iş bulmuş olurdu.” demektedir.[16]

      PKK terör örgütü düşmanla işbirliği yapmakta, af ve şartlı bağışla pişmanlık duyup ve nedamet getirmemekte, feraset ve basiretini kaybettiği için geleceği görememekte, vahşi bir şekilde kadın ve çocukları öldürmekten zevk almakta, insanlıktan yoksun zalimce eylemler yapmakta ve haince söylemler ortaya atmaktadır.

Anlayacağın, canice katliamlar yapan hain bir düşmandır PKK terör örgütü.

Böyle diyorum amma.

Böyle söylemeyenlerde var.

Terör Örgütü PKK Düşman mı Yoksa Suçlu mu?

       15.10.2008 tarihli gazetelerde Başbakan Erdoğan, “Terörle mücadelede öncelikle yenmemiz gereken öfkemizdir, öfkemiz olmalıdır. Hukuktan vazgeçmeyeceğiz, demokrasiden bir tek geri adım atmayacağız.” Dedikten sonra “Terör örgütü askere, polise düşman gözüyle bakıyor. Biz demokrasi gereği  onlara suçlu gözüyle bakıyoruz.dediği kaydediliyor.[17]

Sayın Başbakan’ın suçlu gözüyle baktığı ayrılıkçı PKK terörü değil mi?

Âlâ Sayın Başbakan âlâ.

Nasıl bir suçluymuş ki,

25 yıl ülkene, insanlarına saldıracak,

Yukarıda belirtildiği gibi binlerce insanını vahşice öldürecek,

Af çıkaracaksın suçundan nedamet duyup pişman olmayacak,

Defalarca sınır ötesi operasyon yapacaksın,

Yurtiçinde ve yurtdışında askerinle, subayınla, polisinle mücadele edeceksin, Tankınla topunla, uçağınla savaşacaksın,

 Sonra da kalkıp terörist dediğin saldırgana düşman değil de  “suçlu” diyeceksin?

“Hadi bakalım kolay gelsin. Pek hesaplı ince iş”

Ne kadar kolay bir terör mücadelesi değil mi?

Düşmanımız, nadim ve pişman olmadan “suçlu olmuş” da haberimiz yokmuş!

      Ayrılıkçı PKK terör örgütü üyeleri, bir defa “Türk Yasalarına göre yargılanmak” istemiyorlar ki. Yani bizim yasalara tabi olmak istemiyorlar. Türk Egemenliği’ni kabul etmiyorlar. Niye teröriste düşman değil de suçlu gözüyle bakalım ki? Gelsin ben suçluyum, suçumdan dolayı pişmanlık duyuyorum desin. Anlayalım, görelim bir şeyler.

Terörist dağlarda ağır silahlarla saldırıyor, benim Aktütün karakoluma.

Bende bu saldırgana “düşman” değil de “suçlu” gözüyle bakayım öyle mi yani?

Af edersiniz hayvanları öldürenleri bırakın, hayvanlara kötü muamele yapanlar bile suçlu görülüyor artık.

Biliyor musunuz?

Peki, PKK kadrosundaki Suriyeliler ve Ermeniler neyin nesi oluyor o zaman?

Peki, PKK terör kampları ve büroları ne geziyor, Allah aşkına Suriye, Irak, İran, Ermenistan, Rum Kesimi ve Yunanistan gibi ülkelerde.

Yoksa bu terör örgütü sınır aşan sular gibi “Sınır aşan teröre mi dönüştü” yani?

Sınırları aşıp, öteden beriye ortalıkta cirit atanlar, ülkeden ülkeye fink atanlar, terör suçlularıymış meğer.

Sayın Başbakan’ın “suçlular” ifadesiyle, “bebek katili PKK’lı teröristler” ne kadar masum kalıyor değil mi?

                         ***

Ye “memmet” ye.

Buldun muz memleketini.

Sahnede üç maymunlar oynanırken,

Sende muzları ye.

Afiyet olsun.

***

      Bu kadar izahattan sonra, PKK kesin bir düşman olduğuna göre, ortalıkta konuşulan şeyler nedir diyecek olursan? Ayrılıkçı eğilimlerle konuya yaklaşan bazı çevrelere göre “Kürt sorunu” iken, Atatürk ve cumhuriyet fikirleri bakımından “Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin geri kalmışlık ve cehaletle mücadele sorunu”dur. Bu tespitlerden birini değerlendirdiğimiz zaman diğerine de değinmiş olacağız.

Peki, o zaman.

Kürt Sorunu Nedir?

 Kürt sorunu diye sunulan,

Kürtçeye serbestlik verilsin,

Kürtçe eğitim serbest olsun,

Kürtçe televizyon, Müslüman Kürt televizyonları açılsın,

Bölgenin yeraltı ve yer üstü zenginlikleri ile bölgeden toplanan vergiler yine buraya sarf edilsin,

Asker bölgeden çekilsin, korculuk sistemi kaldırılsın,

Kürtlere özgürlük verilsin,

Dağda ve cezaevinde bulunan (katil Apo dahil) PKK ele başı ve üyeleri için genel af çıkarılsın,

Doğu ve güneydoğu vilayetlerine âdemi merkeziyetçi bir idare (yerinden yönetim) kurulsun,

PKK serbestçe seçimlere katılsın,

Bölge valilerini halk seçsin,

Eğitim, adalet ve güvenlik hizmetlerini vilayet meclisleri yürütsün,

Federasyon sistemi kurulsun,

Bölgeye muhtariyet verilsin, 

Bölge meclisleri bölgesel kanunlarını çıkarsın,

Bölgenin ayrı parası, bayrağı ve marşı olsun,

Nihayet Müslüman ya da bağımsız Kürdistan kurulsuniddialarıdır.

Terör örgütü PKK’da, sözde bağımsız Kürdistan kurmak için savaştığını söylemiyor mu? Sonuçta, sözde demokrat ayrılıkçı Kürtçülerle, PKK terör örgütü aynı noktada birleşiyorlar değil mi?

Peki, “Kürt sorunu” daha başka ne demektir?

Kürt Sorunu Demek;

Kürdistan kurulsun demektir.

Kürt sorunu demek,

Atatürk ve cumhuriyet yok olsun demektir.

Kürt sorunu demek,

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun geri kalması ve cehalet demektir.

Kürt sorunu demek,

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya tahsis edilen kamu kaynaklarının milli çıkarlarımız doğrultusunda kullanılmaması demektir.

Kürt sorunu demek,

GAP hariç bölgeyi kapsayan sosyo-ekonomik ve kültürel projeler geliştirememektir.

Kürt sorunu demek,

Toprak reformu çalışmalarını başlatıp sonunu getirmemektir.

Kürt sorunu demek,

Tarım reformunu yapmamaktır.

Kürt sorunu demek,

Bölgeyi kamu hizmetinden ziyade istenilmeyen adamların veya komünistlerin sürgün yeri olarak görmektir.

Kürt sorunu demek,

Bölgeyi çaresiz insanların zorunlu hizmet bölgesi gibi görmektir.

Kürt sorunu demek,

Bölgenin kalkınması için verilen teşvikleri amacı dışında kullanmaktır.

Kürt sorunu demek,

Bölgenin yeraltı ve yer üstü zenginliklerini atıl bırakmak, yeterince değerlendirmeden yabancılara peşkeş çekmek ve satmak demektir.

Kürt sorunu demek,

Dicle ve Fırat gibi sınır aşan suların doğduğu su kaynağına sahip olmak demektir.

Kürt sorunu demek,

Kafkasya, Anadolu ve Ortadoğu ile bütünleşen stratejik bir konuma sahip olmak demektir.

Kürt sorunu demek,

Rusya’nın ‘sıcak denizlere inme’ siyaseti demektir.

Kürt sorunu demek,

Ermenilerin “büyük Ermenistan” davası demektir.

Kürt sorunu demek,

Yunanlıların ‘büyük Helenizmi’ yani “Büyük Yunanistan” davası demektir.

Kürt sorunu demek,

Yunanlıların Anadolu ve Kıbrıs’ı ele geçirme ‘Megola İdaası’ demektir.

Kürt sorunu demek,

Rum Ortodoks Patrikhanesinin ‘Ekümenik’ talepleri demektir.

Kürt sorunu demek,

Haçlı seferleri ve Haçlı emperyalizmi demektir.

Kürt sorunu demek,

Oryantalizm ve misyonerlik faaliyetleri demektir.

Kürt sorunu demek,

Güya İttihatçı ve Kemalistlerin Ermeni, Kürt, Süryani, Nasturi ve Yezidileri kestiği iddialarını savunmak demektir.

Kürt sorunu demek,

Güya Kürtler ve diğer halklara yapılan katliamdan dolayı özür dilensin ve tazminat talepleri ödensin demektir.

Kürt sorunu demek,

Irak’ın işgaliyle “ABD’ye komşu olduk” kandırmacasına inanmaktır.

Kürt sorunu demek,

Kuzey Irak’ta işbirlikçi Barzani tarafından kurulan Kürdistan yönetimi tanınsın demektir.

Kürt sorunu demek,

Güya bölgede barışın kurulması için PKK elebaşı Apo, Irak’ta ABD işbirlikçisi Kürt peşmerge KDP elebaşı Mesut Barzani ve KYP elebaşı Celal Talabani’nin sözde Kürt liderleri olarak tanınması demektir.

Kürt sorunu demek,

İşbirlikçi bu elebaşılar ile sözüm ona ‘Kürdistan barış’ görüşmelerine başlansın demektir.

Kürt sorunu demek,

ABD’nin büyük Ortadoğu projesi (BOP) ve Fas’tan başlayıp Afganistan’a kadar uzanan genişletilmiş büyük Ortadoğu projesi (GBOP) demektir.

Kürt sorunu demek,

Nil ve Fırat nehirleri arasında Yahudilere ‘vaat edilmiş’ (arz-ı mevud) topraklarda ‘büyük İsrail’ devleti kurulması demektir.

Kürt sorunu demek,

Sözde Müslümanlık ve Kürdistan aldatmacasıyla “Müslüman İsrail Devleti” kurulsun demektir.

Kürt sorunu demek,

Emperyalistlerin kurguladığı ‘Büyük Suriye’ davası demektir.

Kürt sorunu demek,

İran’ın gerici Şii yayılmacılığına bürünmüş ‘Büyük Pers’ davası demektir.

Kürt sorunu demek,

Sözüm ona Kürdistan’ın kurulması için, Büyük Ermenistan hayali demektir.

Kürt sorunu demek,

Büyük Gürcistan hayali demektir.

Kürt sorunu demek,

Misakı Milli sınırlarının yeniden çizilmesi demektir.

Kürt sorunu demek,

Türkiye’nin parçalanması demektir.

Kürt sorunu demek,

Milletimizin bölünmesi demektir.

Kürt sorunu demek,

Yabancıların bölgemizi parçalayıp yutmaları demektir.

Kürt sorunu demek,

Masum Kürtler, Filistin’den beter olsun demektir,

Kürt sorunu demek,

Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin başını çektiği AB’nin işbirlikçi, ayrılıkçı, nüfuz ve sömürme politikalarını desteklemek demektir.

 Velhasıl Kürt sorunu demek, Haçlı ve Siyonist emperyalizmin sinsi planları ve mülevves arzuları demektir.

      Ne kadar Kürt sorunu varmış sözüm ona şu Kürdistan’da(?) Saymakla bitmiyor sorunlar. Aslında sorun denilen bu konuların her birine fonksiyon demek daha doğru olur değil mi?

      Yani anlayacağınız, “Kürt sorunu” çok bilinmeyenli, çok fonksiyonlu ve çok karmaşık bir denklemdir. Öyle kolaycı, palyatif, günübirlik, zamanı kurtarma yaklaşımlarıyla çözülmez bu denklem. Değerlendirme ve felsefi düşünce ister.

Bu konuda başka şeylerde söylene bilir tabi ki.

Şimdilik bu kadar yeter.

Şimdi PKK’lıların dışındaki diğer ayrılıkçı Kürtçülere gelelim.

Siyasal İslamcı Kürtçüler ve Diğerleri

      Bir de dinci, cemaatçi, tarikatçı, etnik milliyetçi, feodal, sosyalist, komünist, devrimci, edilgen, liboş, lümpen tarzında siyasal Kürtçüler var.

Bunların eli kana bulaşmamış gibi gözükse de bölücü PKK ile bir menzilde buluşmakta, PKK’yı bir terör örgütü olarak değil, bilakis özgürlük savaşçısı gerilla olarak görmektedirler.

      Siyasal İslamcı Kürtçüler, sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar namaz kılsalar da 10 binlerce yıllık müşterek değerlerimizin yıkılması için uğraşmaktadırlar açıkçası.

Başka bir ifadeyle, barış ve kardeşliğimizi bilerek ve isteyerek bozmakta, fitne ve fesatlık yapmaktadırlar.

      İslam adına ortaya çıkıp Kürtçülük için fitne ve fesatçılık yapmakta, takiyye (bilinen bir gerçeği değiştirmek, yanıltmak, gizlemek, söylememek) ve faizi helal görmektedirler.

      İslam adına Kürtçülük fitne ve fesatçılık yapan nankör ve bedbahtlar, tüyü bitmemiş yetimlerden toplanan vergilerle alınan devlet malı, eşya, malzeme, para, elektrik, su, doğalgaz ve gibi milli kaynakları, en masum ifadeyle talan etmek, çalmak ve kötüye kullanmak cürümlerini mubah saymaktadırlar.

   Örneğin, yaygın bir şekilde elektrik parası ödenmemesi, kaçak elektrik kullanılması gibi her kesin bildiği “kamu malını talan etme”cürümleridir. 

      1983’den bu yana geçen 25 senede, PKK terör örgütü ile mücadele için ülkemiz bütçesinden, 300 Milyar dolar para harcandığı belirtiliyor Gazeteci Yalçın Doğan. 300 milyar dolar!.. Küçük-büyük yüze yakın baraj, binlerce kilometre yol, binlerce okul, binlerce hastane. Bu para sadece Güneydoğu’ya harcanmış olsa idi, Güneydoğu bugün Batı bölgelerimizdeki gelir düzeyine çoktan ulaşmış olurdu.

      Oysa Gazeteci Muzeffer Deligöz bu rakamın 380 Milyar olduğunu belirmektedir. Gazeteci Deligöz’e göre, 25 yıl içinde ordunun normal harcamaları dışında PKK ile mücadelesi için harcanan paranın 380 milyar dolar civarında olduğu, bu parayla her biri 50 milyon dolardan 75.000 (Yetmişbeş bin) fabrika veya yatırımın yapılabileceği belirtilmektedir. Bu rakam nerede ise, Doğu’nun her yerleşim birimine yatırım veya fabrika anlamına gelmektedir. Fabrika ve yatırımların gerçekleşmesi halinde, bu paranın büyük kısmının geri dönüşümü de mümkün olacaktı.

Gazeteci Deligöz, bu parayı geri gelmemek üzere bölge halkına verse idik,

“Ayda aile başı 500 $

Her aileye yılda 6.000 $

Her aileye 20 yılda 120.000 $

3 milyon aileye 20 yılda ödenen 360 milyar $ olurdu.” demektedir.

      Basında yer alan değerlendirmelere göre,  PKK terör örgütünü besleyen finans kaynağının bir kısmı uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı ve sair kaçakçılıktan, bir kısmı kurulan paravan şirketlerden, bir kısmı da bağış ve yardımlardan sağlandığı değerlendirilmektedir. PKK tarafından bu şekilde toplanan “kara para” örgütle bağlantılı şirketler vasıtasıyla ülkemizin mali sisteminde aklanmaktadır.

      PKK terörü ile mücadele asimetrik ve gayri nizami bir savaş yapılmaktadır. Bu savaşın yöntemi, kaynakları, etkileri ve gelişimi ülkemizi bir değil, çarpan etkisiyle en az üç defa vurmaktır. PKK terörü ülkemizin insan, asker, kültürel, moral, ekonomi, para, kalkınma, yatırım, üretim, tüketim, eğitim, zaman, bürokrasi, yargı, kurumsal yapı gibi milli kurum ve değerlerini vurmaktadır.

Ve nihayet PKK terör örgütü, birçok alanda ülkemize saldırmaktadır.

Bizi vurmaktadır. Ülkemizi vurmaktadır.

Siyasal İslamcı Kürtçülük ve Kamu Malı Talancılığı

      Tüyü bitmemiş yetimin parasından toplanan vergi ve devlet mallarının çalınmasına, yanmasına ve talan edilmesine seyirci kalan, hatta eylem ve söylemleri ile bu suçları teşvik eden ve öven, dinci adamların kamu düzenine saygılı oldukları, kamu mallarına zarar vermedikleri söylene bilir mi?

Müslümanlık adına kamunun malı mülkü ve parası pulu çalınabilir mi? 

Çalınırsa Müslümanlıktan, İslamiyet’ten ve barıştan eser kalır mı?

Zaten İslam demek, selam demek değil mi?

Selam demek de barış demek değil mi?

Müslüman da İslam’ı, yani barışı kabul etmek değil mi?

Evet!

Din adına; haksızlık, adaletsizlik ve hukuksuzluğu mubah sayanlar.

Allah adına; yetim, dul, mümin, mütedeyyin, samimi Müslümanları yani Allah’ı aldatanlar.

Yüce Peygamberimiz, “çalan kızım Fatıma da olsa cezasını görecektir”demiyor muydu?  

Bu yalancı, talancı ve münafıklar, hep ağlayıp sıknayıp, Yüce Peygamberimizin izinde olduklarını söylemiyorlar mı?

Sahabeden Yahudi dönmesi Abdullah İbni Sebe gibi münafıklar buna örnek değil mi?

Aslında, bu nankör ve bedbaht siyasal İslamcı Kürtçülerin (Allah bilir ya) cenaze namazı bile kılınmaz, anlıyor musun?

Niye mi?

Bunlar kamu düzenini bozmak ve kamu malının hiç etmek gibi eylem ve söylemlere iştirak etmekte ve kamuya bilerek zarar vermek isteyen kişiler gibi “ğulûl”suçu işlemektedirler.

Yüce Peygamberimiz “ğulûl cürümlüleri”nin cenaze namazını kılmamıştır.

Kur’an, ğulûl sözcüğünü fiil halinde üç kez kullandığı ayette şöyle diyor:

      “Bir peygamberin emanete hıyanet etmesi/kamu malından aşırması olacak şey değildir. Her kim hıyanet edip kamu malından bir şey aşırırsa, aşırdığını kıyamet günü yüklenip getirir. Sonra her benliğe; kazandığı tam olarak ödenir. Hiç birine zulmedilmez.” (Âli İmran, 161)

Mâûn Suresi’nde:

1 Gördün mü o, dini yalan sayanı?

2 İşte odur yetimi itip kakan;

3 Yoksulu doyurmayı özendirmez o.

4 Vay haline o namaz kılanların/dua edenlerin ki,

5 Namazlarından/dualarından gaflet içindedir onlar!

6 Riyaya sapandır onlar/gösteriş yaparlar.

7 Ve onlar, kamu hakkının yerine ulaşmasına/zekâta/ yardıma/iyiliğe engel olurlar. Buyrulmaktadır.

Mâûn Su­re­si, iki zulme savaş açıyor:

1. Kamu malları talanı yani ğulûl,

2. Riyakârlık yani göründüğü gibi olmamak veya olduğu gibi görünmemek.

Mâûn Suresi, ğulûl suçu işleyenlerin din açısından durumlarını hükme bağlayan bir suredir. Burada insanlığa şunlar söyleniyor:

1. Di­nin inkârı, bir söz me­se­le­si de­ğil­dir, bir fi­il ve dav­ra­nış me­se­le­si­dir. Di­ni söz­le ik­rar eden­ler, hat­ta öven­ler, hat­ta onun sa­vu­nu­cu­lu­ğu­nu ya­pan­lar bi­le ba­zı fi­il­le­ri yü­zün­den o di­ni inkâr eden­ler ara­sı­na gi­re­bi­lir.

2. En bü­yük ve en yı­kı­cı din inkârı olan bu ‘ya­lan­la­ma’ şek­li­nin be­lir­ti­le­ri ana başlıklar halinde iki­dir: Bi­rin­ci­si, ka­mu hak ve imkânlarının, ait ol­duk­la­rı ye­re ulaş­ma­sı­na en­gel ol­mak; ikin­ci­si de, iba­det­le­ri şov ara­cı ya­pa­rak di­ne riyakârlığı sok­mak.

Hadis ve fıkıh alanının en büyük isimlerinden biri olan İbn Hemmam (ölm. 211/826) dev eseri el-Musannefte bize bildiriyor ki, Hz. Peygamber, kamu malından birkaç kuruşluk bir miktarı çalan Eşca’lı sahabîsinin cenaze namazını kılmamıştır.[18]

Hadis ve fıkıh alanının önemli isimlerinden biri olan İbnü’l-Kayyım el-Cevziyye (ölm.751/1350 ) ise İslam düşüncesinin zirve kaynaklarından biri olan eseri Zâdü’l-Meadda şunu bildiriyor:

Hz. Peygamber, kamu malı çalmış, kamu hakkına tasallutta bulunmuş olanların cenaze namazlarını kılmamıştır.[19]

Olay hakkında:

      “Bir harp sonrasında Hz. Peygamber’e: ‘Filanca, filanca, falanca şehit oldu’ diye tekmil verdiler. O, bunlardan birisi için şöyle dedi: ‘Hayır! İşte o dediğiniz kişi şehit olmamıştır. Ben onu cehennemin içinde görüyorum. Sebebi de, kamu mallarından çaldığı bir giysidir.’ Hz. Peygamber bunun ardında Hattab oğlu Ömer’i (Hz. Ömer) çağırarak şu talimatı verdi: ‘Git, ey Hattab oğlu, git de insanlara şunu duyur: Cennete yalnız ve yalnız müminler gidecektir” [20]

      Kur’an dilinin aşılmamış ustası Isfahanlı Râgıb (ölm. 502/1108) tarafından, ölümsüz eseri ‘el-Müfredât‘ta, Ğulûlu, ‘hıyanetin zırha büründürülmesi, kılıflanması’ diye tanımlanmıştır.[21]

Ğulûl konusunda bu kadar açıklama yeterli olur sanırım.

Türküm, Türk Vatandaşıyım veya Türklerin Kardeşiyim Diyen Kürtler

Bunlar var mı?

Var!

Nasıl kuruluyor Türk vatandaşlığı, kardeşlik ve Kürt denklemi?

Kürt El’inin Kağanı Alp Urungu

      Orta Asya’da, Yenisey nehrinin Elegeş bölgesinde 19. yüzyılda Avrupalı Türkolog Radloff ve Thomsen tarafından bulup okunan “Elegeş Yazıtları” olarak bilinen taşın 8’nci satırında,  Göktürk (Runik Türk) alfabesi ile yazılan ve transkripsiyonda aşağıda belirtilen tümce yer almaktadır:

“Kürt el Kan Alp Urunu altunlıg keşigin bantım belda elim dokuz kırk yaşım…”

Bu tümcenin günümüz Türkçesine çevrilmesinde, “Kürt elinin hanı Alp Urungu altunlu okluğumu bağladım belde. Ülkem. Otuz dokuz yaşımda..” denilmektedir.[22]

      Buradan şu sonuç çıkmaktadır: Kürt sözcüğü köken itibariyle Türkçedir ve kanıtı da en eski Türk belgesi olan “Elegeş Yazıtları”dır. Terörist başı Apo’nun İmralı’da yargılanması sırasında, şehit yakınları tarafından bebek katili Apo’ya bu kadim yazıtlar sorulmuştur. Katil başı Apo, bu soruya gayet pişkin vaziyette, “ben Türk tarihini severim” diyerek geçiştirmiştir. [23]

Macar Türkleri ya da Macar Kürtleri 

      Tarihçi Prof. Dr. Laszlo Rasony “Tarihte Türklük” kitabında, Macar milletinin Türk ve Fin kökenli olduğunu, çoğunluk olan Türklerin yedi oymaktan geldiğini, bu Türk oymaklarının; Yormatı (Yorulmayan), Kürt (Kar çığı), Kesi (Parça), Tahran (rütbe, unvan), Kabar ve Magyeri (Mac-eri) adlarını taşıdığını belirtilmektedir. Kürt oymağı hakkında, “Bunlar arasında Kürt kavim adı Yenisey çevresi yazıtlarında geçer. Bu kavmin batıya kopan bir bölüğü Türk hegemonisi çağında, Macarlara karışıp temessül etmiş olabilir. Zira yurt kuran Macarların sanatında, Fettich, Yenisey çevresi tesirlerini görmektedir. En eski Macar, şahıs ve yer adları umumi olarak Türkçe’dir.” denilmektedir. [24]Kürt sorunu diye ülkemizin başına geçirilmek istenen yaftada, tabi ki “Macar Kürtleri” diye bir kavram olmadığı gibi Kürtçülük anlayışı ile de bu konunun çözümlenmesini beklemekteyiz.

