Fransız Parlamentosunda “Gülekli Hatice” Portresi ve 44 Yiğidi ile Karboğazı Destanı

   Ali Alper ÇETİN

    Ey Fransız Parlamentosu! Sözde Ermeni soykırımının reddine ilişkin “İnkâr yasasını” 23 Ocak 2012 günü parlamentonuzdan geçirdiniz. O parlamentoda bir de bizim milli mücadelemizi görüşün bakalım. İşte o zaman gerçek tarihi görecek, yaptıklarınızdan utanacaksınız. Haydi, Karboğazı Destanını parlamentonuza taşıyın da görelim.

     27 Aralık 1918 günü, bir karakış sabahında Fransızlar yüzyıllardır Türk yurdu olan Pozantı’yı işgal ettiler. Fransızlar, yanlarında Ermenileri de getirdiler. Onlar işgalin ilk günlerinden itibaren taşkınlıklar yaptılar. İşgalin ilk günlerinde İşçi Taburu Komutanı Yüzbaşı Mustafa şehit edildi. Halk bu durum karşısında çok üzüldü. Bir yiğit hiç uğruna öldürülmüştü. Fransız bayrakları da kendini göstermeye başlamıştı. Soygunlar, hakaretler, işkenceler gün geçtikçe artıyordu. Gençler ya sürgün ediliyor, ya da tutuklanıyordu. Halk kara kış gününde perişan olmuştu. Ahırlarındaki odunlarına, ambarlarındaki bulgurlarına, evlerindeki unlarına kadar her şeyleri alınıyordu ellerinden. Dur diyen yoktu. Ordu yoktu. Hükümet yoktu. Başlarının çarelerine bakmaktan başka çareleri de yoktu. Çare dağlardaydı. Çare Toros yaylalarındaydı. Yavaş yavaş terk etmeye başladılar Pozantı’yı. Toroslarda ve dağ köylerinde buluştular. Baharla birlikte akın akın Fransızlarla mücadele etmeye başladılar. Ellerinde ne varsa onunla çarpıştılar. Kuvâ-yi Milliyeyi oluşturdular. Daha sonra Mustafa Kemal’in emriyle kurulan Sinan Tekelioğlu’nun komutanlığında milli kuvvetlere katıldılar. Kısa zaman içinde müfrezeleri oluşturdular. Çamalan, Kadirhan’ı, Hacıkırı, Kelebek ve Durak istasyonlarını Fransızlardan kurtardılar. Milli kuvvetlerin birdenbire şahlanışı Fransızları telaşa düşürdü. Ermeniler ise kahroluyorlardı. Toroslarda halk tüm gücüyle milli kuvvetlere destek oldular. Kısa sürede elde edilen başarılar sonunda Pozantı kuşatıldı. Pozantı’nın kuşatılmasından sonra çetin mücadeleler sergilendi. Fransız komutan Menil zor durumda kaldı. Yardım alamayacağını anlayan Menil, Pozantı’yı terk etme kararı verdi.

     “Komutan Menil devamlı surette yardım istiyordu. Yardım bir türlü ulaştırılamıyordu. Adana ve Tarsus’tan Kavaklıhan’a doğru ilerleyen 3500 kişilik Fransız kuvvetleri, milli kuvvetler tarafından hezimete uğratıldı. Modern tanklarını ve silahlarını kullanamadan geri döndüler. Türklerin yaklaşık 10 000 kişilik bir kuvvetle kendilerine saldırdıkları gibi yanlış bir kanıya vardılar. Cephelerden gelen haberler gözlerini korkuttu. Menil taburunun kurtarılmasının imkânsızlaştığını, Pozantı’yı terk etmeleri gerektiğini, ya da teslim olmaları mesajını acı bir şekilde Komutan Menil’e yolladılar. Komutan Menil ise, Mersin’deki Fransız kuvvetlerine ulaşmak amacıyla 26 -27 Mayıs gecesi Pozantı’yı terke karar verdi. Milli kuvvetlere sezdirmemek amacıyla bütün hazırlıklar hareketsiz bir şekilde yapıldı. 25 -26 Mayıs gecesi askerler dinlendirildi. Milli kuvvetlerin şüphelenmemesi için hiçbir şeyi yakmadılar. Seyyar mutfak son yemekten sonra tahrip edildi. Askerlere konserve, et, bisküvi, şeker, kahve ve şarap verildi. Geri kalan bütün eşyalar tahrip edildi. Bütün cephane askerlere dağıtıldı. 7 günlük iaşeyi hayvanlara yüklediler. 9 subay, 696 er, 8 yaralı er ve 8 subay, 44 Rum ve Ermeni, 37 Türk esiri ile iki rehber eşliğinde Kadirhanı Şosesi, İbrahim Paşa Tabyası, Bulgur Madeni yolu ve  Çayır Gediği yolu takip edilerek Mersin’e ulaşmak için yola çıktılar.