Şemdinli’de Kürt Aşiret Reisi “Oğuz Bey”

      15.09.1947’de Maliye Müfettişi Burhan Ulutan’ın Van teftişi sırasında düzenlediği, Güneydoğu Anadolu Raporu’nda:Kurtalan İstasyonundan itibaren Van’a ve oradan Irak-İran hudutlarının kavşak noktasında Şemdinli’ye kadar uzun bir yolculuk  yapmış, Van merkeziyle Çatak ve Gürpınar kazalarında dört ay müddetle teftiş yapmış bulunuyorum. Bu mıntıkanın içtimai ve iktisadi kalkınmasına önem vermenin kat’i bir zaruret ifade ettiği bu sıralar da intiba ve düşüncelerimi arz etmekten kendimi alıkoyamıyorum” diyerek tespit ve değerlendirmelerini anlatmaktadır.

Daha sonra, “bölgede ağalık sisteminin hâkim olduğunu, yöre çiftçilik yapılarak geçinildiğini, halkın yoksul ve cahil olduğunu, fırsatçıların kaçakçılık ve kara borsacılık yaptığını, halk arasında konuşulan Kürtçe üzerine bu güne kadar ciddi tetkikler yapılmadığını belirtmektedir.

Halkı Bağrımıza Basmak, Bağlarımızı Güçlendirmek, Bölgeyi İyi Yönetmek Gerekmektedir

      Maliye Müfettişi Burhan Ulutan, “Biz, ya  bu topraklarda yaşayacağız, buraları Türkiye Cumhuriyeti’nin hudutları dâhilinde hür ve müreffeh insanların vatanı olarak göreceğiz yahut da tıpkı Balkanlar’da olduğu gibi, bir gün şu veya bu istikamette esen rüzgârların tesiri ve yerli ağaların bayrağı altında toplanan zavallı halkın ve düşman ordularının zafer naraları önünde ordularımızın yeni hudutlara çekildiğini göreceğiz. Eğer bu derecede acı bir ihtimalle karşılaşmak istemiyorsak, hiçbir Devletin hiçbir yerde, kendini yabancı  ve başka  bir  imana bağlı zanneden halk kitleleri üzerinde, birkaç bin kişilik jandarma ve ordu mevcudiyetiyle ebediyen hâkim olamayacağını; yerli  halkla anlaşmak, onları bağrımıza basmak ve aramıza karıştırmak mevki ve  mecburiyetinde bulunduğumuzu hatırdan çıkarmamalıyız. Buna giden yolun da, evvela müşterek bağlarımızı kendimize ve onlara ispat etmek suretiyle başlayacağını ve iyi idare ve kalkındırma ile hedefine ulaşacağını zannediyorum. Bu itibarla Kürtçe üzerinde esaslı ve ciddi çalışmalar yapmak, Orta Asya Türkçesi’yle alaka ve irtibatlarını  bulmak ve bunu mutlaka ilmi esaslara bağlamakla işe girişmek başlıca vazifelerimizden biri olmalıdır.” demektedir.

Maliye Müfettişi Burhan Ulutan, “…Kürt dediğimiz halkın aslen Orta Asya ve Horasanlı aşiretler olup nispeten yakın tarihi zamanlarda bu mıntıkalara hicret eden ve kışları Irak ve İran ovalarında, yazları Anadolu yaylalarında geçiren ve bu uzun temaslar neticesinde, bilhassa Arap ve Acem harslarının tesiri altında benliklerini kaybetmiş bir Türk camiası olduklarının açıkça hissedildiğini söylemek mümkündür. Bu insanların ekserisi, Türklere has birçok ananelerle yaşamakta; misafirperverlikleri, asaletleri, cengâverlikleri ve  iyi hasletleriyle tanınmaktadırlar.” demektedir.

      Maliye Müfettişi Burhan Ulutan, “Diğer taraftan, aşiret ağalarına Bey, ikinci derecedeki ağalara da Han demektedirler. “Bey” ve “Han” gibi eski Türklere mahsus asalet unvanlarını sonradan, bizden öğrenerek kullandıklarını nasıl söyleyebiliriz? Biz ki, yakın zamanlara kadar Han tabirini çoktan unutmuş bulunuyorduk. Ayrıca Şemdinli kazasının hatırımda kaldığına göre Besusin köyünde bundan 70-80 sene kadar önce yaşamış bir Kürt beyinin adının “Oğuz Bey” olduğunu bir münasebetle resmi kayıtlarda gördüm ve Gülenk köyünde İbrahim Han adındaki bir ağadan yaptığım  soruşturma da bu hususu teyit etti. Oğuz Bey, bize göre bir Kürt beyidir ve aşireti  bu gün Kürt diye tanıdığımız insanlardan müteşekkildir. Bir isim pek çok şey ifade etmemekle beraber bazen kıymetli bir anahtar olabilir. Esasen, bu mıntıkada her dolaşanı, mevzu bahis insanların aslen Türk olduklarına inanmaya sevk eden pek çok amiller vardır.” demektedir.

      Burhan Ulutan üstadımıza rahmet olsun. Geçmişten bugüne harika tespit ve değerlendirmeler yapan bir rapor hazırlamış. Sözler o kadar açık ki. Dedem Korkut gibi diyeceğini demiş.

Bugün Kürt sorunu var veya sözüm ona Kürdistan kurulsun diyenler, Kürt aşiretinin Oğuz Beyi, Macar ve Yenisey Kürtleri hakkında (benzer bir soru üzerine, İmralı mahkemesinde Apo’nun verdiği cevap gibi) söylenecek pek bir şeyleri olmadığı anlaşılmaktadır. Türk kalmak istemeyeni kimse zorla alıkoyamaz. Ama Türk kalmak isteyen Kürt kökenli kardeşlerimizi, binlerce yıldan beri süre gelen kardeşlik ve barış anlayışı ile namus bildiğimiz aziz vatanımızda şeref ve şanla birlikte yaşamaya devam edeceğiz.

Evvela Kürtçü, Sonra Atatürkçü: Şükrü Mehmet Sekban

      1881’de Diyarbakır’ın Ergani kazasında doğan, Üsteğmen Mehmet Ağa’nın oğlu Tabip Binbaşı Şükrü Mehmet Sekban, 1908’de Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti, 1912’de Kürt Üniversite Öğrencileri Derneği, 1918’de Kürt Teali Cemiyetinin yönetim kurulu üyeliği yaptı, Seyyid Abdülkadir, Emin Ali Bedirhani gibi ayrılıkçı diğer cemiyet üyeleriyle birlikte Kürdistan muhtariyeti için yabancı elçiliklere muhtıralar verdi ve Kürtçülük davasının öncülerindendir.

      24 Temmuz 1923’de Lozan Antlaşmasının imzalanmasından sonra Bağdat’a gitti, Bağdat, Beyrut ve Kahire’de Kürt muhtariyeti ve Kürt lisanı üzerine çalışmalar yaptı. Bu araştırmalardan sonra, 1933’de Paris’te Fransızca olarak “Kürt Meselesi”  (La Question Kurde) isimli kitabı yazdı. 1939’da yurda döndü ve 1960’da kendi topraklarında, İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. 

Dr. Şükrü Mehmet Sekban’ın,  “Kürt Sorunu” adıyla yayınlanan bu kitabında;

Bu gün Kürtlerin ataları olarak sunulan, Hazar Denizi’nin doğusunda Arata şehrinden M.Ö. 4000 yılında Mezopotamya’ya göçen Sümerler. [25]

       Anadolu’nun bilinen en eski halkı olan ve Türkçe gibi bitişken bir dil konuşan Hattiler (M.Ö. 2350-2170),

 M.Ö. 5000’e kadar Türkistan’da yaşamakta iken M.Ö. 4000’de Azerbaycan ve Doğu Anadolu’ya göçen Hurriler (M.Ö. 2100-1500)

Bölgeye gelen Kardakalar(M.Ö. 2000)

M.Ö. 2649’da Sümer, Akad ve Elam’ları yenerek bölgeye yerleşen Guttlar(M.Ö. 1900-1800)

Kafkasya ve Orta Asya’dan geldikleri sanılan, Türkçe gibi bitişken bir dil konuşan Urartular(M.Ö. 900-600),

Lulluların Turani (yani Türk) menşeyli olduğu,

Kürt hanı diye sunulan, Büyük Türk Sultanı Selahattin Eyyubi (1137-1193)’nin, Kars’ın Kur ve Erzurum’un Aras ırmakları arasında, Dede Korkut Oğuz namesinde “kışlak, engin dar” anlamında kullanılan “Aran” ülkesine, M.Ö. 7 binde Saka Türklerinin soylu uruğu “Sakasenler”in yerleştiği, Sakasenlerin “Bala-Sakan” denilen boyunda, M.S. 646’dan 1576’ya kadar geçen 950 yıl boyunca Bala-Sakanların “Kürtler” adıyla anıldığı, Selahattin Eyubi’nin Kur-Aras veya Aran Kürtleri’nin Ravadlı boyundan olduğu, Selahattin Eyyübi’nin 6 kardeşinden 3’nün “Buri” (yani Kurt) gibi Türk adları aldığı, yeğenin “Karakuş” ve eniştesinin de  “Muzaffer Ud-in Gökbörü” (Gökbörü yani Bozkurt) adını taşıdığı, sarayında Türkçe konuşulduğu, kendinden önce Avrupa Hun (Atilla) ve kendinden sonra Selçuklu İmparatorlukları’nın sembolü olan “Kartal” armasını, Haçlıları yenerek Kudüs’e diktiği, 1193’de ölünce Göktürk geleneklerine uygun olarak devleti, kardeşleri ve oğulları arasında paylaşıldığı,

Kürtlerin anavatanın da Türkler gibi Orta Asya ve Karakurum olduğu,

Antropolojik olarak saf Türk kabul edilen “Türkmenler”ile Kürtleri ayırt etmenin mümkün olmadığı,

Antropolojik incelemelerde, Turanî kökten gelen “bütün Türklerin” % 85 yuvarlak başlı (Brakisefal) kafatası olduğu, aynı şekilde “Kürtlerin”de % 85 yuvarlak başlı (Brekisefal) kafatası olduğu,

Ari dilli Medlerin Doğu Anadolu ve Mezopotamya’yı istila ettiği dönemde, baskın kültürkuralı gereği kendi dillerini, o tarihte “Ural-Altay” kökten gelen Kürtçeye aşıladıklarını, zamanla Kürtçenin “Ari”kökenli bir dil haline dönüştüğü,

      Bu gün Kürtçe  “Ari” yani Hint-Avrupa dilleri arasında sayılsa da Farsça ve Arapça’ya göre, Kürtçe söz hazinesindeki Türkçe sözcüklerin çokluğu, Ari dillerinin tersine Kürtçe’deki akrabalık belirten sözcüklerin Ural-Altay dil sistemine uyduğu, (Türkçe: Amca, dayı, Kürtçe: Apo, Hal, Avrupa: Uncle. Ayrıca amca yerine kullanılan “apo” sözcüğünün de Göktürk yazıtlarında aynı (amca) anlamında “apaga”olarak geçmektedir.)

01.11.1962 tarihli, İstanbul’da yayınlanan Dicle-Fırat gazetesinin 4. sayfasında, Kurmança bir şiirde;

“Jı Kurd pırsıne, Rıkné çiye?

Gotiye: Sevm û selat, Hec û zekat.

Sé resek fişek û tufengk zoldat”

Türkçesi:

Kürd’e sormuşlar, İslam’ın rüknü nedir?

Demiş ki, Oruç ve namaz, hac ve zekât.

Üç bağ fişek ve asker tüfengi.

      Burada: Kürt fail (özne), pırsine (sormuşlar) fiil, rikne İslâme (İslamın rüknü) tümleç, çiye(nedir) fiil. Verilen cevapta sözler yine Türkçe’de olduğu gibi aynı sıra ile birbirini takip ediyor. Bu da bize kelimeler ne olursa olsun, Kürd’ün de konuşurken Türkçe olarak düşündüğü, Türkçe köklü fişek ve tüfek sözcüklerini kullandığı,

Altun, Beg, Boğaz, Kalın (çeyiz), Hatun, Kız, Kum, Ordu, Düz, Umay (Humay) gibi yüzlerce (bugünkü Türkçe de bile kullanılmayan 600’den fazla) sözcüğün Göktürk yazıtlarında olduğu gibi halen Kürtçe’de kullanıldığı,  

1514’de İdrisi Bitlisi’nin etrafında toplanan Kürt beylerinin karar ve rızası ile savaşsız ve çekişmesiz olarak, Kürtlerin Osmanlı egemenliğine girdiği,

Aynı kandan gelen Kürtler ile Türkmenleri muhteşem bir kuvvet oluşturduğu,

      Büyük Türkçü ve Sosyolog Ziya Gökalp’in, 1923’de Diyarbakır’da yayınladığı “Küçük Mecmua”daki bir yazısında; “Bir köylü Kürt ile Türkmen’i, konuşturmadıkça, dış görünüşünden (tipinden) ayırt etmek imkânsızdır. Kürler ile Türkmenler’deki bu dış görünüş ile gövdedeki benzerlik, ruh ve duygularda da birlik ayniliğinin delilidir”dediği,

1918 Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra, İran’da Kürt İsmail Ağa tarafından başlatılan “Simko hareketi”nin yabancılar tarafından kışkırtıldığı ve milli olmadığı,

1908’den itibaren Kürtçülük hareketi, Doğu’daki altı vilayette (vilayeti sitte) reform yapılmasını istediği, prensip olarak Kürt devletinin kurulmasının düşünülmediği,

(Yabancılar, Doğu’daki altı vilayette Ermenilerin reform, âdemi merkeziyet (yerinden yönetim), muhtariyet ve bağımsızlık hareketleri kışkırtmaları ve bu bağlamda Kürt kışkırtmasının yapıldığı unutulmamalıdır. Osmanlı Devleti’ne karşı Ermeni ve Kürtleri birlikte kışkırtan Avrupa ve Rusya, bu sayede bölge üzerindeki elini güçlendiriyordu.)

Türkiye’den ayrı bir Kürdistan’ın yaşayamayacağı,

Bağımsız bir Kürt devletinin kurulması halinde Kürtler için bir felaket olacağı,

Türkiye’deki durumun aynı ırktan (Türkmen ve Kürtlerin) Türk milleti olarak birleşmiş olduğu,

İran’da Kürtçe eğitim yapıldığı halde, neticenin sıfır olduğu, bu uygulamanın ülkemizde tekrar edilmesinin insanlara fayda yerine zarar vereceği,

Bu günkü Kürtçenin bilimi, felsefeyi, evreni, dini, beşeri âlemi, sanatı anlamaya ve kavramaya söz hazinesi bakımından yeterli olmadığı,

Ancak bölgesel folklorik değerine karşın yaygın bir kültür dili olmayan Kürtçenin esas alınması halinde, milletler gökyüzünü fethederken,  Kürtlerin karanlıkta yaşamaya devam edeceği,

Tek hedefin Kürtleri cehaletten kurtarmak olduğu,

Ortadoğu’da dağınık halde yaşayan Kürtlerin, en fazla Türkiye yaşamaları nedeniyle, Kürtlerin mukadderat bakımından Türkiye’ye bağlı olduğu,

Kürtlerin, bütün mazlum milletler için büyük bir yol gösterici ve saadet kaynağı olan Atatürk’ün gösterdiği aydınlık yolu takip etmesi gerektiği,

Belirtilmektedir.[26]

1071 Malazgirt Meydan Muharebesi ve Bölge Halkı

        26 Ağustos 1071 Cuma günü Malazgirt Meydan Muharebesi’nde, Kral Romenos Diyogenes komutasında 200 bin kişilik Bizans ordusuna karşı, Türk Selçuklu Sultanı Alparslan komutasında 50 bin asker ve 10 bin kadar Diyarbakır ve bölgeden toplanan gönüllü vardı.[27]

1914 -1918 Birinci Dünya Harbi’nde Kafkas Cephesi

      Rus Çarı Deli Petro (1689-1725), “vaktiyle bir Türk gölü olan Karadeniz’i bir Rus gölü haline getirmeyi, Boğazlar ve İstanbul ile Doğu Anadolu bölgesini ele geçirerek buradan sıcak denizlere inmeyi arzulamış ve bu arzularını kendinden sonraki Rus Çarları’na vasiyet etmişti”. Çar Deli Petro’ya atfedilen, Doğu Anadolu’nun fethi projesi nedeniyle; Ruslar, Kafkasya ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Ermeni, Gürcü ve Kürtlerle ilgilenmeye başladılar. [28]

      Ruslar, tarihi ve stratejik nedenlerle, öteden beri Anadolu topraklarını ele geçirmek için fırsat kolluyordu. Tarihi Rus emelleri doğrultusunda, bütün Kafkas ve Anadolu (Türk, Abhaz, Çerkez, Oset, Kürt, Ermeni ve Gürcü) halkları üzerinde fitne ve fesatlık yapmaya, bölüp parçalamaya, bir biriyle çatıştırmaya, kendine boyun eğdirmeye, karşı gelen halkları tasfiye etmeye, boyun eğenleri kendi çıkarlarına göre yönetmeye başladı. Rusya, Birinci Dünya Harbi arifesinde İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği “İtilaf Devletleri”ile gizli paylaşım anlaşmaları yaptı.

      10 Ağustos 1914’te Alman Göben ve Breslaw savaş gemileri Alman Amiral Souchon komutasında ülkemize geldi. Bu gemilere Türk Bayrağı çekildi, “Yavuz” ve “Midilli” isimleri verilerek Karadeniz’e çıkarıldı.[29] Bu gemiler dâhil 11 savaş gemisinden oluşan 5 filoluk (tümen) Türk deniz gücü 27.10.1914’de İstanbul boğazı dışında bulunan Kısırkaya’da toplandı.[30] 1. Tümen Sivastopol’a; 2. Tümen Kerç boğazı ve Novorosisk’e; 3. Tümen Kırım’ın güney kıyısına; 4. Tümen Odessa ve Ocakof’a; 5. Tümen de Sivastopol Varna kablosunu kesecekti.

     28.10.1914’de; Rusya’nın Odessa, Sivastopul, Kerç boğazı, Ocakof, Novorosisk gibi Rus limanlarını bombalayan Yavuz, Midilli, Hamidiye ve Muavenet gibi Türk savaş gemilerinin, Rus Donanması ile çatışması üzerine Türkiye, Birinci Dünya Harbi’ne fiilen girmiş oldu.[31]

      Bunun üzerine, 01.11.1914’de Rus Ordusu’nun sınırı geçmesiyle, Doğu Cephesi’nde Savaş başladı. 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı’nda, Kafkas Cephesi olarak bilinen Doğu (Şark) Cephesinde, 3’üncü Türk Ordusu’nun toplam gücü 189.562 asker, 168 top ve 60.877 hayvandan ibaretti.

      Rus Çarı’nın amcası Grandük Nikola şark cephesi komutanı olunca, 1915 yılı sonbaharında Rus ordusu’nun asker mevcudu 700 bine yaklaştı, 1916 baharında ise 1 milyon ulaştı. Türk Ordusu’nun mevcudu ise, hastalık ve açlıkla boğuşan 65 bin askerden ibaretti. [32]

     Kürtçülük fitne ve fesatçılığı anlatılırken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin sözüm ona Kürdistan’ın parçası veya “Kuzey Kürdistan” olduğu belirtilmektedir. Sadece Haçlı ve Siyonist emellere hizmet eden bu bölücü ve yıkıcı söylem ve eylemleri kabul etmek mümkün değildir. Bu vatan toprakları şehit kanıyla sulanarak bize teslim edilmiştir. Dedelerimizin Doğu Cephesi’nde, bir yandan açlık ve hastalıkla boğuşup, bin bir zorluk ve müşkülat içinde düşman ordularıyla savaşmasını, şehit ve gazilerimizin kanı bahasına kurulan milletimizin birliği, vatanımızın bütünlüğü ve insanlarımızın barış ve kardeşliğini anlatmak için bu bölümü kaleme aldım.

1914-1918 Birinci Dünya Harbi’nde Kafkas Cephesi’nde Ordularımız

3. Ordu. [33]

3. Ordu’nun merkezi Erzurum’du.

3. Ordu Komutanı Tümgeneral [34] Hasan İzzet (Arolat) Paşa (01.11-19.12.1914)

3. Ordu Komutanı (Başkomutan V.) Enver Paşa (22.12.1914-10.01.1915)

3. Ordu Komutanı Tümgeneral Hafız Hakkı Paşa (10.01.1915-13.02.1915) [35]

3. Ordu Komutanı Tümgeneral Mahmut Kamil Paşa (13.02.1915-23.02.1915) [36]

3. Ordu Komutanı Tümgeneral Abdülkerim Paşa (23.02.1915-16.02.1916)

Birlikleri: 9., 10., 13. ve İhtiyat Süvari Kolordusu ile bağlı birimler.

9. Kolordu

Birlikleri: 17., 28. ve 29. Tümenler ile Kolordu Topçu K.lığı ve Rus Hudut Mıntıka Komutanlıkları, 10.07.1915’den itibaren 2. Nizamiye Süvari Tümeni, 3. İhtiyat Süvari Tümeni, Sol cenah Müfrezesi, Van Güney Müfrezesi.[37]

10. Kolordu

Birlikleri: 30., 31. ve 32. Tümenler.

11. Kolordu

Birlikleri: 18., 33. ve 34. Tümenler, 22.01.1914’de 2. Nizamiye Süvari Tümeni,[38] 00.04.1915’de 5’inci Kuvvei Seferiye. [39]

13. Kolordu

Birlikleri: 37. Tümen, 2. Nizamiye Süvari Tümen, Van Seyyar Jandarma Tümeni ve Erzurum Müstahkem Mevki Komutanlığı. 22.12.1914’de 13’üncü Kolordu lağvedildi.[40]

İhtiyat Süvari Kolordusu

Birlikleri: 1., 2., 3. Tümeni ve 4. İhtiyat Süvari Tümeni. 22.12.1914’de İhtiyat Süvari Kolordusu lağvedildi.[41]

1. Kuvvei Seferiye Komutanlığı (22.112.1914-18.01.1915)

5. Kuvvei Seferiye Komutanlığı (22.112.1914-18.01.1915)

Van Seyyar Jandarma Tümeni (22.12.1914-18.01.1915) [42]

Musul Kolu [43]

3. İhtiyat Süvari Tümeni (22.12.1914-18.01.1915) [44]

Erzurum Müstahkem Mevki Komutanlığı (00.04.1915-16.02.1916) [45]

Kanat Birlikleri (00.04.1915-16.02.1916) [46]

36. Kerkük Tümeni, 36. Piyade Tümeni, 2. Süvari Tümeni, 3. İhtiyat Süvari Tümeni, Van Seyyar Jandarma Tümeni, Birinci Kuvvei Seferiye, Van Güney Müfrezesi, Osmanbey Müfrezesi, Sahil Müfrezesi, Teşkilatı Mahsusa Alayı.

Mürettep 18. Kolordu.

Birlikleri: 1. Kuvvei Seferiye, 5. Kuvvei Seferiye, 36. Tümen ve 18. Kolordu Topçu Komutanlığı. (10.07.1915-05.08.1915).[47]

5. Kolordu (00.04.1916-00.07.1916) [48]

2. Ordu.

02.04.1916’da Trakya’dan Doğu Cephesi’ne intikale başladı.