     Gece yarısına doğru yola çıkan Fransızlar, Tarsus şosesini takip ettiler. Tekir Yaylasına doğru ilerliyorlardı. İki kervana rastladılar. Bunları, milli kuvvetlere haber vermemeleri için esirler arasına kattılar. Ay ışığı yollarını gayet güzel aydınlatıyordu. Yolun bazı yerlerinde yürüyüşlerini tehlikeye sokacak geniş çukurlar vardı. Yavaş yürüyorlardı. Fakat yürümeleri çukurlar ve taşlar nedeniyle gittikçe zorlaşıyordu. 27 Mayıs gecesi Bulgur Madeni yoluna sarptılar. Çok taşlı ve geçilmesi güç bir sel yatağını takip ettiler. Buralardan hayvanların geçmesi çok zordu. Çok zamanlarını aldı. Sabahleyin yem yeşil bir sahaya indiler. Burada birkaç aşiret çobanına rastladılar. Bunlar Panzınçukuru köyünden Hatice kadın ve Kumcu Veli idi. İlk görüşte Fransız olduklarını anladıkları bu taburdan kaçmayı düşündüler. Kaçınca yakalanıp öldürüleceklerini anlayınca vazgeçtiler. İçlerindeki öldürülme korkusuyla onlara yaklaştılar. Ermeni tercüman Hatice Kadına yakınlarda çetelerin olup olmadığını sordu. O da ‘Biz öyle şeyler bilmeyiz. Çetelerde buraları bilmez’ dedi. Daha sonra onları da yanlarına aldılar. Kumcu Veli’yi kılavuz yaptılar. Hatice kadın milli kuvvetlere et, süt, yoğurt, peynir gibi yiyecek ve giyecek yardımında bulunan bir köylüydü. Her şeyin farkındaydılar. Kuvâ–yi Milliye’nin ateşi onların ruhunda yer etmişti. Hatice kadın ve Kumcu Veli kendi aralarında konuşmaya başladılar. Bir an evvel Fransızların elinden kurtulup milli kuvvetlere durumu haber vermek için fırsat kolluyorlardı. Bir ara Fransızlar susadıklarını, iaşelerinin çok zarar gördüğünü ve yiyecek bir şeylerinin kalmadığını söylemeye başladılar. Günlerdir yollarda perişan olmuşlardı. Bir de bunun yanında açlık kendisini Fransızların bedenin de hissettiriyordu. Menil’in emriyle nereden yiyecek bulabileceklerini Hatice kadına sordular. Hatice kadın, onlara ineklerinin, keçilerinin olduğunu, istedikleri kadar yiyecek getirebileceğini, köylerinde kendilerinden başka kimsenin olmadığını anlattı. Fransızlar, Hatice kadının sözüne inandılar. Menil, Kumcu Veli’nin kalması şartıyla ona izin verdi. Tehlikeli olabileceği korkusuyla yanına kimseyi vermediler. Kumcu Veli ile yaptıkları plan gerçekleşmiş oldu. Hatice kadın hiç durmadan, hızlı adımlarla köye döndü. Durumu Gülek Müfreze Komutanı Gülekli Kemal’e haber verdi. Gülekli Kemal yanına Aydınlı aşiretlerinden 12 kişiyi daha alarak harekete geçti. Toplam 44 kişi olmuşlardı. Kısa zaman içinde dağ yollarını takip ederek Fransız taburuna yetiştiler. Onları sessiz bir şekilde takip ettiler.

     Kırk dört Türk mücahidine teslim olduğunu öğrenince aklı başından giden Fransızların kahraman komutanı Menil, günlerce kahrından kendini yedi. Jandarma Komutanı Hasan Akıncı ile teslim protokolü imzalan Fransız komutan Menil askerine ‘Şerefli Türk ordusuna teslim oluyorum. Canınız ve güvenliğiniz koruma altındadır’ dedi. Teslim olan Fransız kuvvetlerine vefakâr Türk köylüleri bulgur pilavı ve ayran ikram ettiler. Evrensel insan hakları beyannamesi olan fakat o beyannameye bir türlü sadık kalmayı beceremeyen Fransızlara insanlık dersi verdiler. Menil, Milli Kuvvetler Komutanı Sinan Tekelioğlu ile görüştü. Kendisinden önce esir düşen eşi ile görüştü. Bir süre karargâhta kaldıktan sonra Kayseri’ye sevk edildiler. Bir orduya değil, rütbesi dahi olmayan Kırk dört Türk mücahidine teslim olduğunu öğrenince kıpkırmızı oldu. O artık bir zavallı idi. Binbaşı Menil, Fransızlar Adana’yı terk ettikten kısa bir süre sonra o da Paris’e döndü. İçinde kırk dört mücahide esir düşmenin acısı büyüdükçe büyüdü. Verem oldu. 1924 yılında genç yaşta öldü.

     Gülekli Kemal ve müfrezesine Menil taburunun yerini söyleyen Gülekli Hatice, yaptığı kahramanlıkla Çukurova’da kurtuluş mücadelesinin kader noktası oldu. Menil taburunun esir edilmesinde çok büyük bir paya sahip olan bu Yörük kadını Panzınçukuru köyündendi. Hasan Ağa’nın karısıydı. Milli kuvvetleri elinden geldiği kadar desteklemeyi hiç ihmal etmeyen Hatice kadınının yaptığı fedakârlıklar Karboğazı baskınından sonra da devam etti. Tarsus cephesinde Derviş Ağa ve Emin Ağa müfrezelerinde mücadele etti. Sinan Tekelioğlu ile görüştü. Sinan Tekelioğlu kazanılan zaferi Mustafa Kemal Paşa’ya bildirdi. Hatice kadının yaptığı kahramanlıktan bahsetti. Mustafa Kemal’in ağzından şu sözler döküldü… “Bir Türk dünyaya bedeldir ”

     Karboğazı baskını Mustafa Kemal’e Ankara Anlaşmasını yaptıran büyük zaferdi. Güney sınırımız bu zaferle çizildi. Gülekli Hatice’nin ve kırk dört Kuva-yi Milliyecinin bu zaferinin yaşandığı yere Karboğazı Kahramanlık Anıtı yapıldı. Her yıl Ağustos ayında burada geleneksel olarak Karboğazı şenlikleri yapılmaktadır. Gülekli Hatice gibi kadın kahramanlarımızın anılarının yaşatılması için Adana’nın Atatürk Parkına “Kahraman Türk Kadını Heykeli” yapılmıştır. Atatürk bu anıtı 19 Kasım 1937 günü ziyaret etmiştir.

     Sözde Ermeni soykırımının reddinde ilişkin, henüz Fransız parlamentosundan geçen “İnkâr yasası” Fransız tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Parlamentolar tarih yazmaz. İşte böyle, tarihi Gülekli Hatice, onbaşı dahi rütbesi olmayan 44 mücahidimiz yazar. Öyle ki, Fransız Menil ile teslim protokolü imzalayacak, rütbesi bile olmayan kahramanlarımız yazar.

Ali Alper Çetin

Çukurovalılar Derneği Genel Başkanı

[1] Yusuf Delikoca, Çukurova Kahramanları, 2010
[2] Bu makale Çukurova Lobisinin Ocak-2012,  29-30-31 sayılı dergisinde yayınlanmıştır.