2. Ordu Komutanı Tümgeneral Ahmet İzzet Paşa (Mareşal, Furgaç)

2. Ordu Komutanı Tümgeneral Mustafa Kemal Paşa (25.11.1916’da)

2. Ordu Komutanı Tümgeneral Fevzi (Mareşal, Çakmak) Paşa (00.07.1917’de)

2. Ordu Komutanı Tümgeneral Nihat (Korgeneral, Anılmış) Paşa (10.10.1917’de)

Birlikleri: 16. Kolordu, 2. Kolordu, 3. Kolordu, 4. Kolordu ve 3. Süvari Tümeni.

16. Kolordu. [49]

16. Kolordu K. Tümgeneral Mustafa Kemal Paşa.

16. Kolordu K. Vekili Tümgeneral Ali Rıza (Sedes) Paşa (25.11.1916’da)

Birlikleri: 5. ve 8. Tümenler ile Çapakçur ve Van Güney Müfrezeleri ile Kolordu Topçu Komutanlığı.

2. Kolordu.

2. Kolordu K. Tümgeneral Çolak Faik Paşa (30.08.1916’da Şehit).

2. Kolordu K. Vekili Albay İsmet (Orgeneral, İnönü) Bey.

2. Kolordu K. Albay Cafer Tayyar (Tümgeneral, Eğilmez) Bey.

2. Kolordu K. Albay Kazım (Korgeneral, Karabekir) Bey.

Birlikleri: 11. ve 12. Tümen.

3. Kolordu.

3. Kolordu K. Tümgeneral Ali Rıza (Sedes) Paşa.

Birlikleri: 1., 7., 14., ve 53. Tümen.

4. Kolordu.

4. Kolordu K. Tümgeneral Pertev (Korgeneral, Demirhan) Paşa.

4. Kolordu K. Albay İsmet (Orgeneral, İnönü) Bey.

4. Kolordu K. Albay Çolak Selahattin (Köseoğlu) Bey (10.08.1917’de).

Birlikleri: 47. ve 48. Tümen.

3.Süvari Tümeni.

3.Süvari Tümen K. Albay Esat Bey.

9. Ordu.

21.10.1918’de Şark Orduları Grubu lağvedildi, birlikleri 9. Ordu’ya bağlandı.

9. Ordu K. Tümgeneral Yakup (Orgeneral Subaşı) Paşa.

Birlikleri: 1. Kafkas Kolordusu, 4. Kolordu ve Kars Müstahkem Mevki K.

1. Kafkas Kolordusu.

1. Kafkas Kolordusu K. Tümgeneral Kazım (Korgeneral, Karabekir) Paşa.

Birlikleri: 9.  ve 11. Kafkas Tümenleri ile 36. Tümen.

4. Kolordu.

4. Kolordu K. Albay Çolak Selahattin (Köseoğlu) Bey.

Birlikleri: 5.  Kafkas Tümeni ve 12. Tümen ile Mürettep Süvari Tugayı.

Kars Müstahkem Mevki.

Kars Müstahkem Mevki K. Albay Cavit.

Kafkas İslam Ordusu.

Kafkas İslam Ordusu K. Fahri Ferikan Nuri (Killigil) Paşa.

Birlikleri: 5. Kafkas Tümeni, Mürettep 2. Süvari Alayı ve Kafkas Topçu Alayı.

Kuzey Kafkas Ordusu.

Kuzey Kafkas Ordusu K. Tümgeneral Yusuf İzzet (Met)  Paşa.

Birlikleri: 15. ve 4. Tümenler ile 1. Süvari Tümeni.

Ülkemizde “Kürt sorunu var” veya sözüm ona “Kürdistan kurulsun”diyenler, bedelini kanla ödeyerek istilacı düşmanları bu topraklardan kovan kahraman Türk Ordusunu yok saymaktadır.                  

1914 -1918 Kafkas Cephesi’nde Yapılan Muharebeler

3. Ordunun merkezi Erzurum’du. Bu ordu, 9’uncu ve 11’inci kolordular ile 37’nci tümen ve bağlı süvarilerden oluşuyordu.

29.10.1914’de; Rusya’nın Odessa, Kefe, Sivastopul ve Novorosisk limanları ile Kerç boğazını bombalayan Yavuz, Midilli ve diğer savaş gemilerinin, Rus Donanması ile çatışması üzerine Türkiye Birinci Dünya Harbi’ne fiilen girmiş oldu.[50]

01.11.1914’de Rus ordusunun sınırı geçmesiyle muharebeler başladı.

07-12.11.1914’de Rus baskını ve Köprüköy Muharebesi (Erzurum) yapıldı.

Bu muharebede, Türk Ordusu 7.000 kayıp verdi. Bu kayıpların büyük çoğunluğunu Ruslara esir düşen askerlerimiz oluşturmaktadır. [51]

17-20.11.1914’de Azap Muharebesi(Erzurum) yapıldı.

18-21.11.1914’de Türk Ordusu’nun Batum-Artvin Harekâtı(Artvin, Batum) yapıldı.

21.11.1914’de Tutak Muharebesi(Erzurum, Tutak) yapıldı.

20.11.1914-07.03.1915’de Azerbaycan-Van harekatı(Azerbaycan, Van) yapıldı.

14.12.1914’de Başkumandan Vekili Enver Paşa, İstanbul’dan Erzurum (Köprüköy)’a geldi.

22.12.1914-18.01.1915 tarihleri arasında Erzurum’da Sarıkamış harekâtı yapıldı. Bu harekât “Sarıkamış faciası” ile sonuçlandı. 13.01.1915’te 3. Ordu Komutanı Hafız Hakkı Paşa tifüsten vefat etti. Kaynaklarda 120 bin veya 90 bin kayıp olduğu hesaplanırken, 1935’de Mareşal Fevzi Çakmak Paşa’nın, Harp Akademilerinde verdiği konferansta 60 bin askerin şehit, 7 bin askerin esir olduğunu belirtilmiştir. Rusların kaybı ise 32 bindir. Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran, “Ana Ben Ölmedim” adlı eserinde, Sarıkamış muharebelerinin sonunda esir düşen Türklerin 15.000 kişi olduğunu, esirler arasında 200 Türk subayın olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Rusların, 20 makineli tüfek ve 30 topu ganimet olarak aldığı kaydedilmektedir. [52]

     Sarıkamış Muharebesi’nde; 13.02.1915’de 3. Ordu Komutanı Tümgeneral Hafız Hakkı Paşa, 27.12.1914’de 29. Tümen 85. Alay K. Binbaşı Sabit Bey, 26.12.1914’de 86. Alay Komutanı Binbaşı Ali Agâh Bey, 30.12.1914’de 29. Tümen 87. Alay K. Binbaşı Lütfullah Bey, 29.12.1914’de 29. Tümen 88. Alay Komutanı Yarbay Bahattin Bey, 24.12.1914’de 31. Topçu Alay Komutanı İskender Bey, 24.12.1914’de 34. Tümen Komutanı Yarbay Bekir Fikri (Grenebe) şehit oldu 

Sarıkamış Muharebesi’nde; 9. Kolordu Komutanı Tümgeneral İhsan (Sökmen) Paşa, 3. Ordu Harekat Şubesi Müdür Yardımcısı Yarbay Ahmet Nuri (Alb., Öztekin) Bey, 28. Tümen Komutanı Albay Ethem Bey, 17. Tümen Komutanı Yarbay Tahir Bey, Yüzbaşı Rıfat Bey,  Binbaşı Ziya (Tuğg. Yerkök), Bey, 29. Tümen Komutanı Albay Arif Bey, 10. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Nasuhi Bey, 31. Tümen Komutan Vekili Binbaşı Reşit Beyyaralı vaziyette esir düştü.

Ayrıca, 1988 yılında yayınlanan bir kaynakta, Sarıkamış Harekâtı’nda Türk Ordusu’ndaki kayıpların 109.274 olduğu belirtilmektedir. [53]

Türk Birlikleri 22.12.1914 Mevcudu 18.01.1915 Mevcudu Türk Kayıpları
  9. Kolordu

36.784

-

36.784

10. Kolordu

48.943

2.200

46.743

11. Kolordu

27.019

5.200

21.816

2. Süvari Tümeni

5.428

1.500

3.928

Toplam

118.174

8.900

109.274

13.01.1915’de Karadeniz sahil harekâtı(Doğu Karadeniz) yapıldı.

17.01.1915’de Ağrı harekâtı(Erzurum, Ağrı) yapıldı.

05.02.1915’de Karadeniz sahili ve Artvin harekâtıyapıldı.

15.4.1915-17.04.1915’de Van’da Ermeni ayaklanması ve Rus taarruzuoldu.

17.04.1915’de İran harekâtı.

27.04.1915-12.05.1915’de Birinci Tortum Muharebesi (Erzurum, Tortum) yapıldı. Bu muharebede, Türk Ordusu başarılı bir savunma yaptı. 18. Tümen 98. Alay K. Yarbay Ali Rıza Beyşehit oldu.

29.04.1915-12.05.1915’de Dilman Muharebesi(Van) yapıldı.

05.05.1915-22.05.1915’de Rusların Sivirgedik taarruzu(Erzurum) yapıldı.

08.05.1915-16.05.1915’de Malazgirt’in Ruslar tarafından zapt edildi, Van’da Ermeni ve Nasturi İsyanı, Van şehri Rus ve Ermeni kuvvetlerin eline geçti.

10.06.1915-12.06.1915’de İkinci Tortum Muharebesi(Erzurum, Tortum) yapıldı. Bu muharebede, Türk Ordusu başarılı bir savunma yaptı. Birinci ve İkinci Tortum Muharebelerinde, Türk Ordusu’nun 3.000 kişilik kaybına rağmen, Rusların 4.500 kişilik kaybı oldu.

10.07.1915-04.08.1915’de (Muş) Malazgirt Muharebesi yapıldı. Bu muharebelerde 6.000 Türk askeri esir düşmüştür.[54]  

05.08.1915’de Kılıçgediği Muharebesi yapıldı.

Aralık 1915 sonunda Rus ordusunun mevcudu 700 bin olurken, Türk ordusunun mevcudu ancak 64 bin askerdi. 300 kilometre uzunluğundaki cepheyi hastalık ve açlıktan olabildiğince savaş gücünü kaybeden askerlerle savunuyorduk.

12.01.1916-16.01.1916’da Rusların “Azap Yarma harekâtı” (Sanamer, İlmiye, Azap, Hasankale) ile cephemiz yarıldı.  Bu muharebelerde, 5.000 Türk askeri esir düştü. [55]

11.02.1916’da Rusların Erzurum’a taarruz harekâtı (Dolangez-Çobandede, Çobandede-Palandöken, Güneytepe-Oklu, Karagöbek-Zinahor, Tafta-Dumlu, Hınıs-Erzurum) yapıldı. 12.02.1916’da 86. Alay K. Binbaşı Zekeriya Beyşehit oldu.

16.02.1916’da Erzurum Muharebesi’nden sonra Ruslar Erzurum’u işgal etti.

Ruslar, Erzurum’a girince 5.000 Türk askeri esir aldı. [56]

02-15.03.1916’da Rusların 3. Türk Ordusuna karşı taarruz yaptı.

09.03.1916’da Bolşevik ihtilali başlayınca Rusya’da arasında kargaşa arttı.

26.03.1916-17.04.1915’da sahil ve karadan Doğu Karadeniz bölgesine Ruslar taarruz (Rize, Trabzon) etti.

18.04.1916’da Ruslar Trabzon’u zapt etti.

00.04.1915-00.07.1915 tarihleri arasında Çoruh, Kaledere ve Mamahatun (Tercan) Muharebeleri yapıldı.

00.05.1916’da Rusların Mamahatun’a ilerledikleri sırada komitacı Ermenileri ve firari Mustafa’yı Tunceli’ye göndererek Balabanlı, Kureyşanlı ve Koçuşağı aşiretlerine silah verip Türklerle mücadele için kışkırtılar. Doğu Tunçeli’de Nazımiye,  Kürtler tarafından ele geçirildi, Hozat kuşatıldı, Mazgirt, Pertek ve Çarsancak (Akpazar) yağmalandı. 19.04.1916’da Galatalı Şevket Beykomutasındaki 13. Tümen yedi taburuyla Harput’a geldi. 05.05.1916’da Sinavar-Taşlıtepe’yi zapt etti. Erzurum Jandarma Taburu Nazımiye’de yolu tıkadı. Darboğaz ve Kutlu deresine kaçan eşkıya, 100 kadar kayıp vererek dağıldı ve aşiretler yavaş yavaş Ruslardan ayrılarak Türklere yanaştılar.

Diğer taraftan, Ruslar Kığı’ya ilerledikten sonra, Varto’nun Üstükran (Çaylar) nahiyesindeki Kürtler Ruslarla işbirliği yaparak, dağınık olarak çekilen Türk kuvvetlerinin silahlarını alamaya koyulmuşlardı. Rusların Erzincan’ı zapt etmeleri üzerine Pülümür’e gönderilen Rus Kazak askerleri, Şah Hüseyin Beyzade Mustafa Beyin konağına girip kadınlara tecavüz edince Rusların aleyhine öfke ve ayaklanma başladı.  Çoruh Müfrezesi eski Komutanı Binbaşı Deli Halit (Karsıalan) Beyin çabaları sonucu, Kürtler, Rusların aleyhine döndüler.[57]

07.05.1916’da İran harekâtı başladı.

07.05.1916’da Musul-Azerbaycan harekâtı(Şemdinli, Revandüz, Hanikin) başladı.

31.05.1916’da Kığı Fem istikametinden Ruslara karşı taarruz yapıldıve Mamahatun’un geri alındı. (Tunceli, Erzurum)

03.07.1916’de Bayburt-Of hattında harekât(Bayburt, Rize) başladı.

12-15.07.1916’da Muş – Kulp Muharebelerioldu. Temmuz 1916’da Bayburt, Kelkit ve Erzincan bölgesinde, Ruslar 17.000 Türk askerini esir aldılar.

12.07.1916’da 5. Tümeni Bitlis’in güneyini, 8. Tümeni de Muş’un kuzeyini tutan 16. Kolorduya, Ruslar bütün cephe boyunca saldırdı.

16.07.1916’da Bayburt düştü.

12-13.07.1916’de Ruslar, Muş Cephesi’ni yardılar.

14-15.07.1916’de Kortik Dağı muharebeleri oldu, Türk Ordusu Kulp boğazına çekildi.

29.07.1916’da Murat mihverinde 2. Ordu, 2 Kolordu bölgesinde yapılan muharebeler sırasında, 1. Tümen 70. Alay K. Yarbay Vasıf Bey şehit oldu.

30.07.1916’da Rus kuvvetleri Oğnüt’ü zapt etti.

02-09.08.1916’da Muş-Bitlis Muharebeleri yapıldı.

02.08.1916’da Türk 2. Ordusu bütün cephe boyunca düşmana karşı taarruza geçti. 5. Türk Tümeni Bitlisin güneyindeki Ruslara “dokuz taburla” saldırdı.

02.08.1916’da Kulp boğazını tutan Rus kuvvetlerine yapılan taarruz sonucu, Kortik dağındaki düşman paniğe uğratıldı.

03.08.1916’de Ruslara karşı şiddetli hücumlar yapıldı.

04.08.1916’da Ruslar, Oğnüt’ün 15 kilometre güneyindeki yeni kurulan Türk mevzilerini de zapt etti.

05.08.1916’da Çapakçur Muharebesi yapıldı. 

05.08.1916’da Ruslar mevzilerini terk ederek Bitlis yakınına çekildi. 2.Türk Ordusu’nun saldırısı sonucu, Ruslar Kargapazarı-Varto istikametine çekilmeye devam etti. 3. Türk Ordusu düşmanı Gümüşhane-Kelkit hattına attı.

06.08.1916’da Ruslar Muş’u terk ederek, Murat nehrinin gerisine çekilmeye mecbur oldular. Muş’un Türkler tarafından alındığını duyan Rus kuvvetleri, Bitlis’i boşaltarak önce Tatvan’a, buradan da Karmuç’a geri çekildi.

07.08.1916’da 16. Kolordu komutanı Mustafa Kemal, bütün kuvvetleriyle Ruslara saldırarak, Muş’u arkasından da Bitlis’i kurtardı. Düşman bozgun halinde Muş’un 20-30 kilometre kuzeyine çekilmek zorunda kaldı.

09.08.1916’ya kadar süren çarpışmalar sonucunda, Erzurum geri alınmamışsa da Rus kuvvetlerinin ilerlemesi durdurulmuş, Tümgeneral Mustafa Kemal Paşa’nın bu harekâtı ile Rusların kuvvetlerimizi parçalayarak yok etme planlarını da boşa çıkardı.

19.08.1916’da karşı taarruza geçen Ruslar Kığı’yı aldı.

21.08.1916’de Boğlangediği-Kirvaz bölgesinde sıkışan 3. Kolordu birliklerine takviye eden 16. Kolordu Harebe-Yekmal hattına çekildi.

22.08.1916’da 3. Kolordu Elmalı-Karir Dağı hattına, 16. Kolordu Masla deresi gerisine çekilerek, böylece her iki kolordumuz Elmalı-Ercük-Karir dağı hattını tuttu.

24.08.1916’da Rus saldırıları sonucunda, Türk kuvvetleri Başhan’a çekildi. Türk taarruzu başladı.

25.08.1916’da Rus kuvvetleri, Göynük çayı-Elmalı kuzey-2350 rakımlı tepe hattında bulunan 3. Kolordu birliklerine saldırdı.

26.08.1916’da Sağniş sırtlarındaki direnişi kırılan düşman Körik-Kamişhan istikametine çekilmeye mecbur oldu.

27.08.1916’da Oğnut Muharebesi yapıldı.

28.08.1916’da Düşman kuvvetleri taarruza geçti. 16. Kolordu Harabe-Melikan hattına ilerlerken, 2.Ordu Harebe-Melikan-Halifan-Kamişan-Kırmaçek-Tapdüzü-Timuran hattına ilerledi. Temmuz-Eylül 1916 aylarında 2. Ordu’nun giriştiği Erzincan ve Erzurum bölgesinde giriştiği harekât sonucunda,  Ruslara 3.000 Türk esir verilmiştir. [58]

29.08.1916’da Rus keşif kolları Çemişkezek’e kadar gelmişse de Türk kuvvetleri tarafından püskürtüldü. Arkasından Rus karşı taarruzu başladı.

30.08.1916’da 2 Ordu bölgesinde, 2. Kolordu Komutanı Çolak Ahmet Faik Paşa, Murat mihverinde, Bitlis civarında ileri hatlardan muharebeyi idare ederken şehit oldu. Mezarı Bitlis’tedir. Komutayı Kurmay Albay İsmet (Orgeneral, İnönü) Bey aldı. 2. Kolordu düşmanın birçok taarruzunu püskürttü.[59] 3. Ordu bölgesinde, 30. Tümen Komutanı Bahattin Paşa, Kop bölgesi Bayburt Muharebeleri’nde 9 Tümen Komutanı Albay Sabri Bey, 01.09.1916’da 2. Kolordu 12. Tümen Komutanı Yarbay Süleyman İlhami Bey şehit oldu. [60]

16.09.1916’de öncü Rus kuvvetlerin Tunceli Dersim bölgesinde Kürt ailelere saldırması üzerine, Milis önderi Altın Hüseyin’de Kürtleri ayaklandırdı. Tunceli halkı Ruslarla çatışmaya girdi. Muharebenin şiddetinden yorgun düşen taraflar kışın başlamasıyla asıl mevzilerine yığınağa başladılar. Kış başlamasıyla her iki tarafta salgın hastalık vurdu. Ayrıca Türk ordusunda baş gösteren açlık nedeniyle bazı birliklerde atların yenilmesine izin verildi. Muharebeler, 1917 baharına kaldı. 

08.03.1917’de Korgeneral Ahmet İzzet (Furgaç) Paşa emrinde Kafkas Ordular Grubu Komutanlığı kuruldu.

00.04.1917’de Kafkas Orduları Grubu Komutanı Ahmet İzzet (Furgaç) Paşa, Harput’ta karargâh kurdu. Bu sırada, Rusya’da başlayan ihtilalin etkisiyle, Türk Cephesi’nin karşısındaki Rus askerleri beyaz bayrak sallayarak “Yakında barış olacak” diye bağrışmaya başladılar.

00.05.1917’de Tunceli bölgesinde bu defa Ruslar aleyhine Kürt harekâtı ilerledi.

15.08.1917’de Tunceli aşiretleri Rusların aleyhine olan saldırılarını genişlettiler. Rusların elindeki Karacakale’yi zapt eden Kürtler, Kazak ve Ermenilerden 100 kadarını öldürdüler. Karacakale’nin güneyindeki Kürk ve Dağnik köylerindeki Ermeni Taburu 40 kayıp, Rus Kazakları da 20 kayıp verdi.

1917 kış döneminde, Rusların 100.000 kayıp verdiğini belirten Mareşal Fevzi Çakmak Paşa, buna rağmen mevcut Rus kuvvetlerinin 190.000’e ulaştığını, bunu Rusya’dan gelen ikmal kuvvetleriyle 250.000 er ve 470 topa tamamladıklarını belirtmektedir.

07.11.1917’de Lenin ve Bolşevikler, Rusya’da Kerenski iktidarını devirmeleri üzerine, Bolşevikler Rusya’ya hâkim oldu. Barış görüşmelerine başladı.

07.12.1917’de Rusya, Almanya ve Avusturya arasında bir ateşkes antlaşması imzalandı.

16.12.1917’de Kafkas Ordular Grubu lağvedildi.

18.12.1917’de Erzincan’da Ruslarla ateşkes imzalandı.

00.02.1918 tarihinde, Ermenilerin Müslüman ve Türk ahaliye yönelik zulüm ve katliamlara karşı çaresiz kalan halkı kurtarmak için 2. Ordu ve 3. Ordu’ya ileri harekât emri verildi.

12.02.1918 tarihinde, 3. Ordu Tirebolu, Kemah, Kığı, Muş ve Bitlis hattına ileri harekât başlattı.

13.02.1918’de 1. Kafkas Kolordusu Erzincan’a girdi.

17.02.1918’de Kelkit ele geçirildi. 3. Ordu Erzincan’a ilerledi. Mamahatun’dan, Ruslara yardım gelmemesi için Cebice ve Sansa boğazları, Tunceliler tarafından tutuldu. 2. Ordu’nun karargâhı Halep’e gitti.

19.02.1918’de 2. Kafkas Kolordusu Bayburt’u aldı.

22.02.1918’de 1. Kafkas Kolordusu Mamahatun’u kurtardı. Erzincan’dan çekilen Ermeniler, Sansa boğazında Tuncelilerin taarruzuna uğrayarak Erzincan’da Türklere yaptıkları zulmün cezasını çektiler.

24.02.1918’de 37. Tümen Trabzon’u ve arkasından Of’u aldı. 4. Kolordu Van Gölü Güney Müfrezesini takviye etti. Malazgirt-Hınıs hattı menzil düzeninin eksikliğinden dolayı biraz gecikmeyle geçirildi. 5. Tümen Karmuç’tan Adilcevaz’a bir müfreze gönderdi.

03.03.1918’de Sovyetler Birliği ile yapılan Brest Litovks Antlaşmasıyla, 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi ile elimizden çıkan üç Türk vilayeti (Kars, Ardahan, Batum) Türkiye’ye geri verildi.

12.03.1918’de Ermeni kuvvetlerin biraz direnişinden sonra, Erzurum, 1. Kafkas Kolordusu tarafından işgalden kurtarıldı.

16.03.1918’de Köprüköy ve Tortum düşman işgalinden kurtarıldı.

25.03.1918’de Yeniköy ve Oltu ele geçirildi. Bu sırada, 4. Kolordu Adilcevaz ve Malazgirt’e, 12. Tümen de Varto’ya ulaştı.

26.03.1918’de imzalanan Batum Antlaşması ile Gürcüler Almanya’nın korumasına girdiler. 1917 sonuna kadar, Sina Cephesi’nde 8. Türk Ordusu’na komutanı olan Alman General Kress, Tiflis’e gelerek Kafkasya’daki bütün Almanları seferber etti ve 2 Alman alayını Poti’ye çıkardı.

30.03.1918’de 3. Ordu karargâhı Erzurum’a geldi.

03.04.1918’da Türk Ordusu Ardahan’a girdi.

08.04.1918’de 4. Kolordu Van’ı Ermeni işgalinden kurtardı.

11.04.1918’de Sarıkamış’taki Ermeniler Novoselim’e çekilerek, Türk milis kuvvetleri ile çarpıştılar. İngilizler, Tiflis’te hazırladıkları gönüllüleri Ermenileri desteklemek için gönderdiler.

13.04.1918’de 37. Tümen, 3. Tümen ve 123. Alay ile Ahıska ve Ahılkelek gönüllüleri, Batum’u kuşatarak birkaç tabyayı zapt ettiler.

14.04.1918’da 10. Tümen’in yardımıyla Batum zapt edildi.

25.04.1918’da Türk Ordusu Kars’a girdi. 20.000 Ermeni doğuya çekildi. Kars’ta 589 top, 2525 tüfek, birkaç uçak ve 2000 ton erzak ele geçirildi.

09.05.1918’de 4. Kolordu Makü ve Hoy’u aldı.

12.05.1918’de Türkleri, Ermeni kıyımından kurtarmak için Tiflis-Culfa demir yolunun işgali emredildi.

15.05.1918’da Yakup Şevki Paşa komutasındaki Türk kuvvetleri Gümrü’yü ele geçirdi. 2 tümenli ve 8 alayda 6.000 asker ve 20 top mevcutlu Nazarbekof komutasındaki Ermeni kolordusu doğu ve güneydoğuya çekildi. 6. Türk Kolordusu Ahıska, Batum ve Çürüksu yöresini ele geçirdi.

25.05.1918’de Enver Paşa’nın kardeşi Yarbay Nuri Bey’e Fahri Ferikan (Tümgeneral) rütbesi ile Kafkasya geldi ve Kafkas İslam Ordusu kurmaya başladı.

26.05.1918’de 1. Kafkas Kolordusu doğuya ve Erivan’a doğru hareket ederek Gümrü-Tiflis demiryolu hattı üzerindeki yerleri ele geçirmeye başladı. 4.000 Ermeni tarafından elde tutulan Karakilise’yi kurtardı.

28.05.1918’de 15. Tümen Batum’a çıkarıldı. Enver Paşa’nın kardeşi Fahri Ferikan Nuri Paşa (Killigil) da Gence’de İslam Ordusunu kurmaya başladı.

31.05.1918’de Ermenilerle barış imzalandı. Çatışmalar durdu. Anlaşma gereğince, Ermenilerin,  yalnız bir tümeni kalıyordu.

08.06.1918’da İslam Ordusunu takviye etmek üzere, 8. Kafkas Tümeni Gence’ye geldi ve buradan Tebriz’e girdi.

09.06.1918’de Yakup Şevki Paşa komutasında 9. Ordu kuruldu. 3. Ordu ise Esat Paşa komutasındaydı. 3. Ordu ve 9. Ordu’nun bağlı olduğu Şark Ordular Grubu Komutanlığı kuruldu. Bu Gruba Vehip Paşa komuta ediyordu.

09.06.1918’de Korgeneral Vehip (Koçi) Paşa emrinde Şark Orduları Grup Komutanlığı kuruldu.

30.06.1918’de Enver Paşa, Bakü petrollerinin Rusların eline geçmemesi için, Tiflis’te Alman General Kress ile görüşülmesini emretti. Nuri Paşa komutasındaki İslam Ordusu, Kafkas İslamlarının arzu edildiği kadar işe yaramadığını ve Bolşeviklerin baskısını ifa ederek takviye istiyordu.

03.07.1918’de Tümgeneral Halil Paşa (Korgeneral, Kut) Şark Ordular Grubu Komutanı oldu.

20.07.1918’de 11. Türk Tümeni Nahcivan’ı ele geçirdi.

30.07.1918’da Türk Ordusu Urumiye’ye girdi.

15.09.1918’da Türk Ordusu Bakü’ye girdi.

06.10.1918’da Türk Ordusu Derbent’e girdi.

08.11.1918’da Türk Ordusu Hazar kıyısındaki Petrofski (Mohaçkale)’ye girdi.

30.10.1918’de imzalanan Mondros Ateş Antlaşmasından sonra İtilaf Devletlerinin baskısı üzerine, Türk Ordusu harbin başladığı yere, 1914’deki hududuna geri çekildi. [61]

Ülkemizde “Kürt sorunu var” veya sözüm ona “Kürdistan kurulsun” diyenler, bedelini kanla ödeyerek istilacı düşmanları bu topraklardan kovan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni aziz vatanın bir parçası olarak bize bırakan kahramanlık destanı bu muharebeleri yok saymaktadırlar.

Birinci Dünya Harbi Kafkas Cephesi’nde Sivil Kuvvetler

      01.11.1914-19.12.1914’de Sarıkamış Harekatı öncesi yapılan muharebelerde, Korgeneral Dağıstanlı Mehmet Fazıl Paşa emrindeki, doğu aşiret kuvvetlerinden oluşan İhtiyat Süvari Kolordusu kısmen dağıldı, kalan kuvvetlerinden, 22.11.1914’de tugaylar halinde 11’inci Kolordu’ya bağlı 2’nci Nizamiye Süvari Tümeni emrine verildi. [62]

      22.12.1914-18.01.1915’da Sarıkamış harekâtına, Teşkilatı Mahsusa tarafından çetelerden teşkil edilen Yüzbaşı Yakup Cemil Müfrezesi, Bahattin Şakir Müfrezesi ve Binbaşı Deli Halit (Tümg. Karsıalan) Müfrezesi gibi milis birlikleri de katıldı. [63]

      00.04.1915-00.02.1916 tarihleri arasında Tortum, Azap ve Erzurum Muharebelerine, çetelerden teşkil edilen Binbaşı Ali (Çetinkaya) Bey emrinde Van Güney Müfrezesi, Yarbay Osman (Tümg. Koptagel) Bey emrinde Osman Bey Müfrezesi, Binbaşı Deli Halit (Tümg. Karsıalan) Bey emrinde Çoruh Müfrezesi, Avni Paşa emrinde Sahil Müfrezesi ve Alpaslan Bey emrinde Teşkilatı Mahsusa Alayı gibi milis birlikler katıldı. [64]

      10.07.1915-04.08.1915 tarihlerinde Malazgirt ve 05.08.1915’de Kılıçgediği Muharebelerine, çetelerden teşkil edilen Binbaşı Ali (Çetinkaya) Bey emrinde Van Güney Müfrezesi katıldı. [65]

      00.04.1916-00.02.1916 tarihleri arasında Çoruh, Kaledere ve Mamahatun (Tercan) Muharebelerine, çetelerden teşkil edilen Binbaşı Ali (Çetinkaya) Bey emrinde Van Güney Müfrezesi, Yarbay Osman (Tümg. Koptagel) Bey emrinde Çapakçur Müfrezesi, Binbaşı Deli Halit (Tümg. Karsıalan) Bey emrinde Çoruh Müfrezesi,  Albay Hacı Hamdi Bey emrinde Hamdi Bey Tugayı, Avni Paşa emrinde Sahil Müfrezesi gibi milis birlikler katıldı. [66]

      12.02.1918 tarihinde 3. Ordu’nun Tirebolu, Kemah, Kığı, Muş ve Bitlis hattında başlattığı ileri harekâta, çetelerden teşkil edilen Binbaşı Ali (Çetinkaya) Bey emrinde Van Güney Müfrezesi, Yarbay Osman (Tümg. Koptagel) Bey emrinde Osman Bey Müfrezesi, Binbaşı Deli Halit (Tümg. Karsıalan) Bey emrinde Batı Dersim Müfrezesi, Yüzbaşı Tevfik Bey emrinde Doğu Dersim Müfrezesi gibi milis birlikler katıldı.[67]

      Ülkemizde “Kürt sorunu var” veya sözüm ona “Kürdistan kurulsun” diyenler, bedelini kanla ödeyerek istilacı düşmanları bu topraklardan kovan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni aziz vatanın bir parçası olarak bize bırakan dedelerimizin kahramanlık destanlarını yok saymaktadırlar.

Birinci Dünya Harbi Kafkas (Şark) Cephesi’nde Kuvvetler ve Kayıplar

Mareşal Fevzi Çakmak’ın, 1935’de Harp Akademisi’nde verdiği 6. konferansta;

“3. Ordu’dan 175.000, 2. Ordudan 65.000 olmak üzere 240.000 asker öldüğünü belirtmektedir. Bu kaybın üçte ikisi (2/3)’de çürük ve sakat olarak memleketlerine geri gönderilenlerle birlikte, gerçek kaybın 400.000 askere ulaştığını belirtmektedir. Kafkas Cephesi’nde, ilk yıllarda Ruslara karşı ortalama 200.000 asker bulundurulduğu ve bunun 4 yılda en az bir defa değiştirildiği kabul edilirse, bu cepheye (1914-1918 arası) 800.000 askerin gönderildiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Fakat birliklerimizin daima noksan olduğu ve normal kadronun üçte biri miktarında ancak tutulabildiği düşünülürse, kaynaklarımıza göre bu rakamın çok olduğu belirtilmektedir. Maslofski’nin belirttiği miktar, cephede gördüklerimiz, diğer kaynaklardan araştırıp bulduğumuz miktarlar ve Ruslara göre, Türklerin savaş kaybı,  yaklaşık 300.000 ölü ve bunun üçte ikisi kadar da çürük ve sakat hesaplanırsa, gerçek kaybın 500.000 asker yükseldiği görülür” denilmektedir.

      Mareşal Fevzi Çakmak, Rus kayıpları ile ilgili olarak, “Larcher’a göre, 700.000 Rus askerinin bulunduğu, Maslofski ise Rus kuvvetlerini 472 tabur, 303 süvari bölüğü ve 540 top olarak gösteriyor ki, geri hizmette kullanılanlarla beraber 850.000 asker olması gerektiği belirtilmektedir. Ortalama olarak cepheye her yıl 500.000 asker gönderildiği ve bu miktarın kesintisiz 4 yıl dolu olarak (500.000*4=2.000.000) bulundurulduğu kabul edilirse, bizim (850.000) mevcutla karşılaştırılınca, cephe gerisinden iki mislinden fazla asker gönderildiği anlaşılmaktadır. Bu kuvvetin ölü, çürük ve sakat olarak kaybolan 500.000’i dâhil toplam 2.000.000 askerin boş yere harcandığı belirtilmektedir.

      Mareşal Fevzi Çakmak, her iki tarafın kuvvet ve kayıplarını birlikte değerlendirirken; “Her iki taraf savaşın başından itibaren (1 milyon Türk ve 2 milyon Rus olmak üzere) 3.000.000 askeri cepheye sevk ettiği, bunlar (2 milyon Rus askeri)’dan 1.000.000 Rus askerinin savaş kaybına uğradığı” belirtilmekte, Rus Genelkurmayına göre, savaş sırasında 1457 subay, 17.715 asker olarak Türk esir bulunduğu, bizde ise bu sayının yarısına yakın Rus esirin bulunduğu belirtilmektedir.

1914-1918 arası Kafkas Cephesi’ndeki hastane kayıtlarına göre, hastanelerdeki Türk askeri kayıpları.

Cephe Yatan Hasta Yatan Yaralı Hastalıktan Ölenler Yaralıdan Ölenler
Kafkas 628.953 60.983 116.290 2.968
Çapakçur 377.316 41.754 67.414 3.515 [68]
Toplam 1.000.270 102.737 169.704 6.483

    Unutmayalım ki, bu kayıplar sadece hastane kayıtlarına geçenlerden ibarettir. En büyük hastanenin Erzurum’daki 1.000 kişilik 3. Ordu hastanesi olduğu düşünülürse, yeterli hastanenin bulunmaması, coğrafi ve iklim koşulları nedeniyle çoğu zaman hayvan barınaklarının hastane olarak kullanıldığı belirtilmektedir. Oysa kayıtlara intikal etmeyen gerçek kayıp bu rakamın çok üstünde olduğu düşünülmektedir.

Cemalettin Taşkıran’a göre, 1914-1918 arası Kafkas Cephesi’nde Türk savaş esirleri: [69]

Cephe AskerSivil Türk Esirler Esir Alan Ülke
Sarıkamış Asker

15.000

Rusya
Doğu Asker

40.000

Rusya
Doğu Sivil [70]

100.000

Rusya
Toplam  

155.000

Rusya

       Bu esirlerimiz arasında 1 Tümgeneral (General), 3 Albay, 5 Yarbay, 92 Binbaşı, 120 Yüzbaşı, 144 Üsteğmen, 156 Teğmen ve 96 Zabit Vekili (Asteğmen) olmak üzere toplam 617 subay bulunmaktadır. Bu kayıplar, araştırma yapılan alan ve kaynaklarla sınırlıdır.

      Ülkemizde “Kürt sorunu var” veya sözüm ona “Kürdistan kurulsun” diyenler, bedelini kanla ödeyerek istilacı düşmanları bu topraklardan kovan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni aziz vatanın bir parçası olarak bize bırakan dedelerimizin vatan toprağına döktükleri şahadet kanlarını yok saymaktadırlar.

Oysa şehit ve gazilerimizin döktüğü kanlar, bu toprakların vatanımız olduğunu göstermiyor mu?

Bu şehitlerimizin tanıklığı yetmiyor mu?

Şayet yeniden tanıklık gerekirse, değer bilir milletim sinesinden çıkaracağı cömert evlatlarıyla bu vatanı namus bilerek, yeniden tanıklık yapacağı kuşkusuzdur! [71]

Türk İstiklal Harbi’nde Doğu Cephesi (1919-1921)

      Birinci Dünya Harbi sonuna doğru,  İtilaf Devletleri’nin Mondros ateşkes ve Sevr Antlaşmalarıyla Ülkemize yönelik dayatmalarını fırsat bilen Ermeniler, Kafkasya’dan Akdeniz’e kadar uzanan ve Anadolu’nun yarısını içine alan “Büyük Ermenistan” kurma hayallerine kapılarak, Erivan bölgesinde kurmuş oldukları Ermenistan sınırları içinde ve dışında kalan, özellikle Erivan, Kars ve Nahcivan bölgelerinde yaşayan Müslüman ve Türkleri kitle halinde yok etmeye ya da başka yerlere göç etmeye zorladılar.

 Bu bölgelerde yaşayan Türkler, kendilerini Ermenilere karşı korumak için milli şuralar kurdular.

Bunlar;

Artvin ve Ahıska bölgesinde “Acara Milli Şura Hükümeti”,

Kars, Ardahan ve Göle bölgesinde “Güneybatı Kafkas Cumhuriyeti”,

Kağızman Milli Şurası,

Kulp Milli Şurası,

Zenginbaşar Milli Şurası,

Nahcivan Milli Şurası,

Ordubad Milli Şurası’dır.

      09.04.1918’de Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan Sovyet Rusya’dan ayrılıp, “Kafkaslar Ötesi Birliği Cumhuriyeti”ni kurdular. Arkasından Gürcistan bağımsızlığını ilan edip Almanların himayesine girince bu cumhuriyette dağıldı ve üç cumhuriyete bölündü.

      Bir general komutasında Kars’a gelen İngilizler, başlangıçta Milli Şurayı kabul etmiş gibi göründülerse de 13.02.1919’da Kars’taki Şura merkezini basarak yönetimi ele geçirdiler. 20.04.1920’de Kars’a Ermeni askerlerini getirerek yönetimi Ermenilere devrettiler. Böylece Ermeniler, İngiliz yardımıyla topraklarımıza girdiler, Güneybatı Kafkas ve Nahcivan Şura Hükümetlerinin topraklarını işgal ettiler.

      Ermeniler, işgal ettikleri bölgelerde Türkleri katletmeye devam ederken, silahlı kuvvetleri ile de işgal sınırlarını genişletmek için hazırlık sürdürdüler. Bu saldırılarda, İngilizlerden askeri yardım ve Amerikalılardan da mali destek aldılar.

Oltu bölgesinde çok kanlı çarpışmalar oldu ve Kuvayi Milliye’nin yaptığı baskınlar sonucunda, Ermeni taarruzu durduruldu.  

      00.02.1920’de İngilizlerin yardımıyla Ahıska’yı işgal eden Gürcüler Şavşat, Ardanuç ve Ardahan’ın bir kısmını işgal ettiler. 03.05.1920’de Sovyet Kızıl ordusu Gürcistan üzerine yürüdü. 07.05.1920’de “Kızılordu” karşısında Gürcüleri direnmeye teşvik etmek isteyen İngilizler, önce birliklerini çektikleri Artvin’i, daha sonra tarafsızlığını ilan ettikleri, Batum’u Gürcülere teslim ettiler.

22.06.1920’de Ermeniler Oltu ve Bardız’a doğru taarruza başladı.

28-29.09.1920’de Sarıkamış, Kars ve Gümrü hattında Türk Ordusu taarruza başladı, Ermenilerle Sarıkamış Muharebesi yapıldı.

27-29.10.1920’de Ermenilerle Kars Muharebesi yapıldı.

04.11.1920’de Ermenilerle Şahnalar Muharebesi yapıldı.

07.11.1920’de Ermenilerin Gümrü direnişi kırıldı.

14.11.1920’de Ermenilerle Golgat, Cacur Muharebesi yapıldı.

Muharebelerde arka arkaya yenilen Ermeniler, barış görüşmesi talep etti.

03.12.1920’de Gümrü Antlaşması yapıldı. Bu antlaşmayla, Kars İli anavatana katıldı. Iğdır ve Tuzluca ilçeleri de Kars sınırları içine alındı.

      Gürcülerle olan ilişkiler barışçı yollardan çözümlendi. 22.02.1921’de Ankara’daki Gürcü Elçiliğine verilen bir nota ile Ardahan ve Artvin kazalarının terk edilmesi istendi. Gürcü Hükümeti’nden belirtilen kazaları teslim alan Türk kuvvetleri, 00.03.1921’de ileri harekât yaparak Batum, Ahıska ve Ahılkelek bölgesini de ele geçirdi.

       16.03.1921’de Moskova Antlaşması ve 13.10.1921’de Kars Antlaşması yapıldı. Bu anlaşmalar neticesinde, bugünkü sınır çizgisi belirlendi.

      Ülkemizde “Kürt sorunu var” veya sözüm ona “Kürdistan kurulsun” diyenler, bedelini kanla ödeyerek istilacı düşmanları bu topraklardan kovan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni aziz vatanın bir parçası olarak bize bırakan bu muharebeleri yok saymaktadırlar.

Türk İstiklal Harbi’nde Doğu Cephesi’nde Türk Ordusu (1919-1921)

Doğu Cephesi ve 15’inci Kolordu

Doğu Cephesi ve 15’inci Kolordu Komutanı Tümgeneral Kazım (Korgeneral, Karabekir) Paşa.

Birlikleri: 3’üncü Kafkas Tümeni, 9’üncü Kafkas Tümeni, 11’inci Kafkas Tümeni, 12’nci Kafkas Tümeni, Erzurum Müstahkem Mevki K., 15’inci Süvari Alayı, 15’inci Topçu Alayı ve sivil milli kuvvetler.

Erzurum Müstahkem Mevki

Erzurum Müstahkem Mevki Komutanı Albay Kazım (Tümg. Dirik) Bey.

3’üncü Kafkas Tümeni

3’üncü Kafkas Tümen K. Albay Rüştü Bey (00.01.1921’e kadar),

3’üncü Kafkas Tümen K. Albay Nazif (Tümg. Kayacık) Bey (00.01.1921’den sonra),

Birlikleri: 7’nci Kafkas P.A.K., 8’inci Kafkas P.A.K., 11’inci Kafkas P.A.K. ve 3’üncü Topçu A.K.

9’üncü Kafkas Tümeni

9’üncü Kafkas Tümen K. Yarbay Deli Halit (Tümg. Karsıalan) Bey (00.01.1921’e kadar),

9’üncü Kafkas Tümen K. Tümgeneral Rüştü Paşa (00.01.1921’den sonra),

Birlikleri: 17’nci Kafkas P.A.K., 28’inci Kafkas P.A.K., 29’uncu Kafkas P.A.K., Oltu Müfrezesi K. ve  9’ncu Topçu A.K.

11’inci Kafkas Tümeni

11’inci Kafkas Tümen K. Yarbay Cavit Bey (22.02.1921’e kadar),

11’inci Kafkas Tümen K. Albay İsmail Hakkı (Valideçeşmeli) Bey (00.02.1922’e kadar),

11’inci Kafkas Tümen K. Yarbay Reşat (Alb. Çiğiltepe) Bey (00.02.1922’den sonra),

Birlikleri: 18’nci Kafkas P.A.K., 30’uncu Kafkas P.A.K., 34’üncü Kafkas P.A.K. ve  11’inci Topçu A.K.

12’nci Kafkas Tümeni

12’nci Kafkas Tümen K. Yarbay Osman Nuri (Tümg. Koptagel) Bey,

Birlikleri: 12.Tüm. P.K., 35’uncu Kafkas P.A.K., 36’ıncı Kafkas P.A.K. ve  12’inci Topçu A.K.

15’inci Süvari Alayı

15’inci Süvari Alay K. Albay Mehmet Bey.

15’inci Topçu Alayı

15’inci Topçu Alay K. Albay Ömer Faruk Bey.

08.06.1920’de Seferberlik emriyle kurulan milli kuvvetler

OLTU Müfrezesi K. Binbaşı İbrahim Bey.

HINIS Aşiret Tugayı K. Binbaşı Nazım Bey.

Beyazıt Aşiret Tugayı K.

KARAKÖSE Aşiret Tugayı K. Binbaşı Akif Bey.

BULANIK Aşiret Tugayı K. Binbaşı Mürsel Bey.

3’üncü Mürettep Tugayı K. Yüzbaşı Musa Kazım Bey.

4’üncü Mürettep Tugayı K. Binbaşı Raif Bey.

5’üncü Mürettep Tugayı K. Sivil Hamit Bey.

29.09.1920’den sonra kurulan Milli Kuvvetler

1’inci ve 2’nci Gruplar

1’inci ve 2’nci Gruplar K. Binbaşı Bekir Bey.

1’inci Grup (HOPA-PAZAR) K.Yüzbaşı Rahmi Bey.

2’nci Grup (ÇAYELİ-RİZE-OF) Komutanlığı.

1’inci ve 2’nci Gruplardaki sivil komutanlar: Rize’den Mataracı Mehmet, Hakkı, Lazoğlu Mustafa, Tozcuoğlu Halit Ağa, Pazar’dan Talatorzade Fevzi, Of’tan Sarı Ali oğlu Ömer, Çakıroğullarından Hüsnü, Rüstem Ağa ve İsmail Ağa.

3’üncü ve 4’üncü Gruplar

3’üncü ve 4’üncü Gruplar K. Binbaşı Vehbi Bey.

3’üncü Grup (SÜRMENE-TRABZON) K. Sivil Haydar Efe.

3’üncü Grubun sivil komutanları: Trabzon’dan Ömer Efendi, Kahya Mehmet, Salih Efendi ve Polathane’den Münir Bey.

4’üncü Grup (GÜMÜŞHANE-KELKİT) K. Teğmen İbrahim Bey emrinde.

4’üncü Grubun sivil komutanları: Osman Ağa, Katip Mehmet Efendi, Dumaşzade Hüsnü Ağa, Tokatlı Ziya Bey, Hacı Emin Efendi.

27-29.10.1920’de Kars Muharebelerinden önce kurulan Milli Kuvvetler.

1’inci Mürettep Tümen K. Albay Rüştü (Tümg.) Bey.

28’inci Alay K. Yarbay Emir Bey.

Merdenek (Göle) Müfrezesi Binbaşı Atıf (Alb. Ulusoğlu) Bey.

Camadanlı Müfrezesi K. Sivil Hasan Bey.

5’inci Aşiret Alayı K. Yarbay Sadık Bey.

Erzurum Çocuklar Ordusu

1.nci Avcı Gürbüz Alayı Fahri K. Tümgeneral Kazım (Korgeneral, Karabekir) Paşa.

2.nci Sultani Gürbüz Alayı Fahri K. Albay Kazım (Tümg. Dirik) Bey.

3.ncü Albayrak Gürbüz Alayı Fahri K. Binbaşı Mustafa (Tümg. Ertuğ) Bey.

4.ncü Yeşilbayrak Gürbüz Alayı Fahri K. Binbaşı M.Fahri (Tuğg. Uluğ) Bey. [72]

Ülkemizde “Kürt sorunu var” veya sözüm ona “Kürdistan kurulsun” diyenler, bedelini kanla ödeyerek istilacı düşmanları bu topraklardan kovan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni aziz vatanın bir parçası olarak bize bırakan kahraman Türk Ordusunu yok saymaktadır.

Türk İstiklal Harbi’nde Elcezire Cephesi (1920-1922)

Elcezire Cephesi Komutanlığı 26.06.1920’de teşkil edildi. Bu cepheyi oluşturan 13’üncü Kolordu, Birinci Dünya Harbi sonunda Irak’tan çekilen birliklerin Diyarbakır, Mardin, Elazığ ve Malatya bölgelerine konuşlanması ile kuruldu.

Elcezire Cephesi Komutanı Tümgeneral Nihat (Orgeneral, Anılmış) Paşa (02.02.1922’den önce),

Elcezire Cephesi Komutanı Tümgeneral Cevat (Orgeneral, Çobanlı) Paşa (02.02.1922’den sonra),

Elcezire Cephesi Topçu Müfettişi Yarbay Hayri Bey,

13’üncü Kolordu

13’üncü Kolordu K. Albay Ahmet Cevat Bey,

Birlikleri: 2’nci ve 5’inci Tümen ile 1’inci Süvari Alayı ve 12’nci Süvari Alayı.

2’nci Tümen

2’nci Tümen K. Yarbay Akif (Tümg. Erdemgil) Bey (26.06.1920’den sonra),

2’nci Tümen K. Yarbay M. Ali (Alb.) Bey (27.08.1922’den önce),

2’nci Tümen K. Albay Şerif (Yaçağaz) Bey (27.08.1922’den sonra),

Birlikleri: 1’inci Alay K., 6’ıncı Alay K. ve 18’inci Alay K.

5’inci Tümen

5’inci Tümen K. Yarbay Mehmet Kenan (Korg. Dalbaşar) Bey,

Birlikleri: 14’üncü Alay K., 15’inci Alay K., 24’üncü Alay K., 2’nci Topçu Alayı K. ve 5’inci Hücum Tabur K.

Ülkemizde “Kürt sorunu var” veya sözüm ona “Kürdistan kurulsun” diyenler, bedelini kanla ödeyerek istilacı düşmanları bu topraklardan kovan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni aziz vatanın bir parçası olarak bize bırakan kahraman Türk Ordusunu yok saymaktadır.

Atatürk, Türklük ve Kürtler

Değerlendirme ve meseleye bakış:

“Bu günkü Türk milleti siyasî ve içtimaî camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lâzlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış adlandırmalar, -birkaç, düşman âleti mürteci, beyinsizden başka – hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir tesir yapmamıştır. Çünkü bu millet fertleri de umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar M. Kemal Atatürk, 1930 [73]

“Kürt sorunu, karışık, çetin bir sorundur. Şunu dikkate almalısınız ki, Kürdistan, petrol, bakır, kömür, demir ve daha başka madenler bakımından zengin bir yöredir. Başta, başlıca düşmanımız İngiltere olmak üzere, birçokları bu bölgeye göz koymuş bulunuyorlar. Burada stratejinin, İran’a, Kafkasya’ya, Irak’a giden ticaret yollarının da etkisi vardır. İngiltere Kürtlerin üç devlete ait olmasından faydalanmakta, bunu da bir koz olarak kullanmaktadır. İngiltere kendi egemenliği altında bir Kürt devleti kurmak ve bu sayede, İran’a, Kafkasya’ya kumanda etmek istemiştir. İngiltere eskiden beri Kürt liderlerini satın almaktadır. Şimdi Kürt liderleri bölünmüş bulunuyor. Kimi İran’a, kimi İngiltere’ye, kimi de bize bağlıdır.” M. Kemal Atatürk, 1922 [74]

Atatürk, 16-17 Ocak 1922 tarihinde çıktığı İzmit seyahatinde gazetecilerin sorularını yanıtlar. Vakit gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman’ın “Kürtlük Sorunu nedir? Bir iç sorun olarak değinmeniz iyi olur” sorusuna şu yanıtı verir:

“Kürt sorunu, bizim, yani Türklerin çıkarı için kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü bizim ulusal sınırlarımız içinde Kürt öğeleri öylesine yerleşmişlerdir ki, pek sınırlı yerlerde yoğun olarak yaşarlar. Bu yoğunluklarını da kaybede ede ve Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istesek, Türkiye’yi mahvetmek gerekir.” M. Kemal Atatürk, 1922 [75]

“Kesinlikle bilmeliyiz ki, iki parça halinde yaşayan uluslar zayıftır, hastadır. Çocuklarımızı aynı eğitimden geçirerek yetiştireceğiz. Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun, onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz: Ulusuna, Türkiye Devleti’ne, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne düşman olanlarla mücadele sebep ve vasıtaları ile donatılmayan uluslar için yaşama hakkı yoktur.” M. Kemal Atatürk [76]

Türk Ulusunun Tanımı

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir. Dünya yüzünde ondan daha büyük, ondan daha eski yurt, ondan daha temiz bir millet yoktur” M. Kemal Atatürk, 1930. [77]

“Türkiye halkı, ırkça, dince ve kültürce ortak, birbirlerine karşılıklı hürmet ve fedakârlık hisleriyle dolu, kaderleri ve menfaatleri müşterek olan sosyal bir toplumdur.” M. Kemal Atatürk [78]

“Bence, bizim Milletimiz, birbirinden çok farklı çıkarları olan ve bu itibarla birbirleriyle mücadele halinde buluna gelen çeşitli sınıflara malik değildir. Mevcut sınıflar birbirinin tamamlayıcısı niteliğindedir.” M. Kemal Atatürk [79]

Türk Olmak Nedir?

“Ne mutlu Türküm diyene!” M. Kemal Atatürk, 1933 [80]

Atatürk 05.10.1932’de Dolmabahçe Sarayında Diyarbakırlıları kabulü sırasında, Türklüğü dile getirerek, Türklüğün birliğinden ve derinliğinden bahsetmiştir.

“Ben, Türk elinin kahraman bir bucağındanım. Yazık ki oraya Bekir diyarı diyorlar, fakat özünde Türk diyarı idi. Bekir sonradan ona ad olmuş. Fakat  biz öz diyarımızın ne olduğunu biliriz, bizim diyarımız Oğuz Türkün has konağıdır, bizde bu yüce konağın çocuklarıyız.”

“Buraya konduğumuzdan beri ne olduğumuzu anlatmaya çalıştık ve anlatıp duruyoruz ki: Türkeli büyüktür ve yeryüzünde yalnız o büyüktür. Her yeri dolduran Türk’tür ve her yanı aydınlatan Türkün yüzüdür.” [81]

Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır.”

 M. Kemal Atatürk [82]

“ Bizim yeni işimiz budur. Bu damarlar, birbirini duysun ve birbirini tanısın. Bu dediğim şey gerçek olacak, çünkü gerçektir. Bu dediğim şey olduğu zaman, başka bir âlem görülecek ve bu âlem, dünyaya hayret verecek; ışığı ve feyzi insanlığa saçacaktır.” M. Kemal Atatürk, 5.10.193 [83]

“Gerçek güneşi durmaz daima yükselecek, Türkün varlığı bu köhne  dünyaya yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek. Bu karmaşık işlerin içinden yükselebilmek için bize dirilik gerekir. Birlik onunla beraber yürür. Diri yalnız Türk milletidir, birliği ortaya koyan da Türk’tür, dilediğine ne olduğunu anlatan da Türk’tür, çalışalım.” M. Kemal Atatürk.[84]

“Türk milletinin toplumsal düzenini bozmaya yönelik çabalar boğulmaya mahkûmdur. Türk milleti kendinin ve memleketinin yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, alçak, vatansız ve milliyetsiz beyinlerin saçmalamalarındaki gizli ve kirli emelleri anlamayacak ve onlara hoşgörü gösterecek bir topluluk değildir. M. Kemal Atatürk, 1932 [85]

Atatürk Diyarbakırlılara Diyor Ki;

Buraya konduğumuzdan beri ne olduğumuzu anlatmaya çalıştık ve anlatıp duruyoruz ki: Türkeli büyüktür ve yeryüzünde yalnız o büyüktür. Her yeri dolduran Türk’tür. Ve her yanı aydınlatan Türk’ün yüzüdür. Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir soyun evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır. Bizim yeni işimiz budur: Bu damarlar, birbirini duysun ve birbirini tanısın. Bu dediğim şey gerçek olacak; çünkü gerçektir. Bu dediğim şey olduğu zaman, başka bir âlem görülecek ve bu âlem, dünyaya hayret verecek, ışığı ve feyzi  insanlığa  saçacaktır. Gerçek güneşi durmaz daima yükselecek, Türkün varlığı bu köhne  dünyaya yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek. Bu karmakarışık işlerin içinden çıkıp yükselebilmek için bize dirilik  gerektir. Birlik onunla beraber yürür.

Diri yalnız Türk Milletidir. Birliği ortaya koyan da Türk’tür. Dirliğin ne olduğunu anlatan da Türk’tür, çalışalım.” M. Kemal Atatürk [86]

Milliyetçilik Konusu

“Türk milliyetçiliği, bütün çağdaş milletlerle bir ahenkte yürümekle beraber, Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız kimliğini korumayı esas sayar.” M. Kemal Atatürk [87]

“Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz, Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa o topluma dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.” M. Kemal Atatürk, Türk Ocakları Delegelerine, 26.04.1926 [88]

“Kendi benliğine ve milliyetine sahip olmayan milletler diğer milletlere av olur.” M. Kemal Atatürk.

“Ulusal varlığını devam ettirmek için, kişileri arasında düşündüğü ortak bağ, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini değiştirmiş, yani ulus, dini ve mezhebi bağlar yerine, Türk milliyeti bağı ile kişilerini toplamıştır.” M. Kemal Atatürk, Hukuk Okulunun Açılışı, Ankara 1925 [89]

Barış ve İnsan Severlik

“İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak ve son derece üzüntü duyulacak bir yoldur. İnsanları mutlu edecek tek vasıta, onları birbirine yakınlaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını sağlamaya yarayan hareket ve enerjidir.” M. Kemal Atatürk, Ankara, 26 Ekim 1931

“Türk siyasetinin esaslı ilkeleri barış ve insan severliktir. Biz, bunlar için çalışıyoruz ve çalışmaya devam edeceğiz.” M. Kemal Atatürk, 5 Kasım 1932

“İnsanlar arasında kin ve hırs denilen olumsuz duyguları boğmak, öldürmek gerekir; onun yerine, insan denilen varlığın büyüklüğü fikri ve bu büyüklüğü sevmek esası konulmalıdır.” M. Kemal Atatürk, 27.05.1935 [90]

Halkın Dili Hakkında

“Milliyetin çok belirgin vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.” M. Kemal Atatürk, 1931.[91]

Azınlıkların Dil Kurumları

Biz Balkanları niçin kaybettik biliyor musunuz? Bunun tek bir sebebi vardır; bu da İslâv araştırma cemiyetlerinin kurduğu dil kurumlarıdır. Bizim içimizdeki insanların millî bilinçlerini uyandırdığı zaman, biz Balkanlarda Trakya hudutlarına çekildik.” M. Kemal Atatürk [92]

“Bugün içimizde bulunan Hıristiyan, Musevi vatandaşlar, kader ve talihlerini Türk milletine vicdanî arzularıyla bağladıktan sonra kendilerine yan gözle, yabancı göz ile bakmak, medenî Türk Milletinin asil ahlâkından beklenebilir mi?” M. Kemal Atatürk [93]

Atatürk’ün Bitlisli Evlatlığı Abdurrahim Tunçalp

Çanakkale Muharebelerinden sonra Kurmay Albay Mustafa Kemal, 14.01.1916’da Edirne’deki 16. Kolordu Komutanı oldu, 01.04.1916’da rütbesi “Mirliva” (Tümgeneral)’lığa yükseldi, 16.04.1916’da Kolordusu ile Diyarbakır (Silvan)’da işe başladı. Mustafa Kemal Paşa, o güne kadar geri çekilen orduyu toparladı ve yaptığı ileri harekâtla, Muş ve Bitlis’i Rus işgalinden kurtardı.

09.11.1916’da Mustafa Kemal Paşa, Bitlis yolu (Veyselkarani-Destumi arası)’nda giderken ölüme mahkum halde, 4-5 yaşlarında ailesi tarafından terk edilmiş bir çocuğa rastladı. Çocuk, 100 metreden bir karı ve kocanın peşine takılmış ağlayarak onları takip ediyordu. Mustafa Kemal Paşa, yolculara (karı-kocaya) “niye Çocuğu almıyorsunuz” diye azarlayınca, yolcular “Bizim çocuğumuz değildir” dedi. Atatürk, “Peki o zaman, bu çocuk kimin diye” tekrar sorunca, yolcu Kürtler “Bizden önce buradan geçen yolcuların” dedi.

Durum anlaşılmıştı. Savaşın dehşetinden, korkuya kapılan anne ve babalar, çocuklarını da yolda yolakta bırakarak can havliyle bölgeden kaçıyorlardı. Çaresiz ve kimsesiz kalan bu çocuğu, evlat edindi Mustafa Kemal. Çaresiz insanlara ve kimsesiz topraklara sahip çıktı Mustafa Kemal. Bizim diye. Adını da “Abdürrahim” koydu kimsesiz çocuğun. Sonra İstanbul’a annesi Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Makbule Hanım’ın yanına yolladı onu. 1917’de Mustafa Kemal, İstanbul’dan Halep’e getirdiği Abdürrahim’le (başı agilli çocuk) hatıra fotoğrafı çektirdi. Soyadı kanunu çıkınca Abdurrahim Efendi“Tunçalp” soyadını aldı. Atatürk, yolda terk edilmiş Bitlisli Kürt çocuğuna merhamet etmiş ve onu evlatlık edinmişti. [94]

Ziya Gökalp’te Türklük ve Kürt Kavramı

Diyarbakırlı, Büyük Türkçü ve Sosyolog Ziya Gökalp, “Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler” isimli 99 sayfalık bir kitap yayınlamıştır. Bu kitap kendi döneminde, bir ilki gerçekleştirmekte, bilimsel ve saha araştırmasına dayanmaktır. Bu kitapta, Kürt aşiretleri incelemekte, Türkleşen Kürtler (Etrak-ı Kirat) ve Kürtleşen Türkler (Kirad-ı Etrak) diye tasnifler yapılmakta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bazı il, ilçe, bucak ve köylerinde yaşayan aşiretlerin sosyal, kültürel, tarihi ve coğrafi durumları tetkik edilmektedir. Gökalp, Kürt etnisetesini “Gurmanç, Zaza, Güran, Lebr (Lürre) ve Soran” diye 5 gruba ayırmaktadır.

Merhum Ziya Gökalp, İngiliz işbirlikçisi Ali Kemal’e hitaben yazdığı meşhur şiirin bir dörtlüğünde;

“Hatta ben olsaydım: Kürt, Arap, Çerkez;

İlk gayem olurdu Türk Milliyeti.

Çünkü Türk kuvvetli olursa, mutlak,

Kurtarır her İslam olan milleti!

Başka bir dörtlüğünde ise;

“Türklük, hem mefkürem, hem de kanımdır:

Sırtımdan alınmaz, çünkü kürk değil!

Türklük hadimine “Türk değil!” diyen

Soyca Türk olsa da ‘piçtir’ Türk değil!”

Türk-Kürt ayrımcılığına Gökalp, Diyarbakır’da yayınladığı Küçük Mecmua’da 1922’de yazdığı bir makaledeki şu cümle ile de karşı çıkıyordu:

“Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir;

Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa, Kürt değildir!”

Gökalp’in, önce Kürtçü olduğu, araştırmaları neticesinde Kürtlerin Türk olduğunu tespit ettiği ve Türkçülük fikrini savunmaya başladığı belirtilmektedir.[95]

150’liliklerden Fanizade Mesut, Atatürk ve Kürtler

Fransızların tarafından atanan, Ekim 1921 tarihine kadar Cebeli Bereket (Osmaniye Vilayeti) Sancağı Mutasarrıfı Fanizade Mesut, Süleymaniye Kerküklü Kürt kökenli Fanizadeler ailesinden, İngiliz işbirlikçisi Hürriyet ve İtilaf Partisi yandaşı olarak, Mustafa Kemal Paşa ve Milli Mücadele’ye karşı faaliyetlerinden İstiklal Mahkemesinde yargılandı, 150’likler listesine alındı, ele geçirilmeden Fransız işgalinde kalan İskenderun Sancağı (Hatay)’na kaçar. Fanizade Mesut, aslen Irak Kürtlerindendir. Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığı nedeniyle Fanizade Mesut, o zaman işgal altındaki Antakya’ya kaçarak Fransızlara sığındı.

Fransızlar, birçok işbirlikçi gibi Fanizade Mesut’a da Paris’te felsefe ve sosyoloji dalında yüksek lisans ve doktora öğrenimi yapmasını sağladılar. Fanizade Mesut, Paris’te Fransızların çatal dilli ve ikiyüzlü olduklarını gördü, Atatürk’ün başlattığı Büyük Türk Devrimi’nin Türkiye ve mazlum Asya Ülkeleri için önemini anladı, bir yandan Felsefe Doktoru unvanı ile Antakya Lisesinde felsefe dersleri verirken, bir yandan da Türkiye ve Türklük cephesinde çalışmalara katıldı. 1938 af kanunundan faydalandı ve 1980’de Antakya’da öldü.

Mesut Fani Bilgili, Paris’te Kürtler ile ilgili bilimsel tebliğ sunmuştur. Bu tebliğde, mukadderat olarak Kürtlerin Türklere bağlı olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle, 1938’e kadar Türkiye kaçağı olarak, Fransız müstemlekesi İskenderun Sancağı’nın Antakya Kazası’nda yaşayan Mesut Fani (Bilgili) ateşli bir “Kemalist” oldu. Başlangıçta, Fransız işbirlikçisi, ayrılıkçı Kürtçü, Kuvayi Milliye karşıtı ve Atatürk düşmanı olan bir kişinin, Paris’te yaptığı akademik araştırmalardan böyle bir noktaya gelmesi oldukça anlamlıdır. [96]

Mehmet Şerif Fırat ve Cevdet Türkay’ın İncelemeleri

Cumhuriyetimizin yetiştirdiği araştırmacı öğretmenlerden Mehmet Şerif Fırat, 1946’da “Muş ve Varto Tarihi” isimli kitabı bastırdı. Fakat bir yıl geçmeden, bu milli duruşundan dolayı işbirlikçiler tarafından şehit edildi. 1961’de İhtilal yönetiminin emri ile kitap yeniden bastırıldı. Merhum Fırat, Kürtlerin, Türkmenler gibi Turan kökünden geldiklerini, tarihi kaynaklar ve saha araştırmaları ile ortaya koymaktadır.

Başbakanlık Devlet Arşivleri Uzmanı Cevdet Türkay’ın 15 yıl süreyle, Türkmen, Kürt ve Araplarla ilgili arşiv araştırması sonucunda hazırladığı, “Osmanlı İmparatorluğunda, Oymak, Aşiret ve Cemaatler” kitabın 18’nci sayfasında, “Adları Kürd, Kürdler, Karakürdü, Kürmanç olan oymak, aşiret ve cemaatler bile Türkmen’dir. Yani Oğuz Türklerindendir.  Acı olan bunların bir kısmının benliklerini daha doğrusu Türklüklerini unutarak veya unutturularak, kendilerini Türk’ten ayrı bir soy imiş gibi göstermeleridir.” Denilmektedir.[97]

Araştırmacı Cevdet Türkay’ın kitabında Urfa’da Karakeçili, Karacadağ’da Türkan, Doğu Anadolu’da Koçkiri ve diğer aslen Türkmen oymak ve aşiretlerinde olduğu halde Kürtleşenler “Bey-dili Türkmenleri”ne mensup olup da, bu gün Kürt, Ekrat (Kürtler) ve Kurmançı olarak bilinen oymak ve aşiretler oldukça çoktur.

Kürtleşen Bey-Dili Türkmenleri

Osmanlı Arşiv Belgelerinde “Kürd, Ekrad (Kürtler), Türkman Ekradı, Yörükan” taifesi olarak geçen Bey-dili Türkmenlerine dair bazı örnekler aşağıda bulunmaktadır.

1. Ekrad: “Gölpazarı Kazası (Hudavendiğar Sancağı), Bursa” (Cevdet Türkay, s. 78)

2. Ekrad-ı Çorum: Çorum, Kengıri Sancakları, Karaman Eyaleti. Türkman Taifesinden” (Cevdet Türkay,  s. 78)

3. Ekrad-ı Milli: “Rakka ve Diyarbekir Sancakları. Ekrad Taifesinden” (Cevdet Türkay,  s. 78)

4. Hacılar Ekradı (Hacılar Kürdü): “Meraş, Karaman, Adana, Rakka, Zülkadriye Kazası (Kars-ı Meraş Sancağı), Develi, Kadınhanı Kazası (Konya Sancağı), Bozok Sancağı. Türkman Taifesinden. Hacılar Edradı (Hacılar Kürdü) Aşireti, Bozulus Türkman Aşiretindendir” (Cevdet Türkay,  s. 85)

5. Karakürd, Karakürdlü: “Adana, Aydın, Kütahya, Konya Sancakları, İzmir Kazası (Sığla Sancağı), Rakka ve       Kırşehri Sancakları, Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı) Yörükan Taifesinden” (Cevdet Türkay,  s. 479)

6. Karaca Kürd (Karaca Yurd), (Karaca Kürdlü), (Karacayurdlu): “Kocaeli Sancağı, Geyve Kazası (Kocaeli), Taraklı Kazası (Kocaeli), Karaman Eyaleti, Danişmedli Kazası (Karacahisar-ı Sahib Sancağı), Sivas, Kırşehri, Nevşehir, Eyübeli Kazası (Aksaray Sancağı), Kızılırmağın öte yakasında Kızıöz erazisi. Konar-Göçer Türkman Taifesinden” (Cevdet Türkay,  s. 97)

7. Karacakürd (Karacayurd), Karaca Kürd: “Karahisar-ı Sahib Sancağı, Kırşehri Sancağı, Niğde Sancağı, Hamid (Isparta) Sancağı, Kayseriyye, Kütahya, Aksaray Sancağı, Hacıbektaş Kazası (Kırşehri Sancağı), Nevşehir (Niğde Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Karaca Kürd Oymağı, Boynuinceli Aşiretindendir” (Cevdet Türkay,  s. 32)

8. Karacakürd, Karacakürdlü (Karakürd, Karakürdlü, Karacayurd, Karacakürd namı diğer Bespan): “Kırşehri, Kayseriyye, Sivas, Aksaray, Kocaeli, Niğde Sancakları, Danişmendli Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı), Hacıbektaş Kazası (Kırşehri Sancağı), Geyve Kazası (Kocaeli Sancağı), Taraklı Kazası (hudavendigar Sancağı), Arabsun Kazası (Niğde Sancağı), Mucur Kazası (Kırşehri Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Karacakürd Cemaatı, Danişmendli Aşiretindendir. Nevşehir’de İskan edilmişlerdir” (Cevdet Türkay,  s. 463)

9. Kürd, Kürdler: “Karaman Eyaleti, Teke Sancağı, Alaiye Sancağı, Manavgat Kazası (Alaiye Sancağı), Kaş Kazası (Teke Sancağı), Durağan Kazası (Kastamonu Sancağı), Altıntaş (Kütahya). Türkman Ekradı Yörükanı Taifesinden” (Cevdet Türkay,  s. 113)

10. Kürd, Kürdler nam-ı diğer Hacıbeğ, Kürdi nam-ı Diğer Murtana, Kürdiler, Kürdili, (Kürdilü, Kürdlü, Kürdülü): “Sığla Sancağı, Şabanözü Kazası (Çankırı Samcağı), Zor Eyaleti, Musul, Teke, Siverek, Adana, Amasya, Diyardekir, Kars-ı Meraş, Karahisar-ı Şarki ve Rakka Sancakları, Edirne ve Dimetoka Kazaları (Paşa Sancağı), Hıns-ı Keyf Sancağı (Diyarbekir Eyaleti), Van Vilayeti, Geldiklan Kazası (Amasya Sancağı), Ordu Kazası (Karahisar-ı Şarki Sancağı), Günyüzü Kazası (Hudavendiğar Sancağı),  Tire Kazası (İzmir Sancağı), Kaşaklı Kazası (Beğşehri Sancağı), Bor ve Nevşehir maa Ürgüb Kazaları (Niğde Sancağı), Ökse Kazası (Canik Sancağı), Yüreğir Kazası (Adana Sancağı), Kurşunlu Kazası (Kengıri Sancağı), Ab-ı Tahir Kazası (Diyarbekir Sancağı). Türkman Ekradı Yörükanı Taifesinden” (Cevdet Türkay,  s. 564-565)

11. Kürmanc: Adana Eyaleti. “Yörükan Taifesinden” (Cevdet Türkay,  s. 567)

12. Kermic, Kerminc (Kürmanc): Saruhan Sancağının Adala Ovasında, Aydın Sancağı. Konar-Göçer Yörükan Taifesinden. Kürmanc Cemaatı, Bozulus Türkman Aşiretindendir” (Cevdet Türkay,  s. 508)

13. Kirmanc (Kürmanc), (Kirmanca, Kürmanca), (Kirmac, Kürmac): “Adana, Aydın, Kütahya ve Ankara Sancakları, Akhisar, Marmara, Timurcu ve Adala Kazası (Saruhan Sancağı), Eşme ve Kula Kazaları (Kütahya Sancağı), Alaşehir Kazası (Aydın Kazası (aydın Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Kürmanc Cemaatı, Bozulus Türkman Aşiretindendir” (Cevdet Türkay,  s. 513)

14. Kürdcü: “İçel ve Meraş Sancakları. Türkman Taifesinden” (Cevdet Türkay,  s.565)

15. Kürdikan, Kürdikanlı (Kürdikanlu, Kürtkanlı): “Suruç Kazası Rakka Eyaleti), Rakka Sancağı- Ruha (Urfa) Sancağı. Kürdikanlı Cemaatı, Bozulus Aşiretindendir” (Cevdet Türkay,  s. 565)

16. Kürdismail nam-ı diger Kurdsöğüd: “Diyarbakır Vilayeti. Türkman Taifesinden” (Cevdet Türkay,  s. 565)

17. Saruçiçek (Sarıçiçek), (Sarıçiçek Ekradı): Budaközü Kazası (Bozok Sancağı), Diyarbakır Eyaleti” (Cevdet Türkay,  s. 652)

18. Şerefli (Şereflü), Şerefli Türkmanı, (Şerefli Kürdü, Şerifli Kürdü), (Şeref): “Sivas, Meraş, Bozok, Kırşehri, Kayseriyye, Diyarbekir, Konya, Aksaray, Rakka, Hums, Ankara, Akşehir, Karaman, Halep, Bayburt, Kütahya, Aydın, İzmir ve Adana Sancakları, Koçhiasr Kazası Aksaray Sancağı), Nevşehir, Çürüksu, ve Arabsun Kazaları (Niğde Sancağı), Haymana Kazası (Ankara Sancağı), Danişmendli ve Çölabad Kazaları (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Ayasluğ Kazası (Aydın Sancağı), Pınarhisar Kazası (Vize Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinden.Mamulu Aşiretinden olan Şerefli Cemaati Aksaray Sancağında vaki Koçhisar Kazasında mütemekkin idi. 1168 Şaban ayında nehb-ü gaaretlerinden dolayı, Danişmendlü Kadısının arzı ile Rakka’ya iskanları taleb edilmişdir. 1137 senesinde mezburların cümlesi firar edüp, mahall-i iskanlarında bir evleri kalmamışdır, deyu tahrir olunmuştur. Şerefli Cemaatı, Mamulu Türkmanları taifesinden olub, Bozok Sancağının Emlak Kazasına iskan olunmuşlardır” (Cevdet Türkay,  s. 697-698)

19. Toğan, Toğanlar, Toğanlı (Toğanlu), (Doğan, Doğanlar, Doğanlı, Doğanlu, Toğanlı Ekradı, Doğanlı Ekradı): “Rakka, Erzurum, Kars, Ahıska, Siverek, Niğde, Aydın ve Karahisar-ı Şarki Şancakları, Boyabad Kazası (Kastamonu Sancağı), Elbistan ve Zamantı Kazaları (Meraş Sancağı), Çölabad Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Eğriğöz Kazası (Kütahya Sancağı).Türkman Ekradı Taifesinden. Bozulus Türkmanı Aşiretinden olan Toğanlı (Doğanlı) Cemaatı, Meraş’a tabi Ahsendere nam mahalde iskan olunmuşdur” (Cevdet Türkay,  s. 726)

20. Madanlı (Madanlu), (Madanlu Ekradı): Ankara Sancağı. Yörükan Taifesinden” (Cevdet Türkay,  s.571)

21. Lak Ekradı-Lek Ekradı (Lek Kürdü): “Karaman, Konya, Sultanönü Sancağı (Eskişehir), Niğde, Kayseriyye, Zamantı Kazası (Meraş), Harmancık (Kayserriyye civarı), Çorum ve Kırşehri Sancakları, Çukurova. Göçebe Ekrad Taifesinden” (Cevdet Türkay,  s. 114).

22. Recebli (Receblü) Afşarı Ekradı: “Rakka, Meraş, Zamantı (Meraş). Ekrad Taifesinden” (Cevdet Türkay,  s. 139)

23. Hacılı (Hacılu), (Hacılılı, Hacılulu): “Edirne Kazası (Paşa Sancağı), Meraş, Karaman, Adana, Rakka, Teke, Hamid, Aydın, Sivas, Kütahya, Karahisar-ı Şarki, Saruhan, Halep, Hama, Hums, Bozok, Niğde, Kayseriyye, Paşa Sancakları, Kıbrıs Ceziresi, Zülkadriye Kazası (Meraş Eyaleti), Kadınhanı Kazası (Akşehir Sancağı), Develi Kazası (Kayseriyye Sancağı), Rumeli, Bozulus Kazası (Konya Sancağı), Karataş Kazası (İçel Sancağı), Sinop Kazası (Kastamöni Sancağı), Anamur Kazası (İçel Sancağı), Şamardı Kazası (Niğde Sancağı), Bozkır Kazası (Beğşehri Samcağı). Türkman Ekradı Yörükanı Taifesinden. Hacılı Cemaatı, Bozulus Aşiretindendir” (Cevdet Türkay, s.395)

24. Karaca Ekradı: “Bozok ve Kırşehri Sancakları, Arabsun Kazası (Niğde Sancağı). Karaca Ekradı Cemaatı, Boynuincelü Aşiretindendir” (Cevdet Türkay, s.462)

25. Hıdırbeğ, Hıdırbeğ Kürdleri (Hızırbeğ, Hızırbeğ Kürtleri): “Edirne Kazası (Paşa Sancağı). Yörükan Taifesinden” (Cevdet Türkay, s.419)

26. Milli (Millü), Millili (Millilü, Milli Ekradı, Milli Göçer, Milli-i Kebir, Milli Kebir Tavan, Milli Türkmanı): “Mardin Kazası (Diyarbekir Eyaleti), Amid, Çemişgezek, Ergani Sancakları (Diyarbekir Eyaleti), Erzurum Rakka, Sivas, Teke, Adilcevaz ve AyıntapSancakları, Mecidözü ve Veray Kazaları (Amasya Sancağı), Ruha (Urfa), Sancağı (Rakka Eyaleti), Trablus-u Şam civarı, Eğin Kazası (Arabgir Sancağı). Türkman Ekradı Ulus Taifesinden. Milli Cemaatı, Badili Aşiretindendir. Milli-i Kebir Tavan Cemaatı, şekavet ve mel’aneti ile marufdur. Eyalet-i Rakka sükkanından olan Millü-i Kebir Aşireti, azam kabail-i ekradındandır. Konar-Göçer Ekrad Taifesinden olan Milli-i Kebir (Milli-i Kebir Tavan) Cemaatından Cemaleddin’li ve Hasenanlı Cemaatları, ba’del iskan, iskandan ihrac ve Diyarbekir voyvodalığına ilhak olunub ve Cemaat-ı Bahaedinlü tabi-i Pezküri Ömer ve Ni’met ve Cemaat-ı Bendanlı tabi-i Milli-i Kebir, hâlâ bazıları Diyarbekir ve Mardin karyelerinde ve Kars-ı Merzük karyesinde sakin ve mütemekkin ve ekseri konar-göçer olub, Milli-i Kebir Tavan’ın bakileri Abdiağa üzerinde müctemi ve mahall-i iskanda olurlar deyu tahrir olunmuş” (Cevdet Türkay, s.587)

27. Milli Türkmanı: “Halep Eyaleti, Harpıt (Harput) Sancağı  (Diyarbekir Eyalet). Türkman Ekradı Taifesinden” (Cevdet Türkay, s.587)

Dünya’da Dil Kavramı ve Kürtçe

Henüz dünyada “azınlık, etniklik, kimlik” gibi kavramlar üzerinde belli bir uzlaşma sağlanamadığı halde, Türkiye’de dil kavramından hareketle “etnisite” meydana getirilmeye çalışılmaktadır. Oysa aynı dili konuşanlar her zaman belli bir etnik grubu ifade etmemektedir.[98] Mesela İngilizce konuşan Avusturalyalılar, Kanadalılar, Amerikalılar, kendilerini İngiliz, Fransızca konuşan Kanada’daki Quebec’liler kendilerini Fransız, Almanca konuşan Avusturyalılar’da kendilerini Alman saymazlar. Ayrıca dünyada 1995 yılı itibariyle 197 devlet olduğu halde yeryüzünde 6000’den fazla dil konuşulmakta ve ancak bunlardan %2’si devlet dili olarak kabul edilmektedir.

Mesela İngilizce 56, Fransızca 36, Arapça 22, İspanyolca 21, Portekizce 7, Almanca 5, Çince 3 ülkenin resmi dilidir. Ayrıca Çin’de 24 Çinli etnik grup ve Çinli olmayan 55 etnik grup olup ülkede 140 dil kullanılmaktadır.[99]

Mehmet Niyazi ise olaya sosyolojik ve psikolojik bir yaklaşımla “milliyetin tayininde” iki etken önemli rol oynar; bunlardan birisi psikolojik diğeri sosyolojiktir. Bir insan kendini hangi milletten sayıyorsa, sosyolojik bakımdan ait olup olmadığına bakılmaksızın, o insanın o millete ait olduğu kabul edilir. Napolyon, kesinlikle Fransız değildir; Korsikalıdır. Büyük bir ihtimalle Arap asıllıdır. Ama kendini Fransız kabul etmiş ömrünü Fransa’ya vermiştir… Stalin’de aslen Rus değildir, fakat kendisini Rus kabul etmiş… Oğuz Han’ın torunu “Ben Türk değilim” diyorsa, hiç kimse “Sen Türksün” diye onu zorlayamaz. Ama genellikle psikolojik boyut, yani aidiyet şuuru sosyolojik boyuta bağlı oluyor.

“Hiç kimsenin de Kürtlerin milliyetini tayin etme hakkı yoktur; kendilerini hakkında karar kendileri verir. Başkaları ancak tarihleri, sosyal yapıları hakkında ve benzeri hususlarda araştırma yapabilirler” Niyazi, 200: 152–153) der. Bu anlayış ve mantık çerçevesinde yaklaşıldığı takdirde, konu hakkında önemli mesafeler alınacağına inanmaktayız. Aksi takdirde dayatmalarla bir yere varılması mümkün gözükmemektedir. Ancak böyle bir anlayış bütün taraflarca kabul gördüğü takdirde mesafe alınır. Aksi takdirde tek taraflı yaklaşımların problemin çözümünde yetersiz kalma ihtimali yüksektir.

“Kürtlerin” ayrı bir millet ya da etnik bir grup olduğunu iddia edenlerin en önemli hareket noktalarından biri de Kürt dili meydana getirmektedir. Bu konuda, 1850’den sonra Rusların meşhur Petesburs Bilimler Akademisince yapılan ve “Kürtçe-Rusca-Almanca” yayınlanan ve 8307 kelimeden oluşan sözlük de “Türkçe (eski Türkmence) 3080, Arapça (yeni dil) 2000, Pehlevice (eski) 370, Farsça (yeni dil) 1030, Zinda 1240, Ermenice 220, Güldani 108,  Çerkezce (eski) 60, Gürcüce (eski dil) 20, Kürtçe (asıl) 300” olup, bunların büyük çoğunluğu da coğrafi yer adlarıdır.[100]

Türkiye’de “Kürk kimliği” hakkında yapılan çalışmalar maalesef sadece dil esasına göre yapılmaktadır.

Tarihte Kürt İsyanları

19. yüzyılın başlarında (1810) Avrupa’da Doğuculuk (oryantalizm) akımının başlamasıyla “Şark Sorunu” ortaya çıkarıldı.

Buharlı makinenin bulunması, yaygın olarak sanayi kullanılması ve üretim araçlarının çoğalması, petrolün endüstride, enerji kaynağı olarak kullanılmaya başlaması, yeni iktisadi alanların ele geçirilmesi fikrini güçlendirdi. Zaten misyonerlik ve haçlı saldırganlığı nedeniyle, zaman ve fırsat kollayan Avrupa emperyalizmi için bu iyi bir çıkış yolu olmuştu.

Haçlı emperyalizmi için etnik temelde din, aşiret ve milliyetçilik duygularını tahrik ve teşvik etmek, fitne ve fesat çıkarmak, yani “parçala, böl, yönet veya yut” siyasetini uygulamak yeterli oldu.

Gerici, dinci, ayrılıkçı ve Kürt isyanlar sadece Cumhuriyet döneminde olmamıştır, bilakis İslam halifesi sayılan Osmanlı sultanlarına karşı da Kürt isyanları yapılmıştır.

Gerek Osmanlı, gerekse Cumhuriyet döneminde, bütün isyanların arkasında yabancıların parmağı olmuştur hep.

Bugün itibarıyla, eski isyancıların torunları dinci burjuvazi olup, iş ve itibarları ile hal vakitleri gayet iyidir. Devletimizin önemli mevki ve makamlarına gelmişlerdir. Dedelerinden dolayı torunlarını suçlamak adına konuşmuyorum. Ama önemli bir kısmı geçmişte kalan travmaların etkisiyle, Atatürk ve Cumhuriyete karşı ABD ve AB ile her türlü pazarlık ve anlaşmalar yapmaktan çekinmemektedirler. Etrafa bakınca örnekleri bol miktarda görülmektedir. Bunlar, her zaman herkesten çok Müslüman ve herkesten çok demokrat oldular. Ve bir de çok zengin oldular tabi ki.

1806’da Babanzade Abdurrahman Paşa isyanı (Irak).

1812’de Babanzade Ahmet Paşa isyanı (Irak).

1813’de Abbas Mirza İsyanı.[101]

1818-1820’de Zaza aşiretleri isyanı (Güneydoğu Anadolu).

1828-1829’de Muşlu Emin Paşa isyanı. [102]

1830-1833’da Sincar bölgesinde Yezidi isyanı (Hakkari, Revandiz).

1832-1837’de Mir Mahmut isyanı. [103]

1833’de Soran aşireti reisi Mir Muhammed isyanı.

1831’de Bedir Han isyanı (Mardin). Ogannes Çalktrayn ve Stephan Monogolyan adındaki Ermeniler, yabancılar hesabına isyancı Bedirhan’a danışmanlık yapıyorlardı. Bedirhan, bu isyandan sonra Girit’e sürüldü, 1868’de Girit’in Kandiye şehrinde öldü.

1838’de 1. Han Mahmud isyanı.[104]

1839’de Garzan isyanı. (Diyarbakır) [105]

1842-1847’de 2. Han Mahmud isyanı. (son dönem Bedirhan Beyle ittifak yaptılar) [106]

1843-1847’de Bedir Han isyanı. [107]

1847’de Nasturi ayaklanması (Hakkari).

1854’de Sason Ermeni ayaklanması (Batman).

1855’de Zeydan-ı Şir ayaklanması (Yezdanşir, Yezdanşer, İzzettin Şir, Bitlis) [108]

1877-1878’de Bedirhan Osman Paşa ayaklanması (Cizre, Mardin)

1877-1881’de Hakkari’de Nehrili Kadri Şeyhi Ubeydullah’ın, Van’daki İngiliz Konsolosu, Mekke Emiri, Mısır Hidivi ve Rus Çarı ile yaptığı görüşmeler sonunda, 220 kadar aşiret reisini yanına toplayarak “İslam Halifesi”bildikleri Osmanlı sultanına isyan ettiler.[109]

1889’da Emin Ali Bedirhan ayaklanması (Şemdinli, İran)

1895-1896’da Ermenilerin Zeytun ayaklanması (Maraş, Muş ve Civari)

1912’de Bedirhani Halil ve Ali Remo isyanı. [110]

1913-1914’de Molla Selim ve Şeyh Şahabettin ayaklanması (Bayburt).

11.05.1919-18.08.1919’da Ali Batı ayaklanması (Mardin, Cizre, Nusaybin, Savur)

21.05.1919-24.07.1924’de Şeyh Mahmut Berzenci isyanı. (K.Irak) [111]

1919-1922’de Simko İsmail ağa isyanı. (İran, Hakkâri) [112]

26.10.1919-24.12.1919’da Şeyh Eşref ayaklanması (Bayburt, Hart)

1919’da Ali Galip olayı (İstanbul)

20.05.1920-07.06.1920’de Cemil Çeto olayı.

25.05.1920-21.06.1920’de Zile ayaklanması (Sivas)

01.06.1920-08.09.1920’de Milli aşireti ayaklanması (Ş.Urfa, Viranşehir)

06.03.1921-17.06.1921’de Koçkiri isyanı (Zara, Refahiye, Suşehri). Türk Ordusu 11 Nisan 1921 günü isyancı Kürtlerin üzerine yürüyüş başlattı. 3 ay, 45 bin isyancı Kürt çetesi ile çarpışmalar sürdü. 17 Haziran 1921 günü isyancılar teslim alındı. Bu isyanın, Sakarya Meydan Muharebesinden öncesi başlaması Haçlı ordularının planıydı. Muharebeden 2 ay evvel söndürülmesi de Türk ordusunun gayretiydi.

04.09.1924’de Beytüşşebap isyanı. [113]

06.08.1924’de Süryani Hıristiyan Kürtlerin Nasturi ayaklanması (Hakkâri) [114]

13.02.1925’de Şeyh Sait isyanı (Bingöl, Muş, Bitlis ve Diyarbakır)

10.06.1925’de Nehri isyanı. [115]

07.08.1925’de Reştokan-Raman isyanı. (Siirt, Sason, Silvan)[116]

00.11.1925’de 1. Sason isyanı (Batman) [117]

1925’de Zilan aşireti ayaklanması. (Kozluk, Malabadi)

1925’de Şemdinli ayaklanması (Şemdinli, Çukurca, Beytüşşebap)

21.01.1926’da Hazro isyanı. [118]

16.05.1926’da 1. Ağrı isyanı. [119]

1926’da Pervari ayaklanması (Hakkâri, Rubaköyü)

1926’da Guyan ayaklanması (Hakkari, Beytüşşebap)

07.10.1926’da Koçuşağı ayaklanması. (Dersim, Ovacık, Hozat, Çemişkezek)

26.05.1927’de Mutki isyanı. (Bitlis) [120]

13.09.1927’de 2. Ağrı isyanı. [121]

07.10.1927’de Biçar ayaklanması (Lice, Hani, Kulp)

1928’de İt Resül Ağa ayaklanması (Siirt, Eruh).

1929-1930’da Ağrı-Tendürek isyanı (Ağrı Dağı, Erciş, Çaldıran) [122]

26.05.1930’da Savur isyanı. [123]

30.06.1930’da Zilan (Zeylan) isyanı. [124]

21.07.1930’da Oramar isyanı. (Hakkari, Yüksekova, Dağlıca) [125]

07.09.1930’da 3. Ağrı isyanı. [126]

24.09.1930’da Pülümür isyanı. [127]

00.09.1930’da 2. Şeyh Mahmut Berzenci isyanı. [128]

00.11.1931’de Şeyh Ahmet Barzani isyanı. [129]

1934’de Ruban (Buban) aşiret ayaklanması (Bitlis, Mutki)

1935’de Abdurrahman ayaklanması (Siirt, Baykan)

1935’de Sason ayaklanması (Batman Sason).

00.01.1937’de 2. Sason isyanı. [130]

Mart-Ekim 1937’de Tunceli isyanı.[131]

Haziran-Eylül 1938’de Dersim isyanı. (Tunceli, Erzincan, Bingöl)

1983’de bölücü ve yıkıcı PKK terör örgütü eylemleri başladı.

1967’de Molla Mustafa Barzani isyanı (K.Irak) [132]

1979’da İran’da Kürt isyanı başladı. [133]

(PKK faaliyet gösterdiği ülkeler Türkiye, ABD, AB ülkeleri, Suriye, Irak, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Rusya, İran, Ermenistan, Azerbaycan.)[134]

Şeyh Sait İsyanı

13.02.1925’de Bingöl (Genç)’ün Piran köyünde, Şeyh Sait’e bağlı kanun kaçaklarının jandarma birliklerine saldırması ile Şeyh Sait isyanı” başladı.

Falih Rıfkı Atay, Çankaya adlı eserinde: “Bir akşam Atatürk’e davetliydik. Bir aralık yâver Atatürk’e bir şifre getirdi. Şeyh Sait İsyanı’na ait son rapor. Bir cephe düşer gibi Şark düşüyordu. Atatürk yâvere usulca, ’Al bunu Fethi’ye götür’dedi. Başbakan Fethi Bey, oyunun en heyecanlı yerinde gelen şifreye şöyle bir göz attı, ’Sonra bakarız’ deyip geri uzattı. Mustafa Kemal bunun üzerine yaveri yanına çağırıp, ’Şimdi bunu İsmet Bey’e götür’ dedi. İsmet Paşa, şifreyi okur okumaz masadan kalmış ve iskemlesini çekip çare düşünmeye başlamıştı. Mustafa Kemal, uzaktan ’İşte farkları’ diye mırıldandı.”

Olayın başlangıcında Mustafa Kemal, meselenin ciddiyetini anlayıp, Heybeliada’da rahatsızlığı sebebiyle dinlenen İsmet İnönü’yü acilen Ankara’ya çağırmıştı. İnönü ve ailesini bizzat Ankara Gar’ında karşılayan Mustafa Kemal, olayları anlatmak için İsmet Paşa’yı Çankaya’ya götürmüştü. Çankaya’da, İsmet Paşa’ya, Doğu’da  “din elden gidiyor”  bahanesiyle İngiliz destekli provokatif ama ciddi bir ayaklanmanın başladığını söylemişti.

Olayların hızla tırmanması karşısında, gerekli duyarlılığı göstermeyen ve tedbirleri almayan Başbakan Ali Fethi Okyar’ın istifasını isteyen Mustafa Kemal, 03.03.1925’de İsmet İnönü’yü hükümeti kurmakla görevlendirdi. 04.03.1925’de TBMM Takrir-i Sükûn Kanunu’nu kabul etti ve hükümete olağanüstü yetkiler tanıdı. Ayaklanmayla ilgili yayınlara yasak kondu. Daha sonra başka önlemleri kapsayacak şekilde yasaklar genişletildi. Ayrıca Ankara ve Diyarbakır’da İstiklal Mahkemeleri kurulması kararlaştırıldı.

7 Mart 1925′te Diyarbakır kuşatıldı. Gerici Şeyh Sait isyanı Bingöl, Muş, Bitlis ve Diyarbakır vilayetlerine yayıldı. 08.03.1925’de hükümet kuvvetleri tarafından, Diyarbakır’ı kuşatma altına tutan Şeyh Sait kuvvetleri püskürtülerek geri çekilmek zorunda bırakıldı. Şeyh Sait, 11 Mart günü  kuvvetlerini toparlayıp ikinci bir saldırıya girişti ise de başarılı olamadı.

26.03.1925’de geniş çaplı bir sevkıyatın ardından toplu saldırıya geçen ve bir bastırma harekâtıyla, ayaklananların çoğunu teslime zorlayan askeri birlikler, İran’a geçmeye hazırlanan ayaklanma önderlerini Boğlan’da (bugünkü Solhan) sıkıştırdı. İsyancı elebaşlarından Şeyh Şerif ve bazı aşiret reisleri Palu’da yakalandı. 15.04.1925’da Şeyh Sait ve yanındakiler, Varto yakınlarında çok yakın bir akrabasının ihbarıyla, İran’a geçmek üzere iken Çarpuh deresini geçerken yakalandılar. Ayaklanma bölgesi için oluşturulan “Şark İstiklal Mahkemesi” tarafından Diyarbakır’da yargılandılar.

Bu sırada, ayaklanmanın asıl elebaşı, eski Şurayı Devlet (Danıştay) reisi ve Kürt Teali Cemiyeti reisi Seyit Abdülkadir ve 12 arkadaşı İstanbul’da tutuklanarak yargılanmak üzere Diyarbakır’a getirildiler. 27 Mayıs 1925’de yargılanma sonucunda Seyit Abdülkadir ve 5 arkadaşı ölüm cezası verildi ve idam edildiler.
28 Haziran’da yüzlerine karşı okunan karara göre, Şeyh Sait ve 47 yandaşı idama mahkûm edildi. Cezaları 29 Haziran’da infaz edildi.

Şeyh Sait İsyanı ve Musul’un Elimizden Çıkması

24 Temmuz 1923 tarihli Lozan antlaşmasının 1. Bölüm 3. maddesinde, “Türkiye ile Irak arasındaki sınır dokuz ay içinde Türkiye ve Büyük Britanya arasında dostça belirlenecektir. Belirlenen süre içinde iki hükümet arasında anlaşma olmazsa, uyuşmazlık Milletler Cemiyeti Konseyine sunulacaktır.” Denilmektedir.

O ayaklandırma öncesinde Şeyh Sait’in bağlı olduğu zamanın Nakşibendi tarikatı şeyhi ve eski Danıştay başkanı Seyit Abdülkadir‘e [135] bir “…Kürt emareti…” vaadinde bulunmuştur. Yani, bugünkü Güneydoğu Anadolu Coğrafi bölgesinde İngiltere’ye bağlı bir devletçik. Ayrıca 250.000 İngiliz altını vaadi de vardı. Bir kısmı da verilmiştir.

Ayaklanma başlamadan önce, zamanın ayrılıkçı Kürt cemiyetinin en hızlı mensuplarından, “Kör” namı ile bilinen Palulu Şadi, yani “Kör Şadi” İngiltere’nin o zamanki adı ile “Büyük Britanya’nın” Şark Masası memurları ile de görüştü. Bu görüşmeyi haber alan zamanın Türk İstihbarat Servisi’nden bir istihbarat elamanı da İngiliz Şark Masası memuru gibi Kör Şadi ile görüştü ve ihanetini çözdü. Zamanın İngiltere Şark Masası, Kürt Emareti‘nin denize açılması için İskenderun Limanı’nı vermeyi de teklif etmişti. Ama liman ve emaret İngiltere’nin kontrolünde olacaktı.

Belirlenen 9 aylık süre içinde, taraflar arasında anlaşma sağlanamayınca,  İngiltere’nin 6 Ağustos 1924 günü Milletler Cemiyetine müracaatı üzerine, 20 Eylül 1924’de Türk-Irak sınır sorunu Milletler Cemiyeti’nde görüşülmeye başlandı.

İngiltere 6 Ağustos 1924 günü Cemiyet-i Akvam’a başvurarak Musul sorununun ele alınmasını talep etmişti. Nasturi ayaklanması bu başvurudan bir gün sonra başladı!

Nasturi ve Şeyh Sait isyanlarının arka arkaya patlak vermesi, bir rastlantı değildi tabi ki. 29.10.1923’de Cumhuriyetin ilânı, 03.03.1924’de Halifeliğin kaldırılması, 3 Mart 1924’de Tevhid-i Tedrisat (Öğrenimin Birleştirilmesi) Kanunu, 08.04.1924’de Şer’î mahkemelerinin kaldırılması ve 20.04.1924’de Anayasanın kabulünden sonra, Nasturi isyanının arkasından güya İslam isyanı kılığına bürünen Şeyh Sait isyanın patlak vermesi, Irak sınır çizgisinin belirlenmesi sürecinde, Türkiye’nin elini kolunu bağlarken, dışarıda İngiltere’nin elini güçlendirdi. Emperyalist bir gaye güdülerek, Türkiye’nin aleyhine İngiltere’nin lehine olacak şekilde, Milletler Cemiyeti kararıyla Irak sınır çizgisi dağların tepelerinden geçirildi. Bugün PKK ve ABD saldırılarına dahi bu karar kolaylık sağlamaktadır.

Bu isyan listesinden sonra, barış ve kardeşlik adına söylenecek son söz olmaz umarım. Çünkü barış rahmettir, barış selamdır, barış aftır, barış insanlıktır, barış kardeşliktir ve barış emperyalizmi kovacak asıl kaynaktır.

Kürtçülük adına fitne ve fesatlığa karışmış, ayrılıkçı, bölücü, yıkıcı ve teröristlerin tamamı bir araya gelse de masum Kürt kardeşlerimizi kesinlikle zan altında bırakamaz.

Ayrılıkçı Kürt Örgütler
Marksist-Leninist Bölücü Örgütler

- Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO)
- Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri (DDKD)
- Devrimci Halk Kültür Dernekleri (DHKD)
- Anti Sömürgeci Demokratik Kültür Derneği (ASDK-DER)

Bölücü Kürtçü Örgütler

- Türkiye Kürdistan Demokratik Partisi (TKDP)
- Kürdistan Öncü İşçi Partisi (KÖİP-PPKK)
- Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi (TKSP)
- Rizgari Örgütü
- Ala Rizgari Örgütü
- Kawa Örgütü.
- Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları Örgütü (KUK)
- Kürdistan Sosyalist Harekatı (TSK)
- Kürdistan Sosyalist Birliği (Yekitiya Sosyalista Kürdistan–YSK)
- Tekoşin Örgütü
- Kürdistan Kurtuluş Harekatı (TEVGER).
- Kürdistan İşçi Partisi (Partiya Karkaren Kürdistan /PKK)

­­ Bölücü Kürt Öğrenci Cemiyetleri

- Kürt Teali Cemiyeti
- Kürt İstiklal Cemiyeti
- İstanbul Kürt Talebe Cemiyeti

Ortadoğu’da Ayrılıkçı Kürt hareketleri:

Irak

- Irak Kürdistan Demokratik Partisi (İKDP)
- Kürdistan Yurtseverler Birliği (PUK-YNK-KYB)
- Kürdistan Özgürlük Partisi (PÜK)

İran

- İran Kürdistan Demokratik Partisi (İKDP)
- Kürt İşçileri Devrimci Örgütü (KOMALA)

Suriye

- Kürt Sosyalist Partisi
- Suriye Komünist Partisi

kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/…zarid=69&gid=61&sz=9203

 

Ayrılıkçı Kürtçülük Sendromunun Türk Siyasi Hayatına Yansımaları

Ayrılıkçı, bölücü ve yıkıcı amaçlar güden PKK, Kürtçülük sendromu adına silahlı eylem yapan bir terör örgütüdür. Bölge halkı genel olarak sessiz ve sakindir. Sayıca azınlık olan PKK, dehşet ve korku salan eylemleri ile örgütü gündemde tutmaya çalışmakta ve sessiz kalan halkı da bu haliyle baskı altına almaya çalışmaktadır.

15.08.1984 Şemdinli ve Eruh baskınlarından bu yana 25 seneden beri PKK terör örgütü, Kürt kökenli nüfus içinde % 30’luk toplum tabanına ulaşamadı. Demokratik sistemimizde, yasadışı PKK’nın legal siyasi temsilciliğini yapan HEP, DEP, HADEP, DEHAP ve nihayet DTP’nin seçim sonuçları ortada, hep baraj altında kaldılar. İlkin CHP’den seçildiler, buradan ihraç edilince HEP’i kurdular.

1993 yılında yapılan anket verilerine göre, İstanbul’da tespit edilen Kürt kökenli nüfus oranı % 3.9, HADEP’in bu İl de aldığı oy oranı % 4’tür. TUİK (DİE) verilerine göre, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da “ana dili” Kürtçe olan vatandaşların oranı % 28, 2002 seçimlerinde DEHAP’ın bu bölgelerdeki ortala oy oranı % 25’dir. 2002 seçimlerinde ülke genelinde DEHAP 1.960.660 oy almıştır. 2002’de seçmenin nüfusu karşılama oranına göre, DEHAP seçmeninin karşılığı 3.267.766’dır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki 22 İl’de DEHAP toplam 1.041.336 oy alırken, diğer 59 İl’imizden 919.324 oy almıştır.  Bazı iddiaların aksine, Doğu’da yaşan Kürt nüfusun Batı’da yaşayanlardan fazla olduğu ortaya çıktı.

Belirtilen siyasi partiler ülke genelinde % 2 civarında oy aldılar. DTP, 2004 mahalli seçimlerinde kazandığı belediyelere rağmen,  % 10’luk seçim barajın altında kalacağı düşüncesiyle, 2007 genel seçimine girmedi. Bu nedenle, DTP’liler oy alabilecekleri il ve seçim bölgelerinden bağımsız adaylar gösterdiler. 13 il veya seçim bölgesinde aldıkları 730 bin oyla 21 bağımsız milletvekili çıkardılar. [136] Belirtilen 21 bağımsız milletvekili daha sonra DTP katılarak, TBMM’de DTP Grubu oluşturuldu.

TÜİK verilerine göre, 31.12.2007 tarihi itibarıyla, ülke nüfusunun 70.586.000 olduğu belirtilmektedir. Ülke genelinde, seçmen kütüğüne kayıtlı 42.628.359 vatandaştan 35.049.691’inin oyu geçerli sayılmıştır. Geçerli oyların % 5,2’sine isabet eden 1.835.486 seçmen bağımsız adaylara oy vermiştir.

2007 seçimlerinde bağımsızdan seçilen 26 milletvekilinden 21’i DTP grubuna katıldı, 5 milletvekili de bağımsız kaldı. DTP Grubunu oluşturan 21 milletvekili seçildiği 13 il ve seçim çevresinde geçerli (35.049.691) oyların (100*730.000/35.049.691)= % 2,01’ini almıştır.

Ülke genelinde kayıtlı toplam (42.628.359) seçmenle, 730 bin civarındaki (bağımsızdan devreden)  DTP oyunu kıyasladığımızda, % 1 oranında kalmaktadır. Bağımsızdan devren gelen DTP oyları, ülke genel nüfusuna, ülkenin seçmen sayısına ve ülkenin geçerli oylarına olan oranı hiçbir şekilde % 2’yi aşmamaktadır. Yukarıda belirtilen ülke genelindeki toplam bağımsız oylar bile % 5.2 oranındadır.

Hürriyet gazetesinin 2007 seçimlerinde, seçmenlerin nüfusa göre oranın % 79.10 olduğu belirtilmektedir. Ülke genelinde bağımsız adaylara verilen toplam 1.835.486 oy, Doğu ve Güneydoğu’daki 22 vilayette güya Kürdistan lehine sandığa gitmediği iddia edilen 1.447.837 seçmen ve bağımsızdan DTP’ye gelen 730 bin seçmenin  “% 79.10’luk nüfusu karşılama oranı” seçim barajını aşacak miktara ulaşmamaktadır.

Değerli araştırmacı Prof. Dr. Ali Tayyar Önder’in “Türkiye’nin Etnik Yapısı, Halkımızın Kökenleri ve Gerçekler” isimli kitabın 6. baskısının 52’nci sayfasında “Nüfusun büyük çoğunluğunun Kürt olduğuna inanılan bu bölgede (22 İl) anadili Kürtçe olanların oranı (bu illerdeki) toplam nüfusun 1/3’ü dahi değildir. (%28)” denmektedir.[137] Burada Kürt kökenli vatandaşlarımızın çoğunlukla (% 60 civarında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan) 22 İl’de yaşadığı ifade edilmektedir.

“Lekolin” internet adresinde bölücü “Kürdistan Araştırma Merkezi”nin 2007 genel seçimlerinin değerlendirmesinde, güya “Kuzey Kürdistan” olarak belirtilen 22 vilayette [138] kayıtlı 6.694.690 seçmenden, DTP’nin bağımsızdan gösterdiği 20 adayın 641.098 oy (İstanbul–3 bölge hariç) aldığı ve 20 milletvekilinin seçildiği, bu bölgedeki 1.447.837 seçmenin de Kürdistan lehine seçimleri protesto etmek için sandığa gitmediği iddia edilmektedir.

Bu değerlendirmede; Prof. Dr. Ali Tayyar Önder’in kitabında ve “lekolin” internet adresinde belirtilen 22 vilayette dağılımı şöyledir: Adıyaman, Ağrı, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Erzurum, Erzincan, Elazığ, Gaziantep, Hakkâri, Kahramanmaraş, Malatya, Mardin, Muş, Siirt, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Batman, Şırnak, Ardahan ve Iğdır.

22 vilayetin nüfusu: 13.345.879

22 vilayetin seçmeni sayısı: 6.581.063

22 vilayetin geçerli oy sayısı: 5.227.913

22 vilayette sandığa gitmeyen seçmen sayısı: 1.353.150

22 vilayette AKP oyu: 2.870.183 [139]

22 vilayetin AKP milletvekili: 85

22 vilayetin 12’sinde DTP oyu: 641.098

22 vilayetin 12’sinde DTP milletvekili: 20

22 vilayetin 7’sinde CHP oyu: 487.926 [140]

22 vilayetin 7’sinde CHP milletvekili:8

22 vilayetin 4’ünde MHP oyu: 381.867 [141]

22 vilayetin 4’ünde MHP milletvekili: 4

22 vilayetin 2’inde bağımsızdan milletvekili çıkaran oyu: 76.911

22 vilayetin 2’inde bağımsızdan çıkan milletvekili: 2

22 vilayette (20+2)=22 bağımsız milletvekili oyları hariç diğer bağımsız oylar: 251.595.[142]

Kürt Kökenli Vatandaşlarımızın Nüfusu

1993’de KONDA A.Ş. tarafından, Milliyet gazetesi için yapılan araştırmada, Kürtler dâhil bütün etnik grupların genel nüfusun % 5,18 gibi çok küçük bir oranını oluşturduğu belirtilmektedir.

2000 yılında TESEV adına Doç. Dr. Ali Çarkoğlu ve Prof. Dr. Binnaz Toprak tarafından yapılan “din, siyaset ve toplum” isimli ülke genelini kapsayan araştırmada, Kürtçe bilenlerin oranı % 8,5 olarak tespit edilmiştir.

SESAR Strateji Geliştirme Merkezi’nin yaptığı araştırma da ben Kürt’üm diyen ve Kürtçe bilen vatandaşlarımızın oranı % 10’a ulaşmamaktadır.

Yıl Genel Nüfus Türk % Kürt % (a) Diğer %(b)

(a+b) Nüfus Toplamı %

1927 13.629.426 86.40 8.7 4.9 13.60
1935 16.165.450 86 9.2 4.8 14.00
1945 18.790.174 88.33 7.35 3.82 11.67
1950 20.947.188 87.14 8.85 4.01 12.86
1955 24.064.763 89.86 6.97 3.17 10.14
1960 27.754.820 90.69 6.66 2.65 9.31
1965 31.391.421 90.12 7 2.88 9.88
2001 72.000.000 [143] 89.79 8.34 [144] 1.88 [145] 10.22

Bu verilere göre, Kürt kökenli vatandaşlarımızın genel nüfusun % 10’ununu bile oluşturmamaktadır.

1923’den beri yapılan nüfus istatistiklerinde, “Ben Kürdüm ve Kürtçe konuşuyorum” verilerine dayanılarak yapılan bir araştırmaya göre, 2001 itibarıyla, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ana dili Kürtçe olan 5 milyon ve Zaza olan 1 milyon olmak üzere, 6 milyon vatandaşımız bulunmaktadır. Bu rakamı 10, 12, 15 ve hatta 25 milyona çıkaran araştırma ve iddialar da vardır.

Buna göre, Kürtçe ve Zazaca konuşan vatandaşlarımızın, 2007 yılı sonu 70 milyon olan genel nüfus içindeki oranı (6.000.0000×100/70)= % 8.57’dir.

Ancak, sosyolog ve sosyal antropologlar tarafından yapılacak saha (alan) araştırmaları ile TUİK (DİE) tarafından yapılacak istatistikî çalışmaların müştereken çözümlenmesi neticesinde daha objektif bir değerlendirme yapılacağı muhakkaktır.  

Ayrıca, bütün sosyal, ekonomik, siyasi, tarihi, kültürel, coğrafi ve stratejik konuların çözümlenmesinde, nüfus faktörünün tek başına ve nihai bir belirteç olarak kullanılması bilimsel olarak kabul edilemez. Bugün iktisatçı Maltus’un nüfus teorisine dayalı ekonomik sistemin enstrümanları (doğum kontrolü hariç) Dünya’nın hiçbir yerinde kullanılmamaktadır. Bilakis para, sermaye, borsa, ithalat, ihracat, dış ticaret dengesi, döviz (dolar, avro gibi), üretim, yatırım, tüketim gibi serbest piyasa enstrümanları kullanılmaktadır.

Aynı araştırmada, Kürt kökenli vatandaşlarımızın % 40’ından fazlası iş ve ekmek bulmak için Ege, Akdeniz, Orta Anadolu ve Marmara bölgesine gittiği, büyük bir kısmının da buralara yerleştiği değerlendirilmektedir.

Genel olarak, Kürt kökenli vatandaşlarımızın oluşturduğu halk tabanı yerleşim ve yaşayış itibarıyla geçim derdindedir. Sivil örgütsel dayanışmadan yoksun bulunan sessiz halk tabanı, baskı altında kalsa da teröre iltifat etmemektedir. Çünkü PKK, karın doyurmadığı gibi bölgenin gelişmesine de mani olmaktadır.

Barışa, kardeşliğe ve vatanımızın birliğine kim sahip çıkarsa bizim kardeşimiz ve dostumuzdur.

Bizden kopan Ermeniler ile Arap ve Filistinlilerin durumu ortadadır.

Dünyanın Yeniden Paylaşılması, Dünya Ekonomik Krizi Neticesinde

Türk-Kürt Savaşı Çıkarsa?

Kürtler bizden koptuğu ya da koparıldığı takdirde, 1918’den 1948’e kadar geçen 30 sene Filistinliler gibi “Türkleri kovma” mutluluğunu da yaşayamazlar. Bizde bir şey yapamayız o zaman. Bu gün Filistinliler için bir şey yapamadığımız gibi. Kürtlerin vaziyeti Filistinlilerden daha vahim olur. Maazallah. Bir Türk ve Kürt savaşı, Kürtleri yok ettiği gibi, Türklere de zafer sevinci yaşatmayacaktır. (Pirus zafer: Savaşta yenilen taraf kaybeder, ama kazanan tarafta zafer mutluğunu yaşayamaz.)

2007′de ABD başlayan Mortgage krizi, 2008’de büyük bir ABD şirketinin batması (el değiştirmesi)yle başlayan 2. krizin de tetiklemesiyle, 2009’de dünyada büyük bir krizinin ortaya çıkacağı, bugün ABD temsilciler meclisinde kabul edilen 700 Milyar dolarlık kriz paketinin de piyasalardaki olumsuz etkileri gidermeye yeterli olmayacağı, esasen bu krizin 1945’deki Yatla antlaşması gibi yeni bir dünya paylaşımını doğuracağı, mazlum milletleri eskisinden daha vahşice sömüren “yeni bir dünya düzenin” kurulacağı, Ortadoğu’da emperyalist çıkarlar doğrultusunda sınırların yeniden çizilmesi ve güç alanlarının yeniden oluşturulmasına en büyük engel görülen Türkiye’nin büyük bir çöküntü ve güç kaybına uğratılabilmesi için bu krizin etkisiyle sinsice bir Türk-Kürt savaşının sahneye konulması araştırmacılar tarafından muhtemel görünmektedir. Allah saklasın, muhtemel bir pirus savaş, ülkemizde büyük bir çöküntü ve güç kaybına neden olacağı gibi, ülkemiz ve bölge ülkelerinde sınırların yeniden çizilmesi ve “yenidünya düzenine uyumlu edilgen yeni hükümetlerin” iş başına getirilmesi beklenmektedir.

Kürtler kardeşimizdir, vatandaşımızdır, dindaşımızdır.

Allah’ımız, Peygamberimiz, Kâbe’miz, Kur’an’mız, kıblemiz, mihrabımız, minberimiz, camimiz, mezarımız, bayramımız, kandilimiz ve silahla beklediğimiz vatanımız birdir.

Sözümüz, nişanımız, düğünümüz, törenimiz, namusumuz, gelinimiz, duvağımız, davulumuz, zurnamız, oyunumuz, Türkümüz ve nihayet sazımız birdir.

Kız aldık, kız verdik, dünür olduk, dayı olduk, yeğen olduk.

Komşu olduk, akraba oldu, ortak olduk.

Bu ister Kürt olsun, isterse Arap, Çerkez, Zaza, Abaza, Sünni, Alevi veya her hangi bir kişi olsun, fark etmez.

Ülkemizdeki barışı dedelerimiz elbirliği ile kurdu.

Bundan önce de (din, mezhep ve etnik) farklılıklar vardı, bu günde var, yarında olacaktır.

Emperyalist amaçlarına ulaşmak isteyen yabancılar, etnik ayrımcılık, bölücülük ve yıkıcılığı körüklemekte, halkımızın kültürel farklılıklarını kışkırtmakta ve ülkemizi iç çatışmaya sürüklemektedirler.

Emperyalist ülkeler PKK terör örgütü üzerinden, milli (insan, eğitim, bütçe, yatırım, savunma gibi) kaynaklarımızı bize karşı silah olarak kullanmakta, sosyal barışı bozmakta, yatırım ve eğitimi sekteye uğratmakta, geri kalmışlık, sosyal çöküntü ve cehalete sebep olmaktadır. Böylelikle, ülkemizi bir kaç defa içerden vurmaktadır.

Yabancılar kimdir?

Yabancılar: ABD ve AB gibi emperyalist Haçlı ülkeleridir.

Kendi halinde sade vatandaşlarımızdan rahatsızlığımız yok, etnik ve dini kökeni ne olursa olsun. Sokakta, mahallede, köyde, kente, işyerinde, fabrikada, cephede kahvede, okulda kışlada, evde hep beraber yaşıyoruz zaten.

Temel de bir ayrı gayrımız yok.

Eskiden de böyleydi, şimdide böyle olacak ve gelecekte de böyle olmalıdır.

Bu nedenle, Ulu Önder Atatürk ayrım yapmadı, “Ne mutlu Türküm diyene” dedi.

Ama Atatürk, hazır milli devlet kurmuşken, pekâlâ “Ne mutlu Türk olana” diyebilirdi. Fakat böyle demedi.  Bu tarihi ve milli değerler bakımından, “Ben Türküm” veya “kendimi Türk kabul ediyorum” demeyi üniter devlet yapısı için yeterli gördü.

Atatürk ve cumhuriyet, farklılıklarımızı ayrılık unsuru değil bilakis kültürel zenginlik olarak gördü. Mesela İsmet Paşa ve Turgut Özal, aslen Malatyalı olup. Kürt kökenli olduğu söyleniyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar yönetim anlayışında bir sorun yok aslında.

Milletimizin, ben Kürt kökenliyim, anadilim Kürtçe diyen halkımızla bir sorunu yoktur. Tarihteki ayrılıkçı Kürt isyanları ve 25 yıldan beri süren PKK terör hareketinin sözde “Kürdistan”ı kuramamasında, “bu ihaneti kabul etmeyen, ben Türk vatandaşıyım diyen Kürt kökenli vatandaşlarımızın duruşu önemlidir.”

Doğu ve Güneydoğu Anadolu: Ağa, bey, cemaat, hoca, abi, abla, seyda, seyit, molla, tarikat, şeyh, mürit, mürşit, gibi feodal aşiret yapılarından silkinip, akıl ve bilimin aydınlığında şerefli bir vatandaş, eğitimli ve mutlu bir toplum olmadıkça geri kalmışlıktan, gericilikten, yabancıların el atmasından ve terör belasında kurtulamayız.

Sorun içeriden olduğu kadar, dışardan da kaynaklanıyor.

Yabancılar karıştırıyor anlayacağın.

Sana bir mukayese cetveli hazırladım.

Bu ölçüleri iyi bil. Sorunları buna bakarak çözebilirsin.

Son Sözler

Haçlı emperyalizmi, akılcı ve tüme varımcıdır.

Haçlı emperyalizmi, pozitif bilimcidir.

Haçlı emperyalizmi, seküler.

Haçlı emperyalizmi, ırkçıdır.

Haçlı emperyalizmi, bölücüdür.

Haçlı emperyalizmi, yıkıcıdır.

Haçlı emperyalizmi, ayrılıkçıdır.

Haçlı emperyalizmi, kışkırtıcıdır.

Haçlı emperyalizmi, saldırgandır.

Haçlı emperyalizmi, zalimdir.

Haçlı emperyalizmi, soy kırımcıdır.

Haçlı emperyalizmi, doyumsuzdur.

Haçlı emperyalizmi, sömürücüdür.

Haçlı emperyalizmi, sinsidir.

Haçlı emperyalizmi, plancıdır.

Haçlı emperyalizmi, geçmişten ders çıkarır.

Haçlı emperyalizmi, bugünü anlar.

Haçlı emperyalizmi, geleceği kurgular.

Haçlı emperyalizmi, misyoner, tolerans (tahammül, hoşgörü) ve diyalogcudur.

Mazlum milletler, nakilci ve tümden gelimcidir.

Mazlum milletler, batini bilimcidir.

Mazlum milletler, sofistik muhafazakârdır.

Mazlum milletler, kardeştir.

Mazlum milletler, barışçıdır.

Mazlum milletler, merhametlidir.

Mazlum milletler, kanaatkârdır.

Mazlum milletler, gönül ehlidir.

Mazlum milletler, duygusaldır.

Mazlum milletler, uysal ve edilgendir.

Mazlum milletler, saldırgan değildir.

Mazlum milletler, akıl ve bilimi pek kullanmazlar.

Mazlum milletler, geçmişten ders çıkarmazlar.

Mazlum milletler, geçmişi ve bugünü anlamazlar.

Mazlum milletler, geleceği kurgulamazlar.

Mazlum milletler, tebliğci, değerbilir insanlardır.

Mazlum milletler, şerefli ve cömerttir.

 

Cemil Gök

Araştırmacı-Yazar

————————————————————————————————-

Ek Bilgi:

30 Aralık 1918 tarihinde Dahiliye Nazırlığına verilen bir dilekçe ile Kürt Teali Cemiyeti kurulmuştur.

Kürt Teali Cemiyeti’nin Kurucuları

İstanbul’da ileri gelen Kürt aileler, bazı aydınlar ve bürokratlar tarafından kurulmuştur.
Şemdinan ailesinden Şeyh Ubeydullah ve ahfadı
Seyyit Abdülkadir (Kurucu Başkan, Şeyh Ubeydullah’ın oğlu)
Seyyit Abdullah (Şeyh Ubeydullah’ın torunu)
Seyyit Taha (Şeyh Ubeydullah’ın torunu)
Bedirhan ailesinden Bedirhan Paşa ve ahfadı
Mehmet Emin Ali (Bedirhan Paşa’nın oğlu)
Süreyya (Mehmet Emin Ali’nin oğlu)
Celadet (Mehmet Emin Ali’nin oğlu)
Kâmuran (Mehmet Emin Ali’nin oğlu)
Mikdad Mithad Esved (Bedirhan Paşa’nın oğlu)
Bedirhanzade Mehmet Ali (Bedirhan Paşa’nın oğlu)
Bedirhanzade Hasan Nuri (Bedirhan Paşa’nın oğlu)
Halil Rami Bey (Bedirhan Paşa’nın oğlu, Malatya Mutasarrıfı)
Âsaf Bedirhan (Halil Rami Beyin oğlu)
Bedirhan Ali (Bedirhan Paşa’nın torunu)
Baban aşiretinden
Babanzade Şükrü (Ord. Prof. Şükrü Baban)
Babanzade Mustafa Zihni Paşa (eski Hicaz valisi)
Babanzade Fuat Bey
Babanzade Hikmet Bey
Babanzade Aziz Bey
Babanzade Mahmut Bey
Diyarbakırlı Cemil Paşa Ailesinden
Ahmet Cemil Paşa (Cemil Paşa’nın oğlu)
Ekrem Cemil (Cemil Paşa’nın oğlu)
Kadri Cemil (Cemil Paşa’nın oğlu)
Diğer bazı üyeler
Mevlanzade Rıfat (Yüzellilikler listesine alınarak sınırdışı edilmişti)
Ahmet Hamdi Paşa

Said Nursî

Abdurrahim Rahmi Zapsu
Arvasizade Mehmet Şefik
Said Molla (Yüzellilikler listesine alınarak sınırdışı edilmişti)

Kaynak: http://www.tarihibakis.com/kurt-teali-cemiyeti/


[1] Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 2. Cilt, Ankara 1998, s.1150

[2] Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 1. Cilt, Ankara 1998, s.84

[3] Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 1. Cilt, Ankara 1998, s.412

[4] Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 2. Cilt, Ankara 1998, s.1150

[5] Devrimci Doğu Kültür Ocakları.

[6] E. Büyükelçi Ömer Engin Lütem, Lozandan Günümüze Ermeni Sorunu, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü, www.eraren.org.

[7] ermeni sorunu.gen.tr. 13.02.2007

[8] PKK’da İç Hesaplaşma, Mahmut Bulut, Yeni Yüzyıl Gazetesi, 11.12.1998’dan naklen Hüdavendigar Onur, a.g.e., s.48

[9 http://www.airporthaber.com/v3/read.php?newid=7187 http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10094321.asp?gid=233&sz=27801

[10] Ermeni sorunu.gen.tr. 13.02.2007. Dr. Ali Güler, Sevr’den Kopenhag’a Parçalanan Türkiye, Ocak Yayınları, Ankara 2000, s.23

[11] Barzan aşireti reisi Mesut Barzani’nin başkanlığında, Kuzey Irak’ta işbirlikçi Kürt peşmergelerin kurduğu “Kürdistan Demokrat Partisi” (KDP)’dir

[12] Sorani aşireti reisi Celal Talabani’nin başkanlığında, Irak’ın Süleymaniye bölgesinde işbirlikçi Kürt peşmergelerin kurduğu “Kürdistan Yurtseverler Partisi” (KYP)’dir.

[13] Peşmerge: Kuzey Irak’ta “Kürdistan” kurmak isteyen Barzan ve Soran gibi ayrılıkçı aşiretlerin silahlı militanıdır.

[14] Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1998, 2.cilt, s.1499. Manda: Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra (güya) kendilerini yönetemeyen bazı (mazlum) ülkelerin, kendilerini yönetecek bir düzeye erişip bağımsızlıklarına kavuşuncaya kadar Milletler Cemiyeti adına büyük devletlere vekâleten verilen yönetme (sömürme) yetkisi.

[15] http://muzafferdeligoz.blogcu.com/PKK++Hakkinda/

[16] http://www.samanyoluhaber.com/haber-109846.html

[17] 15.10.2008 tarihli Yeniçağ Gazetesi.

[18] İbn Hemmam; el-Musannef, 5/244’den naklen Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, hürriyetim.com.

[19] Zâdü’l-Mead, Beyrut 1981 baskısı, 1/515, 3/107-108’den naklen Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, hürriyetim.com.

[20] Müslim, iman bahsi; İbn Hanbel, Müsned, 1/30, 47’den naklen Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, hürriyetim.com.

[21] Fîrûzâbâdî, el-Kaamûs’dan naklen Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, hürriyetim.com.

[22] Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1994, s.589-591. Incer, de I’lén. V. Atlas LXXIII, LXXIV; Rad. 311-14

[23] Gazeteler

[24] Prof. Dr. Laszlo Rasony, Tarihte Türklük, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1971, s.121

[25] Prof. Dr. Cahit Günbattı, Sümerler, ATASE Yayınları, Ankara 2007. Prof. Dr. Osman Nedim Tunaya, Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1997

[26] Şükrü Mehmet Sekban, Kamer Yayınları, İstanbul 1998

[27] Prof. Dr. Ali Sevim, Malazgirt Meydan Savaşı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1971

[28] Doç.Dr. Azmi Süslü, a.g.e.,  s.24, 222. İbrahim Okur, a.g.e., 1. Cilt, s.154, 158

[29] Liman von Sanders, a.g.e.47, 48, 53, 79, 103

[30] 1. Tümen:Yavuz, Samsun, Taşoz ve Nilüfer. 2. Tümen: Midilli, Berki Satvet. 3. Tümen: Hamidiye. 4. Tümen: Gayret, Muavenet, Samsun mayın gemisi. 5. Tümen: Peyki Şevket.

[31] Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi Sina Filistin Cephesi, 4.Cilt, 1.Kısım, s.795

[32] İsmet Görgülü, s.101

[33] İsmet Görgülü, s.104, 107, 112

[34] T.İ.H.’ne Katılan Tümen ve Daha Üst Kademelerdeki Komutanların Biyografileri, s.1, 16 (*) dipnot. Milli Savunma Bakanlığı’nın 08.04.1935 tarih ve 110648 sayılı tezkeresi üzerine, 09.04.1935 tarihinde Bakanlar Kurulunca onaylanan bir kanunla, tümen ve eşdeğeri birliklere konuta eden “mirliva” rütbesindeki komutanlar tümgeneral ve tümamiral, tugay ve eşdeğeri birliklere komuta eden “mirliva” rütbesindeki komutanlar ise tuğgeneral ve tuğamiral olarak kabul edilmiştir. MSB Arşiv Müdürlüğü, Çanakkale 1915, Ludumlu-Bilkent-Ankara, s.124. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi rütbelerinin çevrilmesi. Müşir: Mareşal ve Orgeneral, Ferik: Korgeneral, Mirliva: Tümgeneral, Miralay: Albay, Kaymakam: Yarbay, Mülâzımıevvel: Üsteğmen, Mülâzımısâni: Teğmen, Zabit Vekili: Asteğmen’dir.

[35] 13.02.1915’de 3’üncü Ordu Komutanı Hafız Hakkı Paşa tifüs hastalığından öldü.

[36] 16.02.1915’de Erzurum Rusların eline geçince, 3’üncü Ordu Komutanı Mahmut Kamil Paşa, 23.02.1915’de kendini yeterli görmediğinden komutanlıktan affını istedi.

[37] İsmet Görgülü, s.115

[38] Sarıkamış Harekâtı öncesi muharebelerde kısman dağılmış olan ve aşiret kuvvetlerinden ibaret İhtiyat Süvari Kolordusu kısmen dağılmış olduğundan geriye kalan kuvvetleri, 22.12.1914’de 11’inci Kolordu’ya bağlı tugaylar halinde 2’nci Nizamiye Süvari Tümeni emrine verildi.

[39] İsmet Görgülü, s.112

[40] 22.12.1914’den önce 13’üncü Kolordu lağvoldu ve birlikleri 3’üncü Ordu’ya bağlı kolordulara dağıtıldı.

[41] Sarıkamış Harekâtı öncesi muharebelerde kısman dağılmış olan ve aşiret kuvvetlerinden ibaret İhtiyat Süvari Kolordusu kısmen dağılmış olduğundan geriye kalan kuvvetleri, 22.12.1914’de 11’inci Kolordu’ya bağlı tugaylar halinde 2’nci Nizamiye Süvari Tümeni emrine verildi.

[42] İsmet Görgülü, s.109. Mart 1915 sonunda Van Seyyar Jandarma Tümeni lağvedildi.

[43] İsmet Görgülü, s.109. Sarıkamış Harekâtı öncesinde Tebriz’i ele geçirdi.

[44] İsmet Görgülü, s.109

[45] İsmet Görgülü, s.113

[46] İsmet Görgülü, s.113

[47] İsmet Görgülü, s.115

[48] İsmet Görgülü, s.116

[49] İsmet Görgülü, s.116

[50] Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi Sina Filistin Cephesi, 4.Cilt, 1.Kısım, s.795

[51] Cemalettin Taşkıran, Ana Ben Ölmedim 1. Dünya Savaşı’nda Türk Esirleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Eylül 2001, s.26

[52] Cemalettin Taşkıran, s.26

[53] Alptekin Müderrisoğlu, Sarıkamış Dramı, İstanbul 1988, 2.Cilt, s.588’deb naklen Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Salgın Hastalıklar 1914-1918, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2005, s.187

[54] Cemalettin Taşkıran, s.27

[55] Cemalettin Taşkıran, s.27

[56] Cemalettin Taşkıran, s.27

[57] Mareşal Fevzi Çakmak, s.232

[58] Cemalettin Taşkıran, s.27

[59] M.Orhan Bayrak, Çanakkale Savaşları, Birharf Yayınları, İstanbul 2005, s.48. İsmet Görgülü, 10 Yıllık Harbin Kadrosu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1993, s.120

[60] Mareşal Fevzi Çakmak, s.161. İsmet Görgülü, s.119, 120

[61] Mareşal Fevzi Çakmak, Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi, ATASE Yayınları, Ankara 2005

[62] İsmet Görgülü, s.105, 109, 111

[63] İsmet Görgülü, s.107

[64] İsmet Görgülü, s.112

[65] İsmet Görgülü, s.115

[66] İsmet Görgülü, s.116

[67] İsmet Görgülü, s.124

[68] Prof. Dr. Hikmet Özdemir, s.136, 142. 1914-1918 arası Kafkas Cephesinde yaralıdan ölüm: 2.968. 1916-1917 arası 2. Ordu’da yaralıdan ölüm: (2.539+210)=2.749. 1914-1918 arası 3. Ordu’da yaralıdan ölüm toplam:3.734 2. ve 3. Orduların yaralı toplamı: (2.749+3.734)=6.483. Çapakçur cephesinde yaralıdan ölüm: (6.483-2.968)=3.515 etmektedir. 25.05.1918’de kurulan Kafkas İslam Ordusu ve 09.06.1918’de kurulan 9. Ordu hastanelerinde yaralıdan ölenler listelerde yer almamaktadır.

[69] Cemalettin Taşkıran, Ana Ben Ölmedim 1. Dünya Savaşı’nda Türk Esirleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Eylül 2001, s.51

[70] Cemil Kutlu, Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’daki Türk Esirleri ve Bunların Yurda Döndürülme Faaliyetleri, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Erzurum Atatürk Üniversitesi, 1997, s.17’den naklen Cemalettin Taşkıran, s.27

[71] Şahadet: tanıklık, Şehit: tanık. Şehitlik kanı: tanıklık kanı.

[72] İsmet Görgülü, s.214-221

[73] Afet İnan, Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazıları, s. 376 – 378

[74] Metin Aydoğan, Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye, Kum Saati Yayınları, 3. basım.

[75] Ahmet Emin Yalman, Vakit Gazetesi 16–17.01.1922

http://www.turksolu.org/92/basyazi92.htm

[77] Afet İnan, Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazıları, s. 351

[78] Atatürk’ün Söylev ve Demeçler, Cilt I. s. 221

[79] Atatürk’ün Söylev ve Demeçler Cilt 2. s. 82

[80] Atatürk’ün Söylev ve Demeçler, s. 276

[82] Cumhuriyet gazetesi, 05.10.1932. Kadri Kemal Kop, Atatürk Diyarbakır’da, s. 4 http://www.balkanskidom.com/showthread.php?t=584. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Tutanağı 22. Dönem 5. Yasama Yılı 100. Birleşim 05 Mayıs 2007 Cumartesi.

[83] 26.10.1932, Diyarbekir Gazetesi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Tutanağı 22. Dönem 5. Yasama Yılı 100. Birleşim 05 Mayıs 2007 Cumartesi.

[85] Cumhuriyet gazetesi, 5.10.1932. Kadri Kemal Kop, Atatürk Diyarbakır’da, s. 4

[86] Diyarbekir Gazetesi, 26 Eylül 1932. http://www.mudafaai-hukuk.com.tr/bulten21.html

[87] Ş. Süreyya Aydemir-Tek Adam C. III. s. 450

[88] Afet İnan-M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, s. 88

[90] Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Tutanağı 22. Dönem 5. Yasama Yılı 100. Birleşim 05 Mayıs 2007 Cumartesi.

[91] Vakit gazetesi, 19.2.1931. Taha Toros, Atatürk’ün Adana Seyahatleri, s. 39

[92] Enver Behnan Şapolyo, 1951 Olağanüstü Türk Dil Kurultayı, s. 54

[94] Uluğ İğdemir, Atatürk’ün Yaşamı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1.Cilt, 1881-1918, Ankara 1980

[95] Ziya Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler, Toker Yayınları, İstanbul 1999

[96] İlhami Soysal, 150’lilikler, Gür Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 1988. Dr. Mesut Fanizade, Hatay’da Kültür, Antakya 1937

[97] Cevdet Türkay, Başbakanlık Arşiv Belgeleri’ne Göre Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar, Tercüman Kültür Eserler Serisi, İstanbul, 1979

[98] P. Tacar, Kültürel Haklar Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye İçin Bir Model Önerisi, Gündoğan Yayınları, Ankara 1996,  s.10–11

[99] P. Tacar, s. 70–71, 73

[100] Fritz, Kürtlerin Tarihi (Çev. S. Şanlıer), İstanbul 1992, s.15

[101] Şevket Süreyya Aydemir’den naklen Taylan Sorgun, Ortadoğu Gazetesi, 01.11.2008

[102] Şevket Süreyya Aydemir’den naklen Taylan Sorgun, Ortadoğu Gazetesi, 01.11.2008

[103] Şevket Süreyya Aydemir’den naklen Taylan Sorgun, Ortadoğu Gazetesi, 01.11.2008

[104] http://tr.wikipedia.org/wiki/Han_Mahmud.

[105] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[106] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[107] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[108] Şevket Süreyya Aydemir’den naklen Taylan Sorgun, Ortadoğu Gazetesi, 01.11.2008. 1855’de Yezdan Şir İsyanı. http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi

[109] Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Güneydoğu Kimliği, Alfa Yayınları, İstanbul 1998.  Şevket Süreyya Aydemir’den naklen Taylan Sorgun, Ortadoğu Gazetesi, 01.11.2008. 1880’de Mahri’li Şeyh Abdullah İsyanı. http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi

[110] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[111] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi. http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCrdistan_Krall%C4%B1%C4%9F%C4%B1

[112] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[113] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[114] http://www.hacker.gen.tr/yasam/13334-osmanli-devleti-ve-turkiye-cumhuriyetinde-cikarilan-kurt-isyanlari.html. İngiltere 6 Ağustos 1924 günü Cemiyet-i Akvam’a başvurarak Musul sorununun ele alınmasını talep etmişti. Nasturi ayaklanması bu başvurudan bir gün sonra başladı.

[115] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[116] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi. http://www.yalniz-kurt.com/htm1/isyanlar.html

[117] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[118] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[119] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[120] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[121] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[122] E.İçişleri Bakanı ve E.Korgeneral Selahattin Çetiner, Birlik Dergisi, Sayı:160, Kasım-Aralık 2005, s.12. http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[123] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[124] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[125] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Oramar

[126] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[127] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[128] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[129] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[130] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[131] http://www.yalniz-kurt.com/htm1/isyanlar.html

[132] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[133] http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_isyanlar%C4%B1_listesi.

[134] E.İçişleri Bakanı ve E.Korgeneral Selahattin Çetiner, Birlik Dergisi, Sayı:160, Kasım-Aralık 2005, s.12. Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Güneydoğu Kimliği, Alfa Yayınları, İstanbul 1998, s.452. Özdemir İnce, Hürriyet Gazetesi, 24 Ağustos 2008  Taylan Sorgun, Ortadoğu Gazetesi, 13.08.2008

[135] Osmanlı döneminde Danıştan Başkanı ve Türk İstiklal Harbi’nde zararlı faaliyetlerde bulunan işbirlikçi Kürt Teali Cemiyetinin başkanı Seyit Abdülkadir, Şeyh Sait isyanın asıl elebaşıdır. Şeyh Sait ise bölgedeki feodal nüfuzunu kullanarak isyanı yürüten elebaşıdır.

[136] Bölücü “lekolin” internet adresinde, sözde Kuzey Kürdistan olarak 22 vilayetten çıkarılan 20 bağımsız milletvekilinin 12 İl ve seçim bölgesine dağılımı; 1 Bitlis, 4 Diyarbakır, 1 Hakkâri, 2 Mardin, 2 Muş, 1 Siirt, 1 Tunceli, 1 Şanlıurfa, 2 Van, 2 Batman, 2 Şırnak ve 1 Iğdır’dır. Tabi ki sözde bölgenin dışında kalan “İstanbul–3 bölgeden” çıkarılan l milletvekili ile birlikte toplam milletvekili sayısı 21 olmaktadır.

[137] Prof. Dr A. Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, s.32

[138] Bölücü “lekolin” internet adresinde, sözde Kuzey Kürdistan olarak belirtilen bölge 25 vilayet olarak bahsedilmekte ise de kanıt olarak gösterilen 5 ayrı bölge haritasında sadece 22 İl’imiz yer almaktadır. İddia ettikleri 25 vilayetin tamamlanması için Sivas, Hatay, Kilis ve Osmaniye gibi illerimizi malum haritaya dâhil ettikleri düşünülmektedir.

[139] Bölücü “lekolin” internet adresinde, sözde Kuzey Kürdistan olarak belirtilen bölgede 90 AKP milletvekilinin 22 vilayette dağılımı şöyledir: Adıyaman, Ağrı, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Erzurum, Erzincan, Elazığ, Gaziantep, Hakkâri, Kahramanmaraş, Malatya, Mardin, Muş, Siirt, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Batman, Şırnak, Ardahan ve Iğdır’dır.

[140] Sözde Kuzey Kürdistan olarak belirtilen vilayetlerden 1 Adıyaman, 1Ardahan, 1 Erzincan, 2 Gaziantep, 1 Maraş, 1 Malatya ve 1 Sivas olmak üzere CHP’nin 8 milletvekili çıkardığı belirtilmektedir.

[141] Sözde Kuzey Kürdistan olarak belirtilen vilayetlerden 1 Erzurum, 1Gaziantep, 1 Kahramanmaraş, ve 1 Kars olmak üzere MHP’nin 4 milletvekili çıkardığı belirtilmektedir.

[142] 328.506-76.911=251.595. Ülke geneli ve 22 vilayetle ilgili seçim rakamları hürriyetim.com, lenkolin.com ve akp.org.tr adresinden alınmıştır.

[143] 2001 yılı TUİK (DİE) verilerine göre ülkemizin nüfusu 72 milyondur.

[144] (% 6.94 Kürt + % 1.4 Zaza)=% 7.08 toplam.

[145] Diğerleri başlığı altında: % 0,83 Arap, %0.35 Çerkes, % 0.28 Laz ve % 0,42 sair topluluklar bulunmaktadır.

Bu başlığı paylaşın

6 comments on “Kürtler Bizim Neyimiz?… ( Kürt Raporu)

  1. Nurcan Uçar diyor ki:

    Bölücülere, devşirmelere iyi bir ders olmuş. Ellerinize, kollarınıza, kaleminize ve yüreğinize sağlık.

  2. SELÇUK AYDIN diyor ki:

    ÇUKUROVALILAR DERNEĞİ ve CEMİL GÖK HOCAMIZI KUTLUYORUZ.ÖRNEK BİR SİVİL TOPLUM KURULUŞU.BİN YAŞA, HELAL SANA ÇUKUROVALILAR.

  3. Çukurova Lobisi Ceyhan diyor ki:

    M.Kemal Atatürk’ün kürt meselesi ile ilgili sözlerini ve görüşlerini raporda dikkatle okumamız gerekiyor.Sanıyorum bu araştırmada en can alıcı yeri burasıdır.Saygılar.

  4. GÜRDAL ERİNÇ diyor ki:

    ÇUKUROVALILAR DERNEĞİNİ AYAKTA ALKIŞLIYORUM.MÜCADELE RUHUNUZU HAYRANLIKLA İZLERKEN,SİZİNLE İFTİHAR EDİYORUM.

  5. fazıl şanlıtürk diyor ki:

    emeği geçenlere gerçekten bir Türk evladı olarak teşekkür ediyorum.

  6. Mehmet Polat diyor ki:

    Müthiş bir araştırma…Çukurovalılar Derneği ve Araştırmacı-Yazar Cemil Gök’ü tebrik ediyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Email
Print