				

5 comments on “Fransız Parlamentosunda “Gülekli Hatice” Portresi ve 44 Yiğidi ile Karboğazı Destanı

  1. mustfa kuncü dedi ki:

    babam Niğde bor kazasından Ahmet küncü bu savaşa iştirak etmiştir şöyleki adana Fransızlar tarafından işgal edilince yerli ermeniler bir çok türk gencini çeşitli tuzaklarla şehit etmiştir babam Ahmet ağanında adanada bir ermeni tanıdığı vardır ikiside deri ticareti yapmaktadır o ermeni bir gün babama Ahmet ağa adana işgal edildi buranın düzeni bozuldu elimdeki derileri sana ucuz fiata satayım ben kayseriye gideceğim diyor babamda derileri almak için ermeninin deposunun olduğu büyük bir hana gidiyorlar han dörtgen yapılmış iki katli alt kat ahırlar üst kat yatmak için odalar şeklinde üst kata çıkıyorlar ama odaların bütün camları siyah perde ile kapatılmış çok ağır kokular var herhalde derilerdendir diye düşünüyor ermeni önde babam arkasında giderken pencerenin birinde perde biraz açılmış camdan içeri bakıyor ne görsün öldürülmüş insan cesetleri ermeniler genç türkleri buraya getirip öldürüyorlarmış babamda herhalde bu gavur benide öldürmeye getirdi diyerek belinde bulunan hançerini çekiyor eline alıyor bu sırada bi kapının önüne varıyorlar ermeni kapıyı açıyor buyur geç Ahmet aga diyor babam içeri bakıyor birkaç ermeni silahlarını çatmış masanın başında oturuyorlar babam hemen hançerini önündeki ermeniye saplıyor ve hemen balkondan avluya atlayıp kaçmaya başliyor peşinden ateş ediyorlar ama vuramıyorlar ordan kurtuluyor yolda bir türk polisi görüyor ona olayı anlatıyor poliste babama elimizden bişey gelmiyor hertaraf işgal altıda sen canınını kurtarmışsın kaç diyor bunu üzerine babamda parasını verip birsilah alıp kuvayi milliyeye katılıyor işte karbogazı savaşında bulunanlardan biriside bu borlu Ahmet ağa esirleri inceledim ne göreyim beni öldürmeye götüren ermenide esirler arasında kafir o yarayla ölmemiş iyileşince Fransız ordusuna katılmış şidide bize esir düşmüş beni görünce ne olur Ahmet ağa yalvarırım beni kurtar diye ağlamaya başlamış babamda peki demiş müfreze komutanına bunu bırakalım demiş komutan nasıl olur Ahmet ağa bukafir ermeni ekmağimizi yedi bize kurşun sıktı olmaz senin hatırına burda on Fransız bırakırım bunu asla bırakamam demiş babam çok israr edınce pekala günahı senın boynuna demiş ermeniyi bırakmışlar ermeni sevincinde babamın ayaklarına kapanmış babamda tamam durma kaç demiş ermeni sevınçle kaçmaya başlamış babamda hemen tüfeğini kaldırmış bir atış tam kafasından vurup ermeniyi gebertmiş bütün çeteler şaşırmış yahu Ahmet ağa bu nasıl iş admı yalvardın bıraktırdın şimdide geberttin bu ne iş demişler babamda olanları anlatmış bu kafir çok türkün katilidir benide öldürecekti ama ben kurtuldum allah intikam almam için burda karşıma çıkardı bende önce sevindirdim sonrada intikamı geberterek aldım demiş ruhu şad olsun elfatiha

    • baskan dedi ki:

      İlginç bir hikaye. Ahmet Ağa ve tüm kahramanlarımızın ruhları şad olsun. Aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyoruz. Kabirleri nur, mekanları Cennet olsun.
      Ali Alper ÇETİN

  2. Selçuk Aydın dedi ki:

    Çukurovanın Milli kahramanlarını tanıtarak onları gelecek kuşaklara aktaran, tarihimizin bilinmeyenlerini ortaya koyan Çukurova Lobisi dergisi yöneticilerini tebrik ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